31 Ocak 2009 Cumartesi

NE ZAMAN ADAM OLUNUR ???

*Sis farlarına stop lambası takmadığımız zaman…
*Özür dilemeyi bildiğimiz zaman…
*Ahbap –çavuş ilişkisini ortadan kaldırdığımız zaman…
*Kulun kula hizmet etmediği zaman…
*Bedava balık yemeyi kabul etmeyip,balık tutmayı öğrendiğimiz zaman…
*Dik durmayı bildiğimiz ve tükürdüğümüzü yalamadığımız zaman…
*Bal tutanın parmağını yalamadığı zaman…
*Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşamasın !! dediğimiz zaman…
*Özelleştirme adı altında özel kişiler yaratmadığımız zaman…
*Trafik canavarını ülkemizden sınır dışı ettiğimiz zaman…
*Haysiyet ve onurumuzdan ödün vermediğimiz zaman..
*Hayvanlara sevgiyle yaklaştığımız zaman…
*Çağdaş bir kıyafetin iyi bir tavsiye mektubu olduğunu bildiğimiz zaman…
*Kendimize özeleştiri yaptığımız zaman…
*Sarı ışık yanar yanmaz kornaya basmadığımız zaman…
*Ressamın çizdiği resmi sansürlemediğimiz zaman..
*Manevi duygular uğruna, sömürge altına girmeyi reddettiğimiz zaman…
*Dürüst ile sahtekarı ayırt edebildiğimiz zaman…

*Misyon ve vizyon sahibi kişilerin peşinden gittiğimiz zaman...
*İddaa ve ispatı belgelediğimiz zaman…
*Geçmişe daima sahip çıktığımız zaman…
*Emrimizde çalışan kişiye önce değer verip, sonra cezalandırmadığımız zaman…
*Bireysel silahlanmayı yasakladığımız zaman…
*Kandırılmayı alışkanlık haline getirmeyi bıraktığımız zaman…

OKUL ANISI 4...

Bir süredir ara vermiştim kaptanın okul anılarına.Aslında yazılacak o kadar çok macerası var ki içlerinden seçim yapmak zor oluyor.İşte bir tane daha…
Öğretmen sınıfı hazırlıksız yakalayıp sözlü yapacağını söylüyor.Bunun üzerine kaptanın hem sıra hemde samimi arkadaşı olan Oktay –Oğlum ben not defterinde ilk sıralardayım kesin beni tahtaya kaldırır.Bana sıra geldiğinde boğazlarımdan hasta olduğumu,hatta hiç konuşamadığımı söyle diyor…Sıra tabi Oktay’a gelip ismi okunduğunda bizimki kalkıp
-Hocam ,Oktay arkadaşımız birkaç gündür rahatsız,hiç konuşamıyor bir dahaki ders sözlüye kalkmak istediğini kağıda yazarak anlattı.diyor.Bunun üzerine öğretmen
–Peki öyle olsun,o zaman ayağa kalkmışken tahtaya seni alalım deyince bizimki tahtaya kalkıp sıfırı alıp oturuyor… :)


********************************************************************
Bunu da nette okudum…
“Lise yıllarında Milli Güvenlik dersinde hocamız olan subay, sınıftaki kızlardan birini kaldırmıs ve ondan subay rütbelerini kücükten büyüğe doğru saymasını istemisti. Sıralamayı aynen yazıyorum:"Teğmen,üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı,yarbaşı ve albaşı"

BEKLEDİM DE GELMEDİN...

Adam ---msn’yi aç oradan görüşelim dedin ama açmadın... Bütün gece beklemekten resmen ağaç oldum …

28 Ocak 2009 Çarşamba

İNGİLTERE’DE KUĞU OLMAK…

* Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.(inanamıyor insan )
* Külot giymediği için Donald Duck’ın çizgi flimleri Finlandiya’da gösterilmez.(ehh bu da çok garip)
* Bir “big mac” hamburgerin ekmeğinde ortalama178 adet susam bulunur.(kim oturup bunu sayar ki?)
* İngiltere’de bütün kuğular kraliçenin malıdır..Devlet korumasında olan kuğuların etini yiyebilecek tek kişi kraliçedir…( bunu duymuştum)


Bu ve benzeri şeyler alt alta sıralanmış okuyorken geçen senelerde İngiltere’de yaşanan ve basına yansıyan olay aklıma geldi.Olayı anlatmaya geçmeden önce Kraliçe Türkiye’yi ziyaret ettiğinde kafama takılan bir konuyu araştırmıştım onuda eklemek gerek.(Gülmeyin ama )
Halktan ya da protokolden kim varsa kraliçeye nasıl hitap ediyor? İşte kafamdaki soru buydu… :)
Hani masal kitaplarında –Kraliçem !! deniyor yaa.. yoksa –efendim mi ? Şimdi --Hanımefendi!! desen olmaz…
Neyse –Majesteleri diye hitap etmek gerekiyormuş.Onu öğrendim.(sanki çok lazım olacak yaa.. :)
Bunları okurken sıradan bir vatandaş olmanın mutluluğunu yaşıyor insan çünkü kraliçeyi ağırlamak bir hayli zor…Kadınların eldiven takması ve eğilerek selam vermesi şart.Kraliçe tokalaşmak için elini uzatmadan elinizi uzatamıyorsunuz vs…Kraliçenin annesi bile benzeri kurallara dikkat etmek zorundaymış.Daha bir sürü ayrıntı.Fazla baymadan gelelim olayımıza duymayanlar için onu da yazıyorum…
Geçen senelerde devlete ait bahçelerden sorumlu bir Müslüman Ramazan ayında iftar vaktinin yaklaştığını ancak yanına yiyecek bir şey almadığını fark ediyor.Açlığın vermiş olduğu sabırsızlıkla düşünürken bir bakıyor ki karşısında kuğu…Oracıkta yakaladığı kuğuyu kesip ,iftar vaktine kadar yetiştirip orucunu açıyor…Birkaç gün içinde kuğuların eksik olduğunu anlayan yetkililer adamı sorguya alıyorlar.O da bilmeden bu işi yaptığını söylesede iki aylık hapis cezasından kurtulamıyor…
---------------------------------------------------------------------
*kraliçeyi göremem ama protokol kurallarının birkaçını bilmek isterim derseniz

AMA BEN SANA KIYAMAM Kİ ??

Güzeller güzeli ,canımın içi kızkardeşimin sabun takıntısını ailede bilmeyen yoktur…Alışverişe gittiği zaman ihtiyaç olsun olmasın sepete attığı ilk şey sabun olur…Elmalı,Zeytinyağlı,Yosunlu,kayısı özlü derken ipin ucu bir ara öyle kaçtı ki rahat dükkan açacak kadar sabunumuz oldu… :))
Bende çok severim ama genelde sıvı sabunu tercih ediyorum hijyenik olması açısından.
Hediye fuarına gittiğim bir gün ,gerçeğini aratmayacak meyvelerden sabunlar yapılmış hoş bir sepet içine yerleştirmiş ilgimi çekti aldım eve getirdim…Bir gece arkadaşlarımız geldi ,çocuğu sabunları meyve zannedip yemeye başlayınca anladım ki dekoratif amaçlı bu tür şeyler şimdilik eve girmemeli.Malum bizde de cici kız var.Her ne kadar eve almayalım desemde göze yasak yok karşıma çıkıyor işte… Bir firma mini mini tombul ellerden sabun yapmış.Tıpkı kızımın elleri gibi… Böyle bişey alsamda kesinlikle kullanmaya kıyamaz ,öylece bakar dururdum…


bknz.sabun

27 Ocak 2009 Salı

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA…

Genç havacı teğmen mesleğinin ilk yıllarında görev yaptığı askeri üsten uçağı ile havalandı…Rutin uçuşlarından biriydi bu ve her şey yolundaydı.Karadeniz semalarına geldiğinde uçağın göstergelerinde bir tuhaflık olduğunu anladı.Dakikaların hatta saniyelerin önemli olduğu bu anlarda el çabukluğu ile yapılması gereken ne varsa yaptı ancak uçak hızla irtifa kaybediyordu.Yapılacak tek bir şey kalmıştı uçuş koltuğunu fırlatmak…Fırlattı kendini, neler olacağını düşünmeden o an saniyeler saat gibi geldi belkide…Oldukça hızlı bir şekilde düşüşe geçti ve en sonunda Karadeniz’in derin ve karanlık sularında buldu kendini …Geçirdiği şok ve çarpmanın sert etkisiyle önce bir süre kendine gelemedi. Su bir hayli soğuktu.”Umarım yerimi tesbit ederler “ diye düşündü durdu hep…Bu arada zaman mevhumunu kaybetmemek için kolundaki saatin emniyetini almak istedi.İçine su girmesin !!! diye kolundan çıkardı ve üst cebine koydu.Bu hareketi yaptı ama vücudunun nerdeyse tamamının suda olduğunu ve soğuktan artık hissetmediğinin farkına varmadan…
Denizin içindeki bekleyişi devam ederken etrafına bakındı.Bir süre sonra suda pembemsi bir şeyin kendisine doğru gelip gittiğini fark etti.Ne olduğunu anlayamadığı şeye karşı kendini korumak için,uçuş tulumunun yan cebinden bıçağını çıkardı ve kısa bir süre sonra bıçağı suya doğru gelişi güzel salladı.Biraz durdu ve bir daha aynı hareketi yaptı.Başarılı olamadığını anlayınca geriye doğru bir kulaç attı ve durdu.Tekrar etrafını konrol etmeye çalıştığında suyun içindeki şey hemen yanıbaşındaydı ani bir el hamlesiyle atıldı ve bir baktı yırtılan çorabından çıkmış ayak parmakları –postallarım çıkmış dedi kendi kendine ve sonradan anladı ki basınç değişiminin yanı sıra, metrelerce yükseklikten denize düşüş ve geçirdiği şokun etkisiyle (haklı olarak) algıda güçlük çekiyor…
Bu bekleyiş beşinci saate yaklaşırken karşıdan görünen balıkçı tekneleriyle tekrar hayata döndü…


****************************************************************
*1960’lı yıllarda yaşanmış bu olayı, birebir dinleyen babamın anlatımlarıyla aktarmaya çalıştım.

SU AKAR ,YOLUNU BULUR…

Belki hatırlayanlar vardır.Daha önce bahsetmiştim mesleğimin bir dalı olan Paleontoloji’den(kısaca fosil bilimi)…
İşte bu lavabo denizel ortam fosillerinden biri olan Ammonit’ten ilham alınarak tasarlanmış.Tahmin edeceğiniz gibi modelin ismini de “Ammonite” koymuşlar.Alışılagelmişin dışında farklı bir şey yapılmaya çalışılmış ,benim ilgimi çekti doğrusu...

Ammonit fosili

bknz. dizayn , ammonit

25 Ocak 2009 Pazar

KEYİF BENİM DEĞİL Mİ ???

--Zil benim…İstediğimi yazarım.Zaten oldum olası dolaylı anlatımı sevmişimdir… :))

SIRADIŞI BİR İNŞAAT HİKAYESİ…

Bir rivayete göre diyerek başlıyacaktım yazıya yani ben öyle biliyordum ,son anda bakmak aklıma geldi Evliya Çelebi’nin naklettiği bir bilgiymiş bende kendi bildiklerimle harmanlayarak yazıyorum…
Süleymaniye Camisi yapılırken Mimar Sinan muhteşem eseri için öyle özen göstermişki en şiddetli depreme dayanıklı olsun ,hiçbir şekilde yıkılmasın diye temellerini iyi kazdırmış sırf kazılma işlemi üç sene sürmüş…
İnşaat süresi uzadıkça padişah sabırsızlanmış oysa bilememiş ince hesaplamaların,yazım –çizim ve geleceğe kalacak eserin mükemmel olması için zaman gerektiğini…Dile kolay tam yedi sene sürmüş Süleymaniye’nin yapımı…Zaman zaman saraydan kontrol için gelen Kanuni Sultan Süleyman işlerin yavaş gitmesinden şikayet eder dururmuş.İşte tam bu sırada İran Şahı inşaat yavaşladı diye sandıklar dolusu mücevher, bir de mektup yollamış.”Duyduğuma göre gücünüz yetmemiş cami yapımına “ diye …Çok kızmış sultan,hazine o zaman dolu memleket zaten zengin ama asıl sorun para değilmiş…Derhal emir vermiş--kendi paramızla yapacağımız camiye bir kuruş yabancı eli değemez al bunları kırdır diye vermiş sandıklar dolusu mücevheri Mimar Sinan’a ,tenezzül etmemiş yani padişah…Minarelerin yapıldığı zamana denk gelmiş.Büyük havanlarda dövülen mücevherler çimento harcına karıştırılmış.İşte güneş ışıkları vurduğunda Süleymaniye’nin minareleri bu yüzden pırıl pırıl parlarmış...

kynk.süleymaniye

24 Ocak 2009 Cumartesi

UMARIM İHTİYAÇ OLMAZ...

Artan ekonomik kriz ve işsizlik bazı kötü niyetli kişilere davetiye çıkardı…

8 Ocak’ta ki yazımda Ankara’da hırsızlık olaylarının arttığından bahsetmiştim…Maalesef dün okudum ki Funda’nın evine hırsız girmiş.Tahmin ettiğim gibi psikolojisi etkilenmiş hemen ev arayışına girmiş haklı olarak.Kış günü zor olacak ,aranan evde hemen bulunmaz , eeee bir taşınma maliyeti artık malum.Allah kolaylıklar versin çok üzüldüm bununla gelmiş geçmiş olsun…Ama görüyormusunuz hainlerin yaptığı iş, aileleri nasıl zor durumlarda bırakıyor? Maddi ve manevi etkileniyorsunuz.

Neyse asıl anlatmak istediğim konuya gelecek olursam.Böyle durumlarda evden hemen taşınamıyabiliriz sadece fikir vermek için yazıyorum.Bizim eve hırsız girdiğinde önce çelik kapı taktırdık.Tabii bunlar çelik kapıyıda artık açıyorlar.Özellikle kapının kolon kısımlarına beton dökülerek sağlamlaştırıldığına dikkat edin derim.Çünkü kolonları eğerek kapının açılmasını sağlıyorlar.Hatta başka bir arkadaşım çelik kapının önünede ayrıca bir demir kapı daha taktırdı.Onun dışında kesinlikle tavsiye edeceğim alarm.Evden çıkarken alarm kuruyorsunuz ya da gece yatarken.Kapı açıldığı andan itibaren geri sayımın başladığı süre içinde size ait şifrenin girilmesi gerekiyor.Şifre girilmez ise siren sesi oldukça yüksek biçimde başlıyor ötmeye.Tam beş dakika…Gene aynı anda sizin daha önce belirlediğiniz 10 kişinin telefonlarını otomatik arıyor.Yani alarm aynı zamanda evdeki telefon sisteminede bağlı.Ses kaydı var içinde eve yetkisiz giriş yapıldığına dair 10 kişiye haber veriyor.Bunun dışında elektrik kesildiğinde içinde 48 saat dayanacak bataryası var.Oradan güç alıyor.Evden taşınmanız durumunda alarm sökülebiliyor.Tabii bu arada teknik servis konularını vs..konuşarak netleştirin.Piyasada bu konuyla ilgili birkaç firma olduğunu biliyorum.

Bunlar kapı içindi,pencere ,balkon vs..tek tek düşünmek gerekiyor aslında.Daha öncede dediğim gibi umarım hiç kimsenin ihtiyacı olmaz ama ben bu konuda bayağa hassasım yazmadan geçemedim…


23 Ocak 2009 Cuma

HAYATTA HERŞEYE HAZIRLIKLI OL…

Bazen günü hiç planlamadığımız gibi bitirebilir,ya da yeni bir güne aksiliklerle başlıyabiliriz.Tıpkı dün akşam ve bugünkü gibi…

Güzel bir yemek sonrası bir arada olmayı planlarken canım babacığım rahatsızlandı.Bir kaç sene önce adını ona konduramadığım hastalığı erken teşhisle atlattığı için her an aportta bekleme durumu insanı manen yoruyor.

Onlar acile gidip film ,tahlil vs..uğraşırken saatler geçmedi.
Devamı bugüne kalan tekkikler için tekrar hastaneye gittiler.Bense güne kalp atışlarımı sayarak uyandım.İlerleyen saatlerde aksilik bu yaa televizyondan çıt diye bir ses geldi ve görüntü gitti.Minik yaramazım en sevdiği programı izlemek ister

—anneciii aç aç !! Yok işte çalışmıyor…Servisi ararken bir yandan tahlil sonuçlarından gelecek haberlere kilitli beynim…Servise durumu anlattım –tabii dedi lambası yanmış.teknik servis ücreti,bakım, vs..kdv dahil 700milyonu bulur.
Küçücük lamba zaten 300 küsür euro imiş ellerinde yokmuş siparişle Belçika’dan bir haftada gelirmiş miş miş.

Asgari ücretle ev geçindirilen bir ülkede 700 milyon tv tamirine verilir mi? Size sorarım…Bu arada netten model fiyatınada baktım 200 küsür eurao üstü tabii bize katlanmış fiyatı.Neyse buna da canım sıkıldı…Bu tür şeylerede öyle kafamı takarım ki ama gelin görünki hala telefonda gözüm.Çok şükür bir sorun yokmuş.—Ohh dedim şükür başka ne isterim???

Beterin beteri var derler yaa ben bugün kötü haberlerde alabilirdim şu bulunduğum an da üzüntülere boğulmuş olabilirdim onun için oymuş buymuş önemli değil.Sağlık en büyük servet.Buna inanın, hastanelerde aylarca yaşamak çok zor bir duygu.Dilerim hepimiz sevdiklerimizle sağlıklı uzun bir ömür geçiririz.
Aminn…


NİAGARA ŞELALESİ (1911)…

Bununla ilgili pek bir şey bulamadım fotolardan başka.Gürül gürül akan koca şelale nasıl dondu bilmiyorum.Ancak bildiğim fıstık gibi bir ülkede yaşadığımız.Denizlerle çevrili olmasına karşın okyanustan gelebilecek kasırga,hortum,tornado vs…yok…İki kıtayı birbirine bağlar, toprakları verimli ne ekersen yetişir.Dört mevsimi yaşarsın,eşsiz tarihi ve doğal güzellikleri.Karadeniz’e geçiş için tek nokta…Daha ne olsun?
Stratejik önemi nedeniyle herkesin gözü hep burada olucak unutmayalım…

Bknz.Niagara Şelalesi

Aynı açıdan çekilmiş görüntü 1999

2003

MİNİ BİR MİM



“Pammuk gibi bir yer” ile " fıkra sevenler" aynı konuda sağolsunlar benide mimlemişler yazmak vacib oldu demek.


Bu soruları nerden buluyorlar anlamıyorum. :-o

1-yakınınızda bulunan ilk kitabı alın.

2. 161. sayfayı açın.
3. 5. cümleyi okuyun.
4. Blog sayfasına yazın.
5. En güzel cümle ve en güzel kitabı seçmeyin.Sadece yakınınızda olan ilk kitabı alın.
6. 5 blog arkadaşınıza yollayın.

Elimin altındaki en yakın kitabı aldım maalesef 80 sayfada bitmiş…İkinci kitapta şansımı denedim.Dünyanın en akıllı insanı (kitabın kapağında öyle yazıyor )Erdal DEMİRKIRAN “Sadece aptallar 8 saat uyur” kitabının 161.sayfası 5. cümlesi ….Kimse de bu adama “güzel kardeşim,bu senin için bulunmaz bir fırsat işte 4 saat uyku zaten sana yeter” cümlesini yazdım…
Daha önce cevaplamadılarsa papağan gibi ,St.Ziza, Smilena, GeCe, Gülcan ve Erguvan ağacı‘na pasladım…

22 Ocak 2009 Perşembe

ELLERİNİZ HİÇ AYRILMASIN…

Geçen senelerde Kaptan ile uyumlu renklerde giyinmeye özen gösterirdik…Hatta işi biraz daha ilerletip aynı tişört ,eşofman,pantolon ne varsa almış, ikiz gibi giyinmeye başlamıştık…Hani İbrahim Kutluay-Demet Şener’in sendromu varya bu konuda nereye giderlerse aynı renk ya da modelde giyinirler onun gibi… Baktık bir süre sonra Kızılay dağıtmış gibi olacak,derken çocuk oldu meşguliyetlerimiz arttı bıraktık tabi bu işi.Şimdi her şeyi çabuk yapmalıyız küçük hanımı bekletmek olmaz ne bulursak onu giyiyoruz…
Neyse işte adamlar gene yapmış yapacağını bu eldivenleri görünce dedim tam bize göreymiş.Kışın eldivenleri giyince doğru dürüst elele tutuşamıyor insan…Ankara’da hiç karşıma çıkmadı bilmiyorum daha önce bilen gören var mı?

Fiyatı: 24.49 $’mış…
Smittens

21 Ocak 2009 Çarşamba

PAMUK ŞEKERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

Haftasonu kızımın kahverengi rujumu çantamdan çıkarıp çikolata niyetine yeme faciasından sonra gezmeye çıktık.Havalar malum soğuk, kapalı ortam olduğu için alışveriş merkezlerinden birini tercih ettik.

Cici kız mutlu.Elinden tutmuş geziyorken ,çocuğumun pespembe renkli pamuk şekerleri dikkatini çekti.Aslında haklıydı çünkü daha çok küçük olduğu için yeni yeni bazı şeylerin farkına varıyordu…

Babası dayanamadı bir tane alalım dedi. Bayan ise –yok yeni bir tane yapayım diyerek şekeri makinesine döktü ve elindeki çubuğa pamuk helvayı sarmaya başladı.Bizimki pür dikkat olanları izlerken,bende bayanın ellerindeki eldivene ve diğer hijyenik koşullara bakarak çocukluğumu düşündüm…

Bizim zamanımızda şartlar bu kadar iyi değildi...Değilmiş ki bir gün dondurmadan zehirlendim.İlkokulumuzun önünde açıkta satılan elma şekerleri, macunlar,iplere dizilmiş alıçlar ne garipti çocuktuk işte herkes bilmeden kapış kapış alıyordu…
Birde şu naylon poşet içinde satılan leblebi tozları vardı.Allah’ım ne çileydi onu yemek dişlerine ,damağına ,genzine yapışıp insanı mahvederdi…

Kızımın pamuk şekerini bayan özenle poşetledi eline verdi. Nasıl ve ne şartlarda yapıldığını gördüm içim biraz daha rahat, dedim yaaa şimdikiler biraz daha şanslı…


not: fotodaki şirin şey bana ait değildir...:)

NELER OLMUYOR ŞU HAYATTA...

Bu yaşanmış hikayeyi ilk okuduğumda resmen ürperdim bir haylide etkilendim.Şansızlık ya da kader nasıl adlandırırsanız…
Olay California’da büyük bir orman yangını çıkması ile başlıyor.Birkaç gün içinde kontrol altına alınan yangın sonrası hasar tespiti yapılırken bakılıyor ki bir dalgıç cesedi.Oksijen tüplü,paletli,şnorkeri ağzında dalgıç giysili bir adam.Yetkililer bir hayli şaşırıyor.Önce kimlik tesbiti yapılıyor sonra araştırma sonrası anlaşılıyor ki,dalgıç ormana yirmi kilometre uzaklıkta bir koyda dalış yapmış.Orman yangını çıkınca itfayeye ait uçaklar söz konusu koya giderek depolarına yangın söndürmek için tonlarca deniz suyu çekmişler.İşte bu su çekme esnasında o bölgede bulunan dalgıçda deniz suyuyla birlikte uçağın su deposuna çekilmiş gerisi malum gerçekten çok üzücü… :((



Kynk.baskent üniv.yayınları

BİRAZ GECİKT(M)İM...

Ödev(m)im biraz gecikti unutmadım tabiki sevgili papağan gibi…:) kucak dolusu sevgiler buradan sana…
PhotobucketPhotobucketPhotobucket

Yaptığım 4 iş:
Üniversitedeyken dört sene boyunca yerli radyolarda program hazırladım.Gene amatör olarak tiyatro gruplarında birkaç oyun oynadım. Okulu bitirdikten sonra (Jeoloğum bu arada) kendi mesleğimle alakalı hiç çalışmadım üç sene M.E.B.sözleşmeli öğretmen olarak çalıştım ve kendi isteğimle bıraktım.
Son dört senedirde kendi işyerimizde idari işlere bakarken son krizle şirket iflasını verince işsiz kaldım şimdi evde kızımı büyütmekle meşgulüm…

Defalarca izleyebileceğim 4 film:
Aslında sayı dörtten bayağa fazla ama içlerinden seçmem gerekirse
- Esaretin Bedeli
- Jaws 1-2-3-4-5
- Hayat güzeldir…
- Kayıp balık Nemo


Yaşadığım 4 yer:
-Ankara

-İzmir
Daha önce

-Isparta
-Malatya

İzlediğim 4 tv programı:
-Cici kızın oyuncakları
-Cici kız ve mama saati
-Cici kızla eğlenceli dakikalar
-Cici kız eeeee-eeee-eeee

Tatil için gittiğim 4 yer:
- İzmir-Özdere (her sene)
- İzmir –Seferihisar (her sene)
- Antalya
- Kıbrıs

En sevdiğim 4 yemek:
- Kadınbudu köfte
- Makarna
- Mantı
- Midye Dolma ve Kalamar

Hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer:
- İzmir
- Isparta
- Abant
- Uludağ

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer:
Bilmiyorum ki çok enteresan bir soru oldu…Kızımı emin ellere teslim ettikten sonra bu dileğin gerçek olacağını bilseydim görmeyi istediğim blog arkadaşlarından birinin yanına düşmek isterdim heralde…

Sorular ilgilerini çeker yazmak isterlerse ferulago, fıkra sevenlere, pammuk gibi bir yer’e paslıyorum..

BU MUTLU GÜNDE...

-- Genç çiftimizin bu mutlu gününü ölümsüzleştirelim.Yıllar sonra hatırlamak için güzel bir foto alalım.Evetttt çekiyorum gülümseyin…
Şiştttt teyze sen hareket etme çiçek numarası yapmaya devam… :))
****************************************************************

foto. netten alıntıdır.

18 Ocak 2009 Pazar

İYİ -KÖTÜ, GÜZEL-ÇİRKİN...

Eşimin amcası A.A 'dan emekli bir gazeteci.Yurt genelinde yapılan “En İyi Fotoğraf Yarışması” ödül töreni sonrası dereceye giren ama birinci olamayan arkadaşları ile sohbet ediyorlar eşimde aralarında.Yarışma serbest dalda yapılmış. Arkadaşı diyor ki –Aslında o kadar iyi fotoğraflar yarıştı ki kimisi gitmiş Ağrı Dağı’ndan gün batımını çekmiş,kimisi yurtdışı gezisinde çok uzaklardan faliyete geçen yanardağı görüntülemiş,kimiside gitmiş bir kaza anını çekmiş vs..Fakat öyle bir fotoğraf birinci olmuş ki “üzerinde iki insanı taşıyan eşek nehirde karşıdan karşıya geçerken durmuş ve ihtiyaç molası vermiş. :) İşte tam bu sırada fotoyu çeken kişi ödülün sahibi olmuş.—Bir daha böyle bir yarışmaya katılmayı düşünmüyorum.Çünkü insanların değer yargıları göreceli.Benim hiç beğenmediğim ya da ilgi göstermeyeceğim şeylere bir başkası inanılmayacak derecede olumlu tepkiler verebiliyor. Ben bu işe çok kızdım resmen küstürdüler beni !!!

Şimdi bu anlattığım örneği kendimize uyarlamak pekte zor olmaz aslında.Mesela ara ara düşündüğüm kafama takılan bir konuyu örnek verebilirim bununla ilgili olarak...


Bloglar arası gezinirken karşıma çıkan, o kadar güzel konulara değinen ve iyi şeyler yaptığını düşündüğüm bazı bloglara gösterilen ilginin gerekenden az oluşu kafamı kurcalar durur.Şimdi buradan –şu blog iyi demiyeceğim tabi ki neticede herkes birşeyler yapmaya çalışıyor kendince.Ancak toplum olarak neye ne kadar değer veriyoruz? Neyi beğenip neyi istiyoruz? Bence hepimizin sorgulaması gereken bir soru var karşımızda…Hatta bunu daha geniş tutalım sadece burası için değil günlük hayatımızdaki değer yargılarımız içinde bunu sorgulayalım derim.




BİZ DE YAPABİLİR MİYİZ ACABA?

Fotoyu ilk gördüğümde çok hoşuma gitti..Nerede olabilir? diye küçük bir araştırma yapınca anladım ki burası çok da meşhur bir yermiş. Washington’da köprü altına yapılmış bu eserin başka versiyonları burada da yapılabilirmi diye düşündüm.Gerçi ülkemizin hem turistik hem de tarihi eserler açısından sıkıntısı yok ama böyle ilginçlikler fenada olmazdı.Mesela bu iş için ilk aklıma gelen yer Eskişehir…Ne de olsa belediyesi bu konuda kendini sürekli geliştirmekte…
Bknz:Fremont Troll

KULAKLARIN ÇINLASIN DİLBER HALA...

Bilmiyorum sizde zaman zaman böyle hissediyormusunuz? Hani yazacak bir sürü konu varken bloğunuza ne yazacağınızı düşünüyormusunuz? –Mesela şunu yazayım derken bir bakıyorsunuz başka bir blog arkadaşınız o konuyla ilgili yazı yazmış.
-- yok şimdi olmaz , o bu konuya zaten değinmiş başka bir şey bulmalıyım deyip konu değiştirdiğiniz ya da konuyu bulup hatta yazıp yayınlamadığınız oldu mu?
Allah Allah neden böyle oluyor ki ?
Tam bu ruh hali içindeyken söylediğim tek şey Avrupa Yakasındaki Dilber halanın sözü --uyhhh tıgandım haa…

16 Ocak 2009 Cuma

UYKUSUZLUĞA KAÇ GÜN DAYANABİLİRİZ ?


Okulda final zamanı yaklaştığında bir şekilde derslerden yüzü gülmemiş ekip Eko, Faso, Gülo ve Sui artık kendilerine verilen son şansı değerlendirmek için eve kapandılar.(Zaten hepsi aynı evde kalıyorlardı.)


Kitaplar ,notlar daha önce çıkan sınav soruları vs. derken adamlar kitapları hatim edercesine çalışıyorlar, bir günde iki sınava girecek şekilde hazırlanıyorlardı.

Telefon açtım
 –sizde şu şu dersin hangi notları var? Kaç sayfa,fotokopi çektirebilirmiyim? Neyse tam notları alıcam Faso dedi ki;

—İnanır mısın resmen sabahladım sular seller gibi kitabı hatim ettim.
—yaaa ne güzel umarım bende bu dersten geçebilirim?

Ertesi gün gene sınav var.
Sınava girdik.
Faso geldi –Sanırım psikolojik ben bugünde gözümü kırpmadım hiç uyumadım yani..

—Ciddi misin? Sınava nasıl konsantre olucaksın? dedim.
aradan üç gün geçti başka sınav için bekliyoruz…

Kahve içiyoruz Faso’nun gözler uykusuzluktan kanlanmaya başlamış.
–Bende bir anormallik var ben bugünde uyumadım.
--Şaka yapıyorsun?

evdekilere sordum hepsi onayladılar. Faso o günde uyumamıştı.

Belli ki sınav stresi bir gerginlik yarattı ve Cuma günü sınav sonrası ev arkadaşlarının da yardımıyla Faso derin bir uykuya daldı.

İşte o zaman böyle bir konu geçmişti acaba uykusuzluğa bir insan ne kadar dayanabilir? Cevabı askıda kalan o gün unutulan soru tekrar karşıma çıktı.




Bugüne kadar uykusuzluktan ölen insan kayıtlara geçmemiş ancak bununla ilgili tabiki deneyler yapılmış yaklaşık on bir gün, 264 saat ile bir lise öğrencisi dünya rekorunu kırmış.

Başka deneylerde kullanılan deneklerin ise uzun süre uykusuzluk sonrasında iki günlük bir uyku ile tekrar eski yaşantılarına döndükleri görülmüş.


Bu da yetmemiş sıçanlar üzerinde deneyler yapılmış ,beyin dalgaları takip edilerek uyudukları saptanan sıçanlar tekrar tekrar uyandırılmış ancak on beş günün sonunda dayanamayıp ölmüşler tabi…


Birde zaman zaman duyduğum ancak adını şimdi öğrendiğim "Morvan Sendromu" denilen nadir hastalıktan aylarca uyumayan insanların kendilerini yorgun ya da 
uykulu hissetmeyip ara ara halüsinasyonlar gördükleri tesbit edilmiş.



İlginizi çektiyse daha detay… biyolojidefteri

BEDEN KİTLE ENDEKSİM ELDEN GİTTİ…

Hani sağduyu başladı diyete ve pilatese, özenmiyor değilim…Şöyle bir azim gelsede versem şu kiloları…Kış geldi hergeçen gün tartıdaki rakam büyümekte bu da benim psikolojimi bozmakta…Bilmiyorum dikkatinizi çektimi sağ sütunun sonlarında *** İdeal kİlonuzu öğrenin *** bölümü var tıkladım şimdi , tabiki biliyorum ideal kilomu sadece son aldığım kilolarla beden kitle endeksim değişmiş mi diye bakmak istedim veee birden panik oldum… Bekleeee diet ben geliyorum…:(((

Diet: söyle ne zaman? Kırmızı kar yağınca mı?
İ.g.g.: bilmiyorum,aslında önce gün belirlemeliyim ve bu pazartesi olmamalı…

BUGÜNE KADAR HEP KIRDINIZ BENİ...

--Lütfen artık kırılmak istemiyorum !!!

14 Ocak 2009 Çarşamba

VUR DEYİNCE ...

İşte “ vur deyince öldürmek " böyle bişey olsa gerek…Fonksiyonları ve kolay taşınması bakımından İsviçre çakısı her zaman alıcısını bulur hani takım çantası herzaman yanınızdadır...Ancak bu sefer ipin ucu kaçmış gibi görünüyor.85 parçadan oluşan bu çakıyı öyle diğer modelleri gibi cepte ,çantada taşımak mümkün değil ama bu işin tutkunu olan ya da koleksiyon yapanlar bundan edinecekler ki adamlar üretmiş.Arz talep meselesi yani…Fiyatı 1.200 $
bakmak isterseniz...

*bknz deyim
******************************************************************
ek: Yorumlara bakarak yazma gereği duydum arkadaşlar.Herkesin bildiğini zannederek çakının özelliklerini yazmadım tabii hata bende.Aslında bu meşhur isviçre çakısı zannedildiği gibi kötü amaçlar için kullanılmıyor.İçinde kaşık,makas,tornavida,tirbişon,gazoz açacağı,pense ,tırnak makası vb.. parçaların bulunduğu özel bir çakı bu…Daha önceki modellerde 6-7 bilemedin 10 fonksiyon varken şimdi sayı 85 'e yükselmiş.Kısacası bir sürü şeyi aynı anda yanınızda taşıyabiliyorsunuz... :)

YENİ MİM KONUSU...

Daha önce bu konuyla ilgili düşüncelerimi yazdığımı biliyorum.Ancak yazdığım günden bugüne bakıyorum hiçbir gelişme ya da bir değişiklik yok….Red purple in the blue yeni bir mim konusu dahilinde benimde düşüncelerimi yazmamı istemiş.Filistin’le ilgili birkaç cümlede siz kurun demiş.Aynı düşüncelerimi yinelemekle birlikte bir de yeni ek yapmak istiyorum.Tabi bu düşünceler yeni yeni oluştu kafamda…Kimisi katılır kimisi katılmaz ancak Filistin’de savaşın 19. günü, ölenlerin 3’de 1’i çocuklar olunca ister istemez böyle düşünmeye başladım.Tabiki vatan toprağı kutsal olmalı herkes için, haritada baktığımızda Gazze küçücük bir yer ve karşısında şu an dünya devlerini temsilen bir düşman var ve düşmanın vazgeçmeye hiç niyeti yok.Burada ifade ettikleri üzere bölücü hareketleri, kendisi için tehdit olacak ne varsa her şeyi silip süpürüyor.Hatta bu bebekler gelecekte büyüyecek başıma bela olacak diye resmen soykırım yapıyor…Şöyle söyliyim mesela siz anne babasınız ailenizi yok etmekle tehdit etseler ne yaparsınız? Hani “Sezercik” Kıbrıs harekatıyla ilgili bir flimde oynamıştı. Sahnenin birinde , Rumlar evlerine gireceği vakit annesiyle babası dolaba saklıyor Sezerciği…Evladıma dokunmayın bırakın ben buradayım ne yapacaksanız bana yapın demezmisiniz? İşte Filistin’i adamlar önceden aldıkları bilgiler dahilinde yıkıp geçiyorlar.Peki o bölgelerde çocukların işi ne? Sivil yerlere bişey yapamaz mantığı ile çocukların olduğu bölgelere saklanan ,onları korumakla görevli gücün hiç mi suçu yok? Bence bu savaş daha çok zayiatla sonuçlanmadan Filistin’de bir takım önlemler alması gerekiyor yoksa kime kafa tuttuğunun farkında değil mi bu adamlar?
Biraz farklı bir bakış açısı oldu belki ama savaş aynı zamanda strateji gerektirmez mi? Bişey uğruna kuru kuruya verilecek kayıpların anlamı ne ?
Sonuçta öyle ya da böyle tek ortak dilek var bir an önce savaş ve bu soykırım dursun…
Yazmak isterlerse Burcu Sezer, Elif, Gönüldenele,ve Öykü’ye pas ediyorum…

13 Ocak 2009 Salı

KADINLARI DÖVMEK İÇİN DEĞİL,SEVMEK İÇİN...

Dün çocuk oyun salonunda cici kızı oynatırken torunuyla bir bayan geldi yanıma oturdu.İki çocuk oynarken sohbet etmeye başladık.Konu tabi önce çocuklardı.-Beslenmesi nasıl? Uyku düzeni falan derken saatler ilerledi ve sohbet daha bir koyu hal aldı…Bir süre sonra anlatmaya başladı , o anlattıkça benim gözler şaşkınlıktan açıldı.Önceleri kurduğum olumlu cümleler—ne güzel !!! – çok iyi !! ilerleyen dakikalarda bir bir geri alınmaya başladı…
-Aslında dedi,bir hayli üzüntülüyüm tek kızım var okuttuk doktor oldu yine kendisi gibi bir doktor buldu evlendi.Fakat bir süre sonra damadım öyle eziyetlere başladı ki, kızıma şiddet uygulamaya,her şekilde onu aşağılamaya ve küçük görmeye kadar iş gitti.Kızım üzüntüsünden beyinde oluşan problemi yüzünden kısmi felç oldu ki o dönemde hamileydi.Erken doğum yaptı.Bu da yetmedi sezeryanlı kızımı gene dövdü…
(Sanırım bu kadar yeter daha fazla detaya girmek istemiyorum.)
Allah’ım böyle bir şey nasıl olabilir bu hangi vicdana sığar? Üstelik okumuş ,ilim görmüş bir insan fiziki olarak daha güçsüz olan eşine böyle bir zulmü,üstelik hamileyken nasıl yapar? Kahrettim ve çok üzüldüm…Hepimizin çocukları var ya da şu an yoksa ilerde olucaklar için söylüyorum dua ederken –Kıymet bilen yerlerde olsun kızım diyorum.Herkesin çocuğu için edeceği güzel bir dua ya da niyet herneyse…
Kimse kimsenin kölesi değil,hayatı paylaşmak güzellikleri birlikte yaşamak için evlenir insan…
Şimdi buraya kadar bunları halimize şükredelim diye yazmadım.Çölde kum tanesiyim elimde bir güçte yok bunu engellemeye sadece şunu söylemek için yazdım.”Siz kadınları sevmek için değil, dövmek için evlenenler…Allah bir gün bu yaptıklarınızla sizi cezalandıracak.Fiziki olarak senden daha güçsüz olduğunu bildiğin (üstelik hamile) bir bayana kalkan o ellerinize gereken ceza verilsin inşallah” ...

*kızgın olduğum için sert üslup kullandım okuyan arkadaşlardan özür dilerim.

12 Ocak 2009 Pazartesi

BİR TARAFTAR ÖYKÜSÜ…

Babam ilkokul öğrencisi…Kendisini büyüten anneanne Müveddet, okul dönüşü düğüne gideceklerini söylüyor torununa.

Zamanında evlerine gelip giden ve Müveddet teyzesinin yaptığı çörekleri çok seven genç delikanlı ,tüm mahalleyi düğününde görmek istiyor.

Hummalı bir hazırlık başlıyor .İzmir- Konak’ta gerçekleşecek düğüne vaktinde ulaşıyorlar ve nihayet düğün başlıyor.İlerleyen saatlerde damat babamı sevmek için yanına çağırıyor ve kucağına oturtuyor.

— Sana bir soru soracağım ,söyle bakalım TAŞ ‘lık bir arazide mi? İçinde çalıların olduğu bir BAHÇE ‘de mi? Yoksa büyük bir SARAY ‘da mı yaşamak istersin ? Babam şaşırıyor tabi bu soru karşısında süreyi fazla uzatmadan hemen cevap veriyor.

—Tabiki büyük bir SARAY’da yaşamak isterim.

—Peki o zaman seçimini yaptın diyen Türk futbolunun büyük golcüsü damat Metin Oktay cebinden çıkardığı Galatasaray rozetini babamın yakasına takıyor…

****************************************************************
Futbol her daim popülerliğini sürdürecek bu kesin.Kimimiz fanatik,kimimiz sadece izleyici,kimimiz futbolun “f ‘sinden anlamaz ama genelde herkesin tuttuğu ya da sempatizanı olduğu bir takım var.Fakat bu işin ilk başlangıç noktasını hatırlayan pek azdır tahmin ediyorum…---yaaa benim dayım koyu Beşiktaşlıydı bende Beşiktaşlı oldum diyenler.—Babam beni doğuştan Fenerbahçeli yaptı diyenler …Öyle ya da böyle herkesin bu işle ilgili bir başlangıcı var.Bana göre babamın yaptığı başlangıç hem çok orijinal hem de çok anlamlı yazmak istedim içimden geldi… :)

Taraftar dört yaşındayken...

*(fotonun izinsiz kullanılmamasını rica ederim)
bknz.Metin OKTAY

11 Ocak 2009 Pazar

BENCE İYİCE DÜŞÜN !!!

--- Burası daha rahat, şöyle oturmak istermisiniz?

2009' da İlk Mim...

Made in Mesut Demir sağolsun mim listesinde beni de unutmamış…”Sevdiğiniz mekanlar neresi ? “ diye sormuş…Aslında çok yer var ama içlerinde benim için özel hani gittiğim zaman kafamı dinleyeceğim ,bana huzur veren birkaç yer sayabilirim…

Mesela her sene mutlaka gittiğim İzmir-Özdere ve Gümüldür…

Bu sahilde her sabah yürümek ,akşamda semaverde demlediğimiz çayı bu manzaraya bakarak içmek…
Bu temiz denizde balık tutmanın keyfini hiçbir yerde bulamadım (Özdere)…
Veee illede Sığacık...İzmir-Seferihisar' ın beldesi.Hani şu ""Kavak Yelleri" dizisinin çekildiği yer.Çocuklar sürekli --Ben Urla'ya gidiyorum diyor yaa aslında Sığacık'ta çekimlerin büyük bölümü neyse..
Burasıda gene İzmir'de Ilıksu...Oldukça temiz bir denize sahip,aynı zamanda termal su kaynakları olduğu için fizik tedavi için birebir...

İzmir İnciraltı...Herhangi bir cafe ya da çaybahçesi farketmez manzarası yeter... (hani memleketim diye söylemiyorum İzmir "Özgürlükler Kenti" kim ne söylerse söylesin)
Ankara'da ise en sevdiğim yerlerden biri Beypazarı ilçesi...Tüm günü dolu dolu yaşayabilirsiniz.Ama özellikle Beypazar'lıların yaptığı ürünleri satışa çıkardığı günü tercih ederseniz daha iyi olur Çarşamba günüydü sanırım... "Cırcırların Konağını" tavsiye ederim.

Gene Ankara'da en çok gittiğim yerlerden biri...Bu manzaraya bakıp çay içmek beni mutlu ediyor...
Son olarakta Antalya geldi aklıma...Antalya'da neresi olursa olsun farketmez çünkü orasıda benim için özel yerlerden biri...

********************************************************************
Yazmak isterlerse GeCe , @ysed, Egemenli Hayat, Herşey cuBurda ,Smilena ve Sağır Kedi’ye sorayım bakalım onlar nereleri seviyorlar ???