30 Kasım 2008 Pazar

LEPTOSPİROZ NEDİR ?

Günlük hayatımızda sıkça karşımıza çıkacak bir konu olduğu için ekliyorum.Bence mühim bir konu..
"Kısa süre önce bir kadın son derece önemsenmeyen bir sebepten dolayı hayatını kaybetti. SEBEP!...Hayatını kaybeden kadın haftasonu piknikteyken, bir kutu içeceği (Fanta, Kola vs.) kutusundan içti.Aniden fenalaşan bayan, pazartesi günü Lozan'daki CHUV'ye sevk edildi ve Çarşamba günü vefat etti. Otopsi sonucu Leptospiroz fulgurante'den öldüğü anlaşıldı. Yanında bardak götürmemişti ve içeceği direkt kutudan içmişti. Kutular kontrol edildiğinde, kutularda fare urini (idrarı) bulunduğu, yani Leptospiras ile kirlendiği ortaya çıktı. Muhtemelen kadın, kutunun ÜSTÜNÜ TEMİZLEMEDEN AĞZINA GÖTÜRÜP İÇMİŞTİ... Kutunun üstüne Fare urini (idrarı) bulaşmış ve kurumuş ki( bu zehirli maddeler içermektedir) bu da Leptosiproz'u (enfeksiyoz sarılık) ortaya çıkaran Leptospiras içerir. Bu kutular fare bulunan depolarda muhafaza edilir ve temizlenmeden Pazar'a sürülür.Kutular satın alındıktan sonra buzdolabına konulmadan önce bulaşık deterjanı ile özenle temizlenmelidir.
İspanya'da İNMETRO tarafından yapılan bir araştırma sonucunda,bu kutular tuvaletlerden daha da fazla kirlidir!!! "
Doç.Dr. Osman Genç
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı
Kınıklı Denizli Tıp Laboratuarı Fordwerke'den tıbbi haber

ESKİYE AİT...

Okulda yıl sonları geldiğinde , herkesin sözleşmişcesine çantalarından hatıra defterlerini çıkarıp – yazarmısın ? dedikleri an benim bittiğim andı…
-tabi yazarım deyip başlardım düşünmeye. yazacak bir şeyler bulmalı farklı ne yazayım ? bulamayınca da acaba diğer arkadaşlar ne yazmış deyip sayfaları çevirip ilham almaya çalışırdım ama ne mümkün…her sayfa aynı…
-kalbin kadar temiz bu sayfayı… sayfa çevir –kalbin kadar temiz.. çocukluk işte , baktım böyle olmuyor standart bir yazı oluşturdum kafamda.Herkese aynı şeyi yazdım belki ama napıyım?? Hala ezberimde...
“–Mutluluk bir sevgi dönencesinde dönmek ise, o mutluluğu bu küçücük anıda bulman dileğiyle…”
Şimdi düşünüyorum… acaba bununla ne demek istedim? hatırlamaya çalışıyorum :)
*******************************************************************
Yıllarca özene bezene biriktirdiğim,--aaaa bu bende iki tane değişelim mi? –bak bu Almanya’dan geldi çok değerli diye arkadaşlara gösterdiğim peçete koleksiyonuma ne oldu?? :)
1

28 Kasım 2008 Cuma

ALYANS NEDEN BAŞKA PARMAĞA TAKILMAZ ?

Eski Mısır tarihine olan ilgim o dönemde yaşayan insanların zekası,ilimi ve teknolojilerine hayranlığım ile başladı.Daha önce yazmıştım sanırım…Bu medeniyete ait pek çok döküman okudum,inceledim ve biriktirdim…Çoğu ilkin başlangıç noktası , o zamana ait bu bilgiyide ilginç olduğu için yazıcam…
Evlilik yüzüğünü ilk defa Mısır kraliçesi Nefertiti takmaya başlamış.Direkt kalbe giden tek damarın evlilik yüzüğünü taktığımız sol eldeki parmakta olduğunu Mısırlılar biliyormuş.Kraliçe Nefertiti’de eşine kalbine giden yolun onun tarafından bağlandığını göstermek istemiş ve başlattığı bu gelenek günümüze kadar gelmiş…


daha önce kafama takılanları okumak isterseniz...
GELİNLİKLER NEDEN BEYAZDIR?
SİVRİSİNEKLER NEDEN ISIRIR ?
BOZUK PARALARIN KENARLARI NEDEN TIRTIKLIDIR?
1

KAPTANIN OKUL ANISI -2-

Olaydaki esas çocuğun annesinden dinliyorum,
İlkokul birinci sınıfa başlanıyor, heyecan hat safhada (o zaman kreş,anaokulu furyası yok tabi..) Öğretmen sınıfta anne-babalarından ayrılmak istemeyen gözü yaşlı öğrencilerle meşgul…Kimisinin gözü kapıda –anne sende gellll…Kimisi uslu bir biçimde oturmuş sessizce bekler konumda.Esas çocukta uzun süredir bu anı beklemiş her zamankinden farklı hiç çıt çıkarmıyor.Öğretmen anlatıyor
—Çocuklar artık okula başladınız, burası bizim sınıfımız , bir şey isteyeceğiniz zaman parmak kaldırıp isteyeceksiniz diye anlatıyor…Kısa bir zaman sonra öğrenciler sakinleşip öğretmende alıştırma olması açısından tahtaya bir şeyler yazacakken bizim esas oğlan parmak kaldırıyor…
-Bakın arkadaşınız bir şey söyleyecek parmak kaldırmış,söyle çocuğum.
-Öğretmenim kalemimi açacağım çöp tenekesini buraya getirirmisiniz ? … :)

----------------------------------------------------------------------------------
*Daha önce okumayanlar için kaptanın diğer okul anısı burada

1

27 Kasım 2008 Perşembe

GÜNÜN SÖZÜ...

"Tenkit belki güzel birşey değildir, ancak gereklidir. Ağrı ile aynı işi görür, zira ağrı da vücutta bir sorun olduğunun göstergesidir..." Winston Churchill

***

Dün gece gene aynı rüyayı gördüm ,yıllardır değişmedi zaten ayda iki kez rutin olur bende …Sanırım bilinç altımın bir oyunu bana…Sene 1982 ilkokul üçüncü sınıftayım aylardan ağustos ve biz Bandırma’da kamptayız…Kalabalık aile grubu eş-dost çocuklar güzel bir günün akşamı sinema salonunda flimi bekliyoruz…O dönemin gişe rekorları kıran “Jaws” gösterilecek…Flim başladı bakıyorum köpekbalığı ordan geliyo hoppp birini atıyor ağzına ,buradan geliyor suyun içine çekiyor…Flim bitti benim gözler faltaşı …Çocuğuz işte korktum ki ne korkmak , yanımda Demet abla o da olsa olsa 13 yaşında falan –canımm korkma sadece bir flim o ,hem bak bu büyüklükte balık olmaz ,makine o makine …O kadar büyükki içi flim icabı yuttuğu insanlar içerde koltukları olan bir yerde bekliyorlarmış(üç oda bir salon sanki) kan diye gördüğün şeylerse sadece kırmızı boya…anlattıda anlattı yazıkkk…İşin ilginç tarafı hadi ben çocuktum korktum ertesi gün denizde kimsecikler yoktu.Kimse denize birkaç gün girmedi…İşte o gün bugündür ben rüyalarımda köpekbalığı tarafından yakalanırım,kovalanırım,ya da yanımdan es geçer her senaryo var kafamda…

Bunun sonucunda yıllarca denize giremedim , aksine köpekbalıklarına olan merakımda hiç bitmedi hatta çok korkmama rağmen “jaws”ın tüm serisini hoplaya-zıplaya izledim.Hiçbir zamanda annemle babamı hatalıda görmedim bu olayda çünkü o yıllarda şartlar şimdiki gibi değildi yani bilinçlenme konusunu kastediyorum.

Neticede vurgulamak istediğim konu, biz yetişkinlere normal gelebilecek ya da --Hadi canım bu kadarda olurmu diyebileceğimiz bir görüntü (film,haber, pc oyun vs..)çocuklar için korkutucu olabiliyor ve unutulmuyor, belkide bende olduğu gibi senelerce bu devam ediyor…
1

SEN NEREYİ GÖRMEK İSTERSEN...

Daha önce yakalayabildiğim anlar sayesinde Cumhurbaşkanlığı Köşkün’deki Atatürk’ün onbir yıl kullandığı evi sanal turla gezi imkanından haberdar olmuştuk …Daha sonra bu sanal turla gezi olayını çok beğendiğim için netten gezilebilecek birkaç yer daha buldum.İlginizi çeker bakmak isterseniz adresler aşağıda yalnız şunuda belirtmeden geçemiyeceğim bağlantı hızınız yavaş ise yüklemesi biraz zaman alabilir ama sonuçta gezmiş kadar oluyorsunuz….:))

Louvre Müzesi (Napolyon III grad salon tavsiye olunur…)
Konya Mevlana…
Eyfel Kulesi
Venedik’te gondolla gezinti...
Panorama ( arşivde gezilebilecek çok yer var…)
1

26 Kasım 2008 Çarşamba

İNTERNET ŞİFRELERİ...

İnternet bankacılığında belli zamanlarda şifrenizi yenilemeniz için mesaj gelir…yani benim bankada öyle zaman zaman kızıyordum --üfff daha yeni değiştirmiştim nerden çıktı bu? diye sırf zaman kaybı,işim acele !!!
Zaten değiştirmeden işleme başlatmıyor…Bu işlemi çok sık yaptığım içinde ara sıra kullandığım şifreleri karıştırıp birkaç kezde kendi kendime bloke ettim…açtırmakta bir hayli tantanalı…Neyse biraz önce tüm kızgınlıklarımı geri aldım aslını düşünecek olursak güvenlik açısından oldukça iyi…Biraz önce farkettim ki yahoo mail hesabıma girilmiş , benim adımla hiç tanımadığım kişilere mail atılmış…Şifremi benden başka kimse bilmiyor ve ben bu adamların hiçbirini tanımıyorum…Üstelik uzun süredir buradan mailde atmıyorum.Bu nasıl oldu şimdi ?? Allah’tan atılan mesajlarda milliyetçi ne kadar mail içeriğim varsa o yollanmış ama sanırım belli aralıklarla kişisel şifrelerimiz içinde değişiklik yapmamız gerekiyor.Etik açıdan kötü olsada birileri bir şekilde bu şifreleri ele geçiriyor. Kimsede paranoya yaratmak adına söylemiyorum sadece aklınızda olsun diyorum…

1

GÜNÜN SÖZÜ...

"Ayağımda ayakkabı olmadığı için üzülüyordum Ama hiç ayağı olmayanlar için halime şükrettim.. " YUNUS EMRE

ŞAŞIRDIM... :O

Bu kadar iyi kamuflaj karşısında şaşırıp kaldım...Dakikalarca öyleee baktım durdum ...1

25 Kasım 2008 Salı

BLOGCU TİPLERİ...

blog
alıntıdır...
"-Spam blogcu: Bu Blogcu türünün diğer bir adıda hırsız blogcudur.Netteki bloglarda, forumlarda, sitelerde ne bulursa, ne görürse direk bloguna kopyalar.Blogunda kendine ait 1 tek cümle bulmak samanlıkta iğne aramaktan daha zordur.Ne amaçla blog yazdığını anlamak kadınları anlamaktan daha zordur..Genellikle niye blog yazdığını kendisi bile bilmez..(Bu kategoriye adsense için spam blog açanlarda dahildir)
-Reklamcı blogcu: Blogunu blog yazmak yerine reklam göstermek amacıyla kullanır.Blogunda reklam olmayan hiçbir köşe bucak kalmamıştır.
-Profesör blogcu: Blogundaki tüm yazılar kendine aittir ve gerçekten emek vererek yazmıştır… Ama yazılarını anlayıp çözebilecek kişi sayısı bir ayağın tırnaklarını geçmez…Hedef kitlesine ulaşana kadar blog yazmayı bırakma olasılığı çok yüksektir…
-Kendin çal kendin oyna blogcu: Bu Blogcunun tam olarak ne yazdığı veya ne için yazdığı hatta ne zaman ne yazacağı belli değildir.Bi gün dünyayı kurtarmanın formülünü yazar bi gün sahanda yumurtanın pişiriliş formülünü..Blog yazıları neredeyse hiç kimseye hitap etmediği için kendi yazar kendi okur.Yorum yazanı çok yoktur ve bloguma nasıl ziyaretçi çekerim tipi konular hiç onun ilgisini çekmemektedir..
Diğer blogcu tipleri ise şunlar:
-Türkçe katili blogcu:Bu tip ise tam kıl bir tiptir..Çok yazım hatası yapar ve v yi w g yi q yazdımmı kendini bi halt sanar..Okuyucu kitlesi genelde 0'dır..
-Aradığını bulamamış blogcu:Bu blogcu ise blog ruhundan arağını bi türlü bulamamıştır.Ne tür bir blog yazacağına karar verememiştir.Hergün başka bi telden çalar..Bi gün html kod konusuna girer diğer gün uçakların benzin fiyatlarının kaç dolar olduğu konusuna..
-Video blogcu:Son zamanlarda kafayı tube kelimesiyle bozmuş bir blogcu tipidir.Blogunda yazıya rastlamak çok zordur.Kotası gidiyor diye kendi izlemediği videoları bile bloguna koyup çok güzel mutlaka izleyin demesi meşhurdur.. Bloguna 3-5 video ekledi diye kendi blogunu Youtube’nin Türkiye şubesi sanar..
-Boş blogcuBoştur.. Hatta bomboştur.Blogcudan değil blogundan bahsediyorum..Blogunu açalı 10 sene olmuştur ama şimdiye kadar bloguna 3 yada 5 yazı ancak eklemiştir.Büyük olasılıkla şuan blog adresinin ne olduğunu bile hatırlamıyordur..
-Süper blogcu: Var derse yoktur, yok derse vardır, ne konuşsa kardır (ceza geldi aklıma ya : ) her konudan kendi bloguna bir pay çıkarabilme özelliği vardır.Size kamyon tekerleğinin şamyelindeki siyah boyanın markasını bile söyleyebilme yeteneğine sahiptir..Her taşın altından o çıkar…Bloguna kısa sürede aşırı yazı yazmıştır ve tüm yazılarıda mutlaka diğer blogcular tarafından tutulmuştur.. İnternette yeni bi servismi duydunuz ona sorun kesin bir bilgisi vardır..Hatta sormayın biri size anlatsın..
-Website blogcu: O ne demek oluyor diye soruyosanız cevabı basit: Blog tabirini bilmez blogu blog gibi değil web sitesi gibi kullanır.Blog kelimesinin ruhunu öldürür…
-Yanlış zaman doğru blogcu: Çok iyi blog yazar ve çok kaliteli blogu vardır.Ama yanlış zaman ve yanlış yerde olduğu için pek ziyaretçisi yoktur..
-Temacı blogcu:Bi türlü hangi temayı kullanacağına karar veremediği için 6 aydır bir blog yazısını zor yazmıştır.O yazıda genelde merhaba, yeni yazılar yakında, coming soon (sanki amerikalı)çok yakında geliyoruz(sanki dünyayı kurtarmaya geliyo) açıldık, blogum açıldı, yeni blogum gibi başlıklı içeriklerden oluşur.3 günde bir tema değiştirir..Doğru temayı bi bulabilse çok işler başaracaktır ya neyse…
-Karmakarışık blogcu:Blog yazıları gayet düzgün olduğu halde blogunun şekli şemali birbirine girmiştir.Bişey arıycam nerde bu arama kutusu derseniz bu blogda aram yapmak için blogun tüm bölümlerini iyice gözden geçirmeniz gerekir.Ne nerdedir kendisi bile bilmez…
-Amaçsız blogcu ve onun araçsız blogu:Çok büyük ümitlerle bir blog açmıştır ama daha 1 yazı bile eklememiştir.Blogu nasıl açıldıysa şuanda o haldedir... Biz ondan ümidi kestik.Öldümü ölmediği Allah bilir…
-Kavgacı blogcu:Blog yazıları diğer blogculara ithafen yazılmıştır.Blogunda sürekli başka blogcuları çekiştirip durur..Genel amacı büyük blogculara laf atıp onların üzerinden bloguna ziyaretçi çekmektir… Gelin kaynana yarışmalarında birilerine laf atıp o hafta en çok oy almaya çalışan cibilliyetsizlerle çok benzer özellikleri vardır..Ara sıra kendini padişah torunu sanar..
-Adsense’ye oynayan blogcu:Aslında blog yazmasının genel amacı adsense olmasada dönem dönem adsenseye oynayan yazılar yazar.Html ile ilgili blogunda birgün golf kelimesi iyi kazandırıyor diye golf topundan bahsedebilir veya komik yazılar yazdığı blogunda birgün son çıkan bir otomobil markasının ayrıntılarının anlatıldığı bir yazı görürseniz şaşırmayın…
-Yorumcu blogcu: Daha çok blogunda yazdıklarıyla değilde diğer bloglara yazdığı yorumlar sayesinde adı blogcular arasında geçer..Bloguna iyi ziyaretçi çeker ama blogunda elle tutulur kalitede bir yazısı olmadığı için gelen ziyaretçi geldiği gibi gider…Ziyaretçileri elinde tutamaz…
-Aşırı ciddi blogcu: Bu blogcu türü ise eşi benzeri biraz zor görünür bir türdür.Yazılarını öyle bir şekilde yazarki kendinizi bir blogda değilde cnn.com da sanırsınız..
Şimdi bana söyleyin:Siz hangi tip bir blogcusunuz…"

kaynak: yeni blogcu tipleri

Gökhan arkadaşımız o kadar güzel yorumlamış ki ,eğlenirken düşündüren bu yazıyı sizlerinde görmesini istedim.Bence kendimizi sorgulamamız açısından güzel bir değerlendirme...

22 Kasım 2008 Cumartesi

GÜNÜN SÖZÜ...

"Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın.Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen bunlara karşı dayanıklı olacaksın, önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır.Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın.Bundan sonra da sana "BÜYÜKSÜN" derlerse bunu söyleyenlere güleceksin!." Mustafa Kemal ATATÜRK

“Aslında hep okuyoruz,biliyoruz ama sanırım biz senin ne demek istediğini tam anlayamadık, belkide biz anladık başkaları anlayamadı…Sonuçta bugün bu haldeyiz…”1

NE ÇOK TAKINTIM VARMIŞ..

Nazocumm tam adamına sordun…Düşündüm düşündüm meğerse ne çok takıntım varmış…Bazılarını yazmaya cesaretim yok aslında …Bendekiler sizdeki kadar mantıklı değil yazarken şu an kendim bile gülüyorum…
*Evdeki örtü,perde,tablo ve benzeri şeylerin yamuk durmaması kötü bir görüntü oluşturmaması gerekiyor benim için.Düzgün olana kadar uğraşırım…
*Yine fatura vb ödemeleri günü gününe yapmak benim için çok önemli ve bunları mutlaka tarafımdan yapılması gerekir o nedenle tam otomatik ödemeye bile vermeyi düşünmedim illa gözümle görmek istiyorum.
*Evin her daim temiz olmasıda benim en büyük takıntım ama çocuk olduktan sonra bunu ne kadar uyguladığım tartışılır…
*Eğer bilgisayarımda ya da nette oluşabilecek bir arıza olursa vay halime yapılana kadar akla karayı seçerim.Bu beni oldukça huzursuz eder.Sağlam olduğunu bileyim kullanmasamda olur..
*İşte en büyüğü geliyor komik gelebilir ama suyun kesik olması beni o kadar huzursuz ederki su gelene kadar rehberimde kayıtlı olan ASKİ’nin telefonunu defalarca ararım…Evin içinde gider gelir çeşmeyi kontrol ederim..:))
*Fazlaca kiloya sahip olduğumdan dahada kilo almamak adına mutlaka her sabah tartılırım…Seyahate giderken bile tartımı yanımda götürürüm…
*Tekrar sigaraya başladığım için akşam olunca hemen pakedi kontrol ederim (kötü örnektir dikkate almayınız) Şu ara en çok gece sigarasız kalmamak için yapıyorum bunu…
*Eğer birini kırdıysam ya da yanlış anlaşıldıysam bu da beni çok üzer (mesela geçenlerde böyle bişey başıma geldi yanlış anlaşıldığımı sandım meğerse öyle bişey yokmuş ama 1 saat evin içinde bunu kafama taktım dolandım durdum…sonucu iyi oldu rahatladım.:))
Şu an aklıma gelenler bunlar dahada fazlası vardır mutlaka düşünmek lazım…Acaba
yakalayabildiğim anlar , dreamland ve Zeugma 'nın takıntıları neler tabi yazmak isterlerse...1

REKORLARLA EVLİLİK...

Okurken çok şaşırdım :O
Dünyanın en çok birbiriyle nikahlanan çiftleri Ralph - Patsy Martin ile Richard-Carole Roble isimli çiftleriymiş.Her iki çift birbirleriyle tam 51 kez evlenmiş (bu kadar zorları neyse anlamadım) Her nikah törenini başka bir kentte yapmışlar…

Okurken çok güldüm .:)))
Dünyanın en çok yasadışı biçimde evlenen erkeği Giovanni Vigliotta ve Nikolai Peruskov takma adlarını kullanan Fred Jipp’miş.Bu adam 32 yıl boyunca ABD’nin 27 eyaletinde ve 14 ülkede toplam 104 evlilik yapmış.1968 yılında bir gemi yolculuğuna birbirinden haberi olmayan 4 eşinide yanına alarak çıkmış..

Okurken “Allah sabır vermiş” dedim..
Dünyanın en uzun nişanlı kalan çifti Meksikalı Octavio Guillen ve Adriana Martinez’miş 67 yıl nişanlı kalan çift evlendiklerinde 82 yaşındalarmış…

Okurken “demekki sadece ülkemizde olmuyormuş” dedim
En genç evli çift tabii bu rekorlar kitabına geçen kayıt Bangladeş’te 20 yıllık kan davası sonlansın diye resmi nikahla evlendirilen 11 aylık erkek ile 3 aylık bir kız çocuğuymuş..

Bunuda okurken ilginç geldi…
En yaşlı boşanan çifti Simon-Ida Stern çifti boşandıklarında adam 97, kadın 91 yaşındaymış..Keşke bu kadar beklemeselerdi…

Şimdi evlilik enteresan birşey bekarlar henüz anlayamaz ne demek istediğimi yaşamaları lazım…Biraz şans, biraz doğru karar, eeee tabi doğru insanla karşılaşma…Kimse tam anlamıyla çözememişken bu denklemi ne kadar yazsakta,konuşsakta boş…
Kimbilir ” dünyanın en”…lerine sahip bu insanlar yaşarken ne yaptılar,ne düşündüler???
kaynak:başkent üniv.kültür yayınları1

20 Kasım 2008 Perşembe

SEN ÇOK YAŞASAYDIN MURPHY !!!

Küçük bir ajandam vardı.Her sayfasında şu meşhur "Murphy" yasalarından birini yazan...Ama içlerinden bir tanesi varki beynime resmen kazındı...
Hemen hergün bu sözün doğruluğunu yaşadığım için belki de...:))

Murphy yasası derki : "Bir eliniz dolu iken diğer elinizle kilitli bir kapıyı açmak zorunda kaldığınızda, anahtar kesinlikle elinizin dolu olduğu taraftaki cebinizdedir."

****************************************************************************************************************************************
Murphy Kimdir?
"1917 doğumlu Edward a. murphy jr. abd hava kuvvetlerinde 1949'da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biriydi. insan üzerine ivmelenmenin etkilerini inceliyordu (usaf proje mx981). Deneylerden biri pilot üzerinde 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu. sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu ve birisi 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi. bunun üzerine murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı. bir kaç ay içinde "murph'nin kanunları" mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958'de de nihayet webster'in sözlüğüne girdi. " kaynak : duman6.gen.tr1

BU SİFONU ÇEKENE AŞK OLSUN…


Ben beğendim...Tasarım iyi güzel…ama kullanılmamak şartıyla.!!!

19 Kasım 2008 Çarşamba

BİLGİSAYARIN BAŞINDA...

bilgisayar baÅ?ında
Dokuz yıl önce internetle yeni tanıştığımda mail hesabı nasıl açılır bilmediğimden ,kardeşimin bir arkadaşına rica etmiş yahoo hesabı almıştım…Sonra iş hayatına atıldım derken o ara bir MSN furyası başladı.Her gelen sorar - msn hesabın varmı ??? daha sonra bu sormalar şekil değiştirip
-msn’nin açıksa dosyayı oraya atayıma dönünce ,--artık gerekli alalım neymiş bir görelim dedim Arkadaşlar bir bir eklendi.. Bu arada çok istemesemde buradaki mail kutusuda dolmaya başladı..Netle biraz daha haşır neşir olmaya başlayınca site üyelikleri,şifreler,onay yazıları için bir tane daha mail adresi alındı.Aslında başa ne geleceği bilinmez tedbir içindi her şey…

Aradan biraz daha zaman geçti sırf meraktan hem tanıdıklarıma , hemde tek tük de olsa sinir olduğum kişilere bakarım düşüncesiyle bir facebook hesabı açtım…Bir süre sonra baktımki fakülteden sınıfın yarısı gelmiş “amannnn atın ölümü arpadan olsun” ama şimdiki soyadımı kimse bilmiyor beni hatırlamazlar diye bekarlık soyadımla üye oldum tabii yeni bir mail hesabı ile :))) Arkadaşlar akın akın geliyor özlemişiz birbirimizi, eski günleri fenada olmadı hani…

Sonra bir yıl daha geçti bu sefer bir blog fırtınasıdır gidiyor -- sende aç,anı kalır vs…açalım dur bakalım nasıl bişeymiş? Gene temkinliyiz ya aldım bir mail hesabı daha açtım bloğu yazdım yazdım sağduyu dediki –bu bloğu kızın için yazıyorsun,kendin içinde bir tane aç yaz günlük gibi…Ehhh o da olsun al bir mail hesabı daha işte bu blog karşınızda…

Şimdi bilgisayar başına geç blog hesabını aç,arkasından maillere bak,zaman varsa bebek ağlamazsa yazılarını güncelleyen arkadaşları oku,beğendiklerine yorum yaz bu arada msn’yi aç ama çevrimdışı olmayı unutma yoksa arkadaşlara cevap veremezsen ayıp olur..574 tane açılmamış iletiyi tıkla şöyle bir göz at,Arkasından diğer bloğa git şöyle bir bakın çık…dokuz senelik yahoo hesabına uğramamak olmaz…Bu ara facebook’ta bizim ekip çok hareketli onlara yetişmeye çalış…
Olamazzz oynatmaya az kaldı,ben çocuklu bir bayanım yapmam gereken bir sürü iş var..Farkında olmadan adım adım düşürdü beni ağına bu internet.

Haftasonu gazetenin biri msn’si açık olmayan ve internete giremeyen çocukların mutsuz ve huzursuz olduğunu yazmıştı.Anlattım işte tüm olanları bir yetişkin olarak bu işe nasıl dahil oldum.Kafamda şifreler,butonlar,hesap adları,sayfa düzenleri vss..

Onun için “bugünün küçüğü,yarının büyüğü” olacaklar daha akılcı davransınlar,temkinli olsunlar,seçici davranıp her şeye atlamasınlar sonra benim gibi işin cılkını çıkartmasınlar…
Demekki neymiş “internette her zaman vitamin “ yokmuş..
1

18 Kasım 2008 Salı

YER: KTÜ İKTİSAT FAKÜLTESİ...

not: Allah herkese böyle espirili hocalar nasip etsin...Amin

ÇOK ÖNEMLİ BİR RİCA..

Benim bloguma şu an bakıyorsan ve bir şekilde bu yazıyı okuyorsan senden rica ediyorum. Her kim olursan ol eğer blog sahibiysen blogunun içeriği ile ilgisi olmasa bile lütfen bahsedeceğim yazıyı yaz. Eğer blogun yada web siten yoksa "insan insan" olmanın görevidir diye düşün ve bahsedeceğim siteyi mail listende ki her arkadaşına yolla! Avaz avaz bağırmak ve dur demek istiyorum bu gidişhata!http://kampanya.annecocuk.com/.com/

17 Kasım 2008 Pazartesi

HEIMLICH MANEVRASI...

Evlendikten sonra hep iyi komşulara denk geldim,şu an oturduğum apartmana ilk taşındığımızda da aynı şey oldu çok sıcak karşılandım.Efendi ,düzgün insanlar hepsi...

Yalnız her ne olduysa karşı komşum olan genç bayan biraz ilginç çıktı.Bir süre sonra bazen ekmek alırken,bazen çöp koyarken,bazende asansörde karşılaşmamıza rağmen hiçbir konuşma geçmedi aramızda.Ben birkaç kez hamle yaptım karşılık alamayınca devamını getirmedim doğal olarak.Gerçi kimsenin böyle bir zorunluluğu yok konuşmak istemiyorsa istemiyordur.

Neyse bir süre sonra doğum yaptı kendisi benim içim gene rahat etmedi,asansörde karşılaştığımız birgün” hayırlı olsun.güle güle büyütün “dedim o da “teşekkür” etti.

Bir gece eşimle evde flim izlediğimiz sırada kapının önündeki çığlık ve bağırma seslerine kayıtsız kalmadan açtım kapıyı.Kadın korku ve panik içersinde fenalaşmış,eşinin kollarında hareketsiz,başı geriye düşmüş ve nefes alamayan çocukları,adamın bir ayağı asansöre doğru hamle yapmış vaziyette eşine talimatlar veriyor ama kadın duymuyordu.Bizse ne olduğunu anlamaya çalışırken eşim –çocuğun diline bakın ters dönmüş olabilir dedi ve bir hareketle tereddütsüz elini çocuğun boğazına doğru attı.Birden çocukta bir hareket oldu-tamam nefes almaya başladı dedi adam-siz genede hemen acile gidin derken apar topar hastaneye gittiler...

O gece 2’ye kadar bekledik,kontrol altında tutulmuş geldiklerinde öğrendik ki annesi emzirirken aniden nefes yolu tıkanmış.Onlarda ne olduğunu anlayamamış.Ertesi gün kapıdan da olsa bayan teşekküre geldi ve bizim ilk konuşmamız maalesef bu şekilde oldu…

Uzmanlar bu tür durumlarda en kısa süre içinde doktora başvurulması gerektiğini, varsa ağızdaki yabancı cisimlerin (ki biz öyle sandık) mutlaka doktor müdahalesi ile çıkarılması gerektiğini vurguluyor.Yani yaptığımız hareket doğru değilmiş…

O akşam hep, adını duyduğum fakat teknik olarak nasıl olacağını bilemediğim
Heimlich manevrasının (hemlik şeklinde okunuyor) önemini düşündüm.Fakat dünyaca uygulanan hayat kurtarıcı bu ilkyardım hareketi meğerse bebeklere yapılmıyormuş…Bazen dakikaların ,bazende saniyelerin önemli olduğu böyle durumlarda hareket tarzımızı belirlemek adına ilgilenenler için Heimlich manevrasını anlatan kısa film işte burada… 1

KURALI BOZMAMAK ADINA...

Konu çok ilgimi çekmesede kuralı bozmamak adına cevaplanması beklenen bir soru var karşımda. Sürahi arkadaşım "bloğunuzda en çok neyi seviyorsunuz ?"sorusu için beni mimlemiş...Aslında fazla bilgim olmadığı için uğraşarak oluşturduğum blogda elimden geldiğince Türkçeyi iyi kullanmaya dikkat ediyorum bazen hızımı alamayıp amiyane tabirler kullanmak istesemde sonradan vazgeçiyorum.Blog arkadaşlarımın seviyeli bir uslup kullanmasından memnun olduğum için bende elimden geldiğince bunu korumaya çalışıyorum.Bunun dışında renk uyumuna dikkat edip görüntü kirliliği yaratmamaya çalışıyorum.Şu hareketli resimlere bayılıyorum belki elimden gelse heryeri bunlarla doldururum ama ciddiyetten de çok uzaklaşmamak için bunu sınırlı tutmaya çalışıyorum.Yazdığım yazıların okunduğunu gösteren counter bölümüyse benim en sevdiğim bölüm:)))

devamını getirirse eğer bende sağırkedi'yi mimliyorum...
1

16 Kasım 2008 Pazar

YIL 1942...

Nette gezinirken bu foto çıktı karşıma 1942 yılında çekilmiş…Ankara’da oturanlar ya da gelenler burasının şimdiki halini çok iyi bilir çünkü burası “Kızılay” Ankara’nın merkezi, hergün insanların buluşma noktası,iş merkezlerinin bir nevi kalbi…Yurtdışında adamlar dokuyu bozmuyor eskiden nasılsa şimdide öyle gerekirse sit alanı gibi korumaya alıp yıllar sonra müze gibi caddeleri sokakları gezdirip bu işten para kazanıyorlar..Bizde belediyeler yap-yık –tekrar yap modeliyle çalıştıkları için ortalama 1,5 senede bir kaldırım taşları değişir,park yapılır beğenilmez yerine başka şey gelir.Geçen gün gene dikkatimi çekti bizim semtte şelale görünümlü büyük bir havuz yapılmıştı iki sene önce şırıl şırıl akıyordu koca koca ışıklar koydular gece nasıl güzel..Belediye yıkmış yerinde yeller esiyor şimdi… Peki yapımı için harcanan para boşamı gitti , iki sene içinmi yapıldı onca masraf ? Mutlaka değişim, gelişimdir diye düşünenler çıkacaktır aramızdan ama bina yığınları arasında nefes alamadan her şey üstünüze geliyormuş hissiyle dolaşmak bence hoş değil. İşte fotoğrafı görünce aklımdan geçen ilk şey ” bu kadarmı yeşil düşmanıyız? ne güzelmiş keşke bu haliyle kalsaydı “oldu.
1

14 Kasım 2008 Cuma

NİHAYET...

Daha önceki yazımda anlatmıştım bilinmeyen bir sigorta şirketi tarafından (ilk başta gerçekten adını bilmiyordum şimdi yeni yeni reklamları çıkıyor,ehh bu kadar ipucu yeter) haberim olmadan sigortalanmış, gene haberim olmadan banka hesabımdan para çekilmişti (yinede konuyu bilmeyen burdan bakabilir tıkla) İşte o sigorta şirketi nihayet paramı geri iade etti...Aslında ben burada senelerdir müşterisi olduğum bankayı suçluyorum.Nitekim kendilerinede söyledim. (güvenliğimiz nedeniyle sesimiz kayıt ediliyomuş yaaa fırsat bu fırsat)
Arkadaşlar bizim haberimiz olmadan neler neler oluyor? düşünüyorum kimbilir bu adamlar bilmem kaç kişiden bu şekilde para kestiler...Zaten öyle değilmidir büyük marketlerden alışveriş yaparsınız mesela 9.990 tutar üstünü vermezler ya da rakamı yuvarlar...İşte o hepimizden birer birer çıkan 10 liralar bir bakmışsınız toplamda ne büyük tutar...Bu adamlar geçen senede benden para kesmişler ama doğumdu ,bebekti derken peşine düşmedim...Gene haber vermeden yaptılar bunu fakat bu sene işler değişti çok sinirlendim defalarca aramalarım sonuç verdi. O nedenle hakkımızı savunmak adına dikkatli olup bu sistemde çalışan kuruluşlara karşı uyanık davranmalıyız yoksa bizim halimiz harap...
1

HADİ BAKALIM BİR DE SEN DENE !!!

Hem çok zevkli ,hemde ilginç geldi bu oyun.Amaç kırmızı kareyi, siyah çerçeveye ve diger mavi objelere değdirmemek... Amerikan Hava Kuvvetlerinde pilotlara uygulanan bu test sonunda 2 dk. yapanlar bile çıkmış...Birde sen dene bakalım 18sn yapanlar başarılı ,22sn ise üstün başarı sayılıyor...Bu arada en iyi sonuçlarınızı yazarsanız sevinirim... tıklayın

100. KAYIT...

Bir yerde okumuştum yusufçuklar yaşamlarını ve soylarını sürdürmeyi dostluklarına borçlularmış...Yumurtlama döneminde su birikintilerindeki bitkilere yaklaşarak yumurtalarını bırakmaya çalışırken kuyruk ve kanatları ıslandığı için kalkmakta zorlandıklarını, hemen yardımına çevredeki diğer yusufçukların koştuğunu hatta bu sudan çekme işleminde zincir gibi birbirlerine tutunarak yaptıklarını okumuş çok etkilenmiştim...Birde hatırladığım dinlenmeye çekilip uyumak istediklerinde başka canlılara yem olmamak için gruplar halinde nöbetleşe uyudukları...İlginç değilmi? Oldum olası severim zaten resmimide bu yüzden yusufçuk seçmiştim...
Yanlış hatırlıyor olabilirim Flame 'cim 150. yazısında yorum yaparken sende bir gün 100. yazını yazarsın demişti aylar önce...O benim blog dünyasındaki ilk arkadaşım yeri çok ayrı bu vasıtayla tanıdım kendisini...(Tabi bu bloğun açılması için beni teşvik eden,bloğun asıl mimarı biricik dostum sağduyum'dan sonra )

Bu işe başlarken daha öncede yazmıştım sanırım bu kadar kendimi iyi hissedeceğimi düşünmemiştim.2008 yılı bana hiç iyi gelmedi bilenler biliyor...Hayatımın en üzücü yılıydı diyebilirim.Az bir zaman kaldı yeni bir yıla merhaba diyeceğiz ama ben bu yılla birlikte umutlarımı , hayallerimi ve şu an aklıma gelmeyen bir çok şeyi kaybettim...Evliliğim sinir bozukluğundan bitme noktasına geldi.Hayatımda ilk defa avukat,çek,senet,icra kelimeleriyle tanıştım...Sadece kitaplardan okuduğum bu kelimelerin içeriklerini ,mevzuatını hatim ettim...Kötüydü işte nasıl anlatayım...Neyse hızımı alamadım çok kaptırdım kendimi :)) Herkese teşekkür ediyorum... samimi yorumlarınız ve içtenliğinizle yalnız hissetmedim kendimi.Umarım geçen seferki gibi engellemelerle karşılaşmayıp çok uzun seneler birlikte oluruz..

notçuk: 100 kayıtta neler yapmışım? diye dönüp baktım.. İlk günlerde yazdığım fakat okunmadığını düşündüğüm yazılarım var.Şayet okumak isteyen olursa linklerini aşağıya ekliyorum...:))
1

13 Kasım 2008 Perşembe

KELİMEYİ DOĞRULAMASAK OLMAZ MI?

Arkadaşlar yorum pencerelerinde karşıma çıkan şu "kelime doğrulama" bölümüne resmen gıcık olmaya başladım...Daha önce bendede vardı zaman kaybı olduğunu düşünüp kaldırdım...Gerçekten ne işe yaradığını hala anlamış değilim.Bilen varsa yazsın lütfen.:((
1

DİN BİLGİSİ SINAVI...

Din Bilgisi dersinde hoca, sınav sorularını okuyup arkasından –hepiniz müslüman çocuğusunuz ,bu sorulara doğru cevap vermeyeni döverim diyerek sınavı başlattı…

Öğrenciler hocanın bu acımasız tutumundan ona dönemin meşhur dizi karakteri "peder hoze" lakabını takmıştı...

Öğrencilerden biri nasıl olsa beni dövemez diye soruları cevaplamadı...
Sadece sınav kağıdının başına “Bismillahirrahmanirrahim” yazdı ve kağıdı boş bir biçimde öğretmene teslim etti.

Sınav sonuçları bir hafta sonra sınıfta herkese okundu.Sınav kağıdını boş teslim eden öğrenci –Hocam benim notumu okumadınız? diye sordu…

--Senin sınav sonucunu okulun panosuna astım ordan öğrenirsin diye cevap verdi öğretmen.

Merak ettiğimiz için tenefüs zili çaldığında merakla aşağı indik .Panoda asılı kağıdın üzerinde fosforlu kalemle kocaman bir sıfır ,altında da “sadakallah ül azim “ yazıyordu…

Şimdi bu olayı her hatırladığımda tebessüm ediyor, sınav kağıdını boş veren o çocukla evli olduğuma inanamıyorum. :))

1

GÜNÜN SÖZÜ...

İnsan vardır,değerlidir dertler içinde...
İnsan var,hayır yok dünyaya gelişinde.
Ne büyük yanılgı,ne büyük aldanıştır
"İnsan" diye anılması ikisinin de...


Mevlana

12 Kasım 2008 Çarşamba

PARA NEYİ SATIN ALABİLİR,NEYİ ALAMAZ ?


  • Para ev satın alabilir,fakat yuva satın alamaz...

  • Para yatak satın alabilir,fakat uyku satın alamaz...
  • Para saat satın alabilir,fakat zaman satın alamaz...

  • Para kitap satın alabilir,fakat bilgi satın alamaz...

  • Para yiyecek satın alabilir,fakat iştah satın alamaz...

  • Para makam satın alabilir,fakat saygınlık satın alamaz...

  • Para seks satın alabilir,fakat aşk satın alamaz...

  • Para sigorta satın alabilir,fakat güvenlik satın alamaz...

  • Para su satın alabilir,fakat deniz satın alamaz...

  • Para kan satın alabilir,fakat yaşam satın alamaz...

  • Para ilaç satın alabilir,fakat sağlık satın alamaz...

(başkent üniv.yayınları)

11 Kasım 2008 Salı

SİZCE BUNLAR NE ???

Aşağıda gördükleriniz sizce ne olabilir ? :) ne olduklarını tahmin etmeye çalışın... hatta daha yakından bakın...İçinde gizli kamera olan kalemler???

Yanlış !!!Başka tahmini olan ???

Biraz daha tahmin yürüttükten sonra cevap için tıklayın(1) tıklayın (2) ...