27 Haziran 2008 Cuma

GÜNÜN SÖZÜ...

"Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür..." ARISTOTELES

MUTLULUK NEREDE ACABA???


İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış... Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler... 'Saklayalım, zor bulsunlar... Zor buldukları için belki kıymetini bilirler' diyerek başlamışlar tartışmaya... Sorun büyükmüş... Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü... Kimisi: 'Everest'in tepesine saklayalım' demiş, kimisi: 'Atlas Okyanusu'nun dibine demiş. Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası... Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi.. Sigara paketi, lale bahçesi... Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri: 'İÇLERİNE SAKLAYALIM' demiş... 'Kimsenin aklına gelmez içine bakmak! ! ! ' İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış... Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü... Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk... Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde... Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun... Siz dışını boşverin, içine bakın...

kaynak. bilgipasajı.com

26 Haziran 2008 Perşembe

GELİNLİKLERİN RENGİ NEDEN BEYAZDIR??

Çocuk annesine sormuş: 'Anne gelinlerin giysisi neden beyaz renkte?' Annesi cevaplamış: 'Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.' Çocuk tekrar sormuş: 'Peki o zaman damatlar neden siyah giyiyorlar?
Eski Roma'da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktoria bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönemahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.
kaynak: gorselsanatlar.org

GÜNÜN SÖZÜ...(kaptana ithafımdır.)


"Hiçbirşey için "BENİMDİR" deme, sadece de ki; "YANIMDADIR" Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, ne de keder... DAİMA SENİNLE KALMAZ..." H. Lawrence

23 Haziran 2008 Pazartesi

GÜNÜN SÖZÜ..


Dört şey geri gelmez ..atılan ok, söylenen söz, kaçırılan fırsat ve geçen zaman . ...

ŞU ÇILGIN TÜRKLER...

Bugünlerdeki en güzel mutluluk milli takımın gösterdiği başarı...Umarım başarılarına yenilerini ekler...Eeeee dünyanın (şu an itibariyle) ilk dördünde olmakta büyük başarı...

19 Haziran 2008 Perşembe

İLK KEZ MİMLENDİMM...

İlk kez mimlendimm.Biraz geciktim ama Sevgili FLAME'ye teşekkür ediyorumm..Konu benim açımdan pek iç açıcı olmasada yazmak belkide beni rahatlatacak...Bir kaç ay öncesine kadar maddi anlamda olan ne varsa elimizden gitti.Eşimin işlerinin bozulması nedeniyle ne varsa kaybettik maleseff..Evliliğimiz boyunca yapmaya çalıştığm birikimleri yanlış kararlara ,yanlış insanlara heba ettik..Bunun yanı sıra mutluluğumuzu ,güzel yuvamızı,kendimize güvenimizi,en önemliside evliliğe olan saygımızı kaybettik...Güzel olacak hayalleriyle başlanan bir iş hüsranla sonuçlandı ve faturası sadece bana ve çocuğuma çıktı...Bu kadar olumsuzluğa rağmen evliliğimi kurtarmaya çalışsamda artık ne sinirlerim ,ne olumsuzluklar nede eşim buna fırsat vermedi...Evliliğimde dün itibariyle bitmek üzere ya da bitti...Manevi anlamda geride kalan sağlıklı bir evlat ve ailem kaldı...Bundan sonrası için beni neler bekliyor bilmiyorummm..Yalnız hayatta gerçek olan tek şey insanın sağlıklı ve huzurlu olması gerçek servet bu...Annem hep derki -İnsanın ne yediği önemli değil,yemeği nasıl yediği önemli..istersen sofranda soğan-ekmek olsun ama huzurla yensin...Allah kimsenin mutlu yuvasını bozmasın ama kişilerde bu mutluluğu bozmamak için temkinli ve tedbirli olsunn.Sanırım benimde birini mimlemem gerekiyor...Bende HAMARAT ANNE 'yi mimliyorum tabiii kabul ederse...


Not: Arkadaşlar biliyorum mim konuları eğlenmek amaçlı yapılıyor güzel birşeyler yazmak isterdim fakat durumum sizinkilerden çok farklı olduğu için ne varsa "içimden geldiği gibi " yazdım...Rahatsızlık verdiysem şimdiden özür dilerim...



1

17 Haziran 2008 Salı

GÜNÜN SÖZÜ..

"Sen ne kadar doldurursan doldur karşındaki kabı kadar alır..." Mevlana

ATATÜRK 'ÜN BİLİNMEYENLERİ


"ATA" LAFINI SEVMEZDİ"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.


EN SEVDİĞİ YEMEK Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.


EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.


BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü "Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.


KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.


TAM BİR SALON ADAMI En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.


GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.


DOLABINDA LACİVERTE YER YOKTU Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.


ÖLÇÜLERİ Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.


RUMELİ ŞİVESİ Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.


HAZİN BİR HİKAYE Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.


CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.


KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.


DÜZEN TAKINTISI VARDI Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.


HOŞGÖRÜLÜ LİDER Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.


SİGARA PAZARLIĞI Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti: "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".


"BU NASIL HALKÇILIK?"Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.


"LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!


"KURBANLARI BAĞIŞLARDI Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.


YABANCI DİLE MERAKI Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.


FASULYESİNE POKER Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.


KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.


KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: "T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".


BİR RİCASI BAŞ TACIDIR Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.


BİLARDO VE YÜZME Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.


EN BAŞARILI DERSİ Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.


YAĞCILARA GECIT YOK Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.


SON YILBAŞI GECESI1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.


KÖSKTEKİ GÜVERCİNLİK Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

16 Haziran 2008 Pazartesi

GÜNÜN SÖZÜ...


" Her şeyin yok olduğunu düşündüğünüz anda, gelecek hâlâ yerindedir."Bill Cosby

BEN SÖYLEDİM AYDIN AMCA YAPTI...

Burcumdan dolayı sanırım eskiye olan merakım hiç bitmedi.
Antika bir şey gördüm mü hiç dayanamam.

Aydın Amca ile tanışmamız bir tesadüf sonucu oldu hobi amaçlı başladığı işte, profesyonel olduktan sonra dükkan açmış.
Kim elinde eski ne varsa getirmiş kimisini onarmış kimisini kendi satın almış.
Dükkan o kadar ilginç şeylerle dolu ki...
Tozlu olmasına rağmen içerde gezmeye bayılıyorum.

--Aydın amca bu ne ?? diye sorduğumda başlıyor anlatmaya...
Dinlemek elimdeki nesnenin ne olduğu nasıl bu hale geldiğini anlamak beni şaşırtıyor.
Genelde ağaç işleriyle ilgileniyor onları zımparalıyor, temizliyor ,cilalıyor derken müthiş yepyeni bir şey çıkıyor ortaya bir sandalye bakıyorsunuz kırık dökük onun elinde tekrar can buluyor.

İşte bu sandıkla geçen yıl tanışmam böyle oldu bir köşede öylece sus pus oturmuş yenilenmeyi bekliyordu sanki.

Toz içindeydi içindeki canlılar --hayır burası artık bizim evimiz rahatımızı kimse bozamaz der gibiydi:)) 
Neyse Aydın Amcaya ne istediğimi anlattım o da sağolsun tam istediğim gibi bir şey yaptı.
Bu yaşlı sandığa tekrar can verdi şimdi evimizin bir köşesinde öyle bir kuruldu ki her gelen bakmadan geçemiyor.

1

BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR...

Dün gece maçın nasıl sonuçlanacağını merak ederek geçirdim.Veeeeeee sonuç muhteşem oldu...Maç izlerken yaşanılan heyecan ve süprizlerr müthişti...Biz öyle bir milletiz ki kafamıza koyduğumuzu hırsla ve yüreğimizle istersek alıyoruz tüm engellemelere rağmen...:))Bir kez daha gurur duydum...
Arda Turan daha önceki maçta olduğu gibi takımı gene ateşledi kilit noktası o oldu...Nihat Kahveci ise işi sonuca bağladı...Bu çocuklar akıl ile oynuyorlar artık tescillendi...Kaldıki rakip güçlüydü ama bizim takım gençti ve yaşlı Çek Cumhuriyeti karşısında istediğini aldı.
Maç 90 dakika sonuç ne kadar kötü olursa olsun ümidi kaybetmemek gerekiyorbize bunu kanıtladılar...Emeği geçen herkese tüm Milli Takıma sonsuz teşekkürler... "Esas Adam" Arda Turan "Nihat Kahveci"
1

12 Haziran 2008 Perşembe

TEBRİKLER ÇOCUKLAR..


Arda'nın son dakika golü muhteşemdi...

GÜNÜN SÖZÜ...


"İnsan gençliğinde öğrenir, yaşlandığında anlar." E.Eschenbach

NESRİN'İ DÖVEN ELLER KIRILSIN...


"Kocaeli'nin Darıca ilçesinde, ultrasonda bebeğin cinsiyetinin kız olduğunu öğrenen kişinin, 5 aylık hamile eşini dövdüğü iddia edildi. Kadın hastaneye kaldırılırken, gözaltına alınınan eşi ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.Coskun Ç. (24), 5 aylık hamile eşi Nesrin.Ç.(24) ultrasonda bebeğin cinsiyetinin kız olduğunu öğrendi. Çoşkun Ç. eve geldikten sonra bebeğin cinsiyetinin erkek olmamasından dolayı tartıştığı eşi Nesrin Ç'yi dövdü. Yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar oluşan genç kadın Gebze Devlet Hastanesindeki tedavisi altına alındı."
Bu haberi okuduğumda inanamadım...Öfkelendim kendimce.Hamile olduğumu öğrendiğimde içimden kız olur inşallah dediğimi ,ilerleyen zamanlarda da sağlıklı olsun önemli olan o desemde içimde ihtiras yaptığımı hatırlıyorum...Ailece ne sevinmiştik cinsiyeti kız diye...

Bebeğin cinsiyetini baba belirler...Ama hala bunu bilmeyen cahil kafalar olduğu müddetçe gazatelerde böyle çokkkk haber okuruz...Zaten aylarca sürecek beden yorgunluğuna,hormonların vermiş olduğu duygusal değişime katlanan kadınlar birde böyle kötü muamele ile karşılaşınca ne yapar? Söylenecek o kadar çok şey varki gelin görünki kafamı toparlayıp onu bile yazamıyorum...

Üzgünüm elimden hiçbirşey gelmedi ben bu haberi sadece okudum ve sizlerlede paylaşmak istedim.:((1

11 Haziran 2008 Çarşamba

YEŞİMCİĞİME TEŞEKKÜRLER...


Canımmm sağduyum, ne iyi yaptımda senin sözünü dinledim şu bloğu açtımm.. Sıkıntılı geçen şu günlerde yazarak kafa dağıtmak,başka şeyler düşünmek bana çokk iyi geldi...Bu arada birkaç tanede arkadaşım oldu...:))) Şimdi kendimi biraz daha rahatlamış hissediyorum...Umarım mutlu günlerime tekrar dönerim.Km'lerce uzaktada olsan İyiki varsın...1

BUNDAN ÖNCEKİ HAYATIMDA KESİNLİKLE İTALYANDIM..:))

Herkesin hayatında hayır diyemiyeceği şeyler vardır.Diette olduğum zamanlar hariç herzaman makarnaya evetttttttttt....
(not:sevgili flame, bunları ben yapmadım sadece netten buldum ve bakmakla yetindim.:((( bellimi olur yakında senden güzel bir makarna tarifi gelir...)






BU AY EN ÇOK TIKLANAN RESİMLER..




10 Haziran 2008 Salı

TÜRKİYE'DE AKILLI TÜKETİCİ OLMAK...


Biraz önce biten ütü sonrası yazmaya karar verdim...Nedenmi??? Hemen açıklıyayım...
Herkes güzel giyinmeyi sever..İmkanı el verdiğince kaliteli olsun ister...Ama ne yalan söyliyeyim ben güzel giyinmenin herzaman kaliteli giyimden geçmediğine inananlardanım...İşte bu fikrimi doğrularcasına biraz önce yaptığım ütü bunu birkez daha kanıtladı... Güzel giyinmek uğruna aldığımız markalı ,çeşit çeşit,modellerdeki gömlekleri ütülemek resmen eziyete dönüştü...Hemde öyle böyle değil yurtdışında rağbet gören markalardan tutunda,büyük hipermarketlerin bilmem kaç bin dolar kira ödeyen büyük mağazalarından dünyanın parası verilerek alınan güzelim gömlekler daha ilk yıkamada fosss çıktı..En yüksek derecede ütülesende, eşim “hafif nemliyken ütülenmeli” desede açılmıyor gömlekler...Şimdi mantıken çok para vererek aldığınız bir malın en iyi kalitede olması beklenir değilmi???Yani en’leri olmalıdır...”En kaliteli kumaş” “En rahat ütülenen gömlek” “En....” vs... böyle bir beklenti içine girmemiz normal değilmi?? Eeee hani nerde???Bu kaliteli dediğimiz gömleklerin içinde bir tanesi varki ,günlük kullanmaya diye orta halli bir mağazadan alınan müşfik,uslu,hiç zorluk çıkarmayan biricik gömlek kaçıncı kez yıkanmasına karşın ilk günkü gibi düpdüzgün insanın karşısına çıkıyor işte....Aynı örneğe benzer , artık model takip edemediğim cep telefonu cennetine dönen güzel ülkemde herkes,bakkaldan ekmek süt alır gibi cep telefonlarını değiştirmekte,bir üst model çıktığında iki gün önce aldığı sıfır telefonları ikinci elden satmakta...İstemesemde bende aşırı ısrarlara dayanamayıp bu hataya düştüm. Gene aynı konu daha pahalı, daha bilmem Mbsi yüksek,daha fonksiyonlu diye gittik sattık ...Aldık bilgisayar donanımlarına sahip telefonu...Şarjının bir gün bile gitmediğinemi yanarsın,videonun sadece 9 sn’ye çekim yapabildiğinemi ,yoksa(bugün farkettim) kronometresi olmadığınamı... Sonradan program yükleniyormuş da,kameranın süresi uzatılıyormuş da gidip bunlarla kim uğraşacak??Birde mesaj çekerken türkçe karakter(ü,ö,ş,ı,ç,ğ) kabul etmez tek mesajı 2 yada 3 mesaj halinde gönderir bu yeni model cep telefonları...Eeeee şimdi bu ne demek oluyor???Oysa 20 sn çekim yapan,kronometreli,şarjı 3-4 gün giden,mesaj çekerken beni üzmeyen cep telefonum nerdesin??Seni sattığım için çok pişmanım...Özledim seni...
Biliyorum bütün bunlar akıllı tüketici olmadığım için başıma geldi.Keşke alacağım ürünlerin önce ihtiyaçlarıma cevap verecek şekilde olmasına dikkat etseydim vede uyanık davransaydım,Türkiye’de herşeyin en pahalıda olmadığını
anlasaydım... 1

TÜRKİYE’DEKİ SİYASETÇİ ANOTOMİSİ

Ülkemizin kaçınılmaz kaderi bu baştaki siyasetçilerin anlamsız ve uzun konuşmaları...Sorduğunuz sorulara cevap alıncaya kadar size acı çektirirler.Dinlersiniz can kulağıyla anlamaya çalışırsınız kafanız bulanır bulanır bulanır... Anlamış görünür kafa sallarsınız.Sonuç herzaman kocaman bir sıfır olur bunuda ya o zaman anlarsınız ya da seçim zamanı.
Bu eşi bulunmaz nadide topluluk bir araya geldiğinde belli başlı karekteristik davranışlar sergiler.Mesela seçim zamanı yaklaştığında en çok kullandıkları belli başlı kelimeler “Halk” “Global” “Vatandaş” vb.olur Sorduğunuz ya da beklediğiniz her cevabın başında demokratik kelimesinide bulabilirsiniz.Bu çok sık kullanılan kelimeler seçimler bittiğinde lügattan çıkarılır.Artık oylar cebe konmuş,ülkenin kasasında kalan son paraları cebe indirme sırası gelmiştir(tabi o da kaldıysa...)
1

9 Haziran 2008 Pazartesi

GEÇMİŞE DÖNÜŞ...

Eşimin berberinin 7 yaşında bir kızı varmış.Evde boş kaldığı vakit babasının eski kasetlerini teybe koyup dinliyormuş...

Bu öyle bir hal almış ki 7 yaşındaki çocuk babasının yıllar öncesinde hayranlıkla dinlediği İlhan İrem'in fanatik bir hayranı olmuş...

Başlamış babasına sormaya -Baba İlhan İrem şimdi nerde ?? Niye artık kaset çıkarmıyor??Neden televizyona çıkmıyor??Babası cevap vermiş --Belkide artık televizyonlara çıkmayı saçma buluyordur.

Ekranlardaki saçmalıkları izledikçe müzik yapmakta içinden gelmiyordur diye...

Bu arada küçük kız İlhan İrem'in konser vereceğini duymuş.Koşmuş babasına baba ne olur bilet alalım diye..

Sonunda muradına ermiş konsere gidip kendisini yakından görme fırsatı bulmuş.Bu olayı geçen ay eşim anlattığında kendi kendime tebessüm ettim...

Evet bir zamanlar İlhan İrem vardı şimdi nerelerde acaba ??dedim bu yaşta fanatik bir hayranı olduğunu bilse ne yapar ne düşünür?

Sonra kafamdan 80'li yıllarda kimler vardı diye düşündüm??Ben 74 doğumluyum daha küçükler belki hatırlamaz...

Tek kanallı televizyonların olduğu dönemde kimler vardı??Mesela Coşkun Evcim Dans Grubu vardı...
Gerçi genç yaşta rahmetli oldu kendisi.Sonra onun kızkardeşi lastik kız Yasemin Evcim ??Çiçek Abbas'tan hatırlayanınız varsa Pembe mutlu vardı ona ne oldu?? Şimdi nerde?? Melike Zobu?? Yada Burçin Oraloğlu?? Sonra bu düşüncelerim dahada büyüdü büyüdü...
Adile Naşit'in "uykudan önce" programı geldi aklıma saat 8'de izleyip yatağa öyle giderdi kardeşimm...
Cenk Koray'ın --kutunuzu açıyorum yarışma programı belkide televizyonda yarışma anlamında ilk izlediğimiz programdı...Sonra çizgi flim WOLTRAN..."Güççç bende artıkkkk" diyen He-Man...80'li yılların sonlarına doğru Levis 501 kot çılgınlığıı...Dallas'ta herkesin gözü çıksın diye beddua ettiği Ceyar..Yaa acaba böyle bir arabam olsa neler yaparım dediğimiz "kara şimşek Kit"...Ömürde böyle çile çektiği görülmeyen "Köle İsaura"...
Anket defterlerimizi süsleyen Modern Talking ,Samantha Fox ,George Michael,Duran Duran ... bir reklam daha geldi şimdi aklıma Lee Cooper reklamı ..Uvaaa Uvaaa...diye bağıran bir grup.
Okul kantininden yada bakkaldan aldığımız leblebi tozu ne garip bişidiii...yada içinden karikatür çıkan penbo sakızlar..Ha birde Mabel en favori olanı oydu benim için ..
Yalnız hep içimi karartan ve günlerden pazar olduğunu hatırlatan tek program vardıki rahmetli Hikmet Şimşek yönetiminde "Pazar Konseri" nedendir bilmem o program çıkınca televizyonu kapatma isteği ve ödevlerime doğru yöneliğim günleri hatırlıyorum şimdi.
Zaman su gibi akıp geçiyor bellimi olur belki yıllar sonra bir bakmışım yıl 2028'i yazıyor olurum... Coşkun Evcim ve Dans Grubu


Melike Zobu

Burçin Oraloğlu


1