29 Mayıs 2009 Cuma

SÖYLEMEDİ DEMEYİN...

Dans, ilk defa Fransa’da yapılmaya başlamış.Kanuni Sultan Süleyman idaresindeki Osmanlı İmparatorluğunun toprakları Avrupa’nın ortalarına kadar gelmiş. Fransa ile sınır komşusu… İşte tam o dönemde dansın ne olduğunu öğrenen Kanuni Sultan Süleyman tasvip etmediği bu olay karşısında hemen harekete geçer ve Fransa Kralı François’e bir mektup yazar…
“Ben ki, kırk sekiz krallığın hakanı Kanuni Sultan Süleyman Han’ım Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans adı altında kadın erkek birbirine sarılmak suretiyle insanlar arasında oyun oynanmakta olduğunu işitmiş bulunmaktayım.
Hemhudut olmaklığımız dolayısıyle, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali müvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Ordu-yu Hümayunumla gelip men’e muktedirim!”

Rivayet o ki; Kanuni’nin bu mektubundan sonra Fransa’da yüz sene dans yapılmamıştır.

*Acaba yazının başlığını "Bir Türk'ün Ricası" olarak değiştirsem mi? :)

JAVACI TEYZE…

TEYZE : Şimdi iki bölüm ayrı ayrı oluştu…İlki txt dosyasındaki verilerin okunması ikincisi okunan verilerin Java 2D ile şekle dönüştürülmesi. Bu iki dizini tek dizin haline nasıl getirebilirim? Yani bu komutları nasıl tek dosya içinde bağlayacağım? Bu program "run" edilince txt dosyasındaki verileri okuyup, o verileri X, Y koordinatı ve renk haline getirip onlara göre ekranda gösterilmesini istiyorum…

BİLGİSAYAR HOCASI : Valla teyzeciğim Allah varya ben daha kolay bişey
soracaksın sandım.Şimdi ne desem boş…

*********************************************************************************
birde not :teyzenin yaşına rağmen öğrenme isteğini taktir ettim yanlış anlaşılma olmasın.

28 Mayıs 2009 Perşembe

SEN SORDUN , BEN SÖYLEDİM ÖĞRETMENİM...

Ailede okula giden küçük çocuk kalmadığı için unuttuk belki tarihlerini ama yerli malı haftası için yaptığımız hazırlıklar hala aklımda… İşte bu konuya dair anlatılan anıyı dinleyince bayağa güldüm.Bu seferki kahraman kaptanın kuzeni…İlkokul birinci sınıfta… Öğretmen daha önceden bahsettiği “Yerli Malı” haftasının anlam ve önemiyle ilgili sözlü yapmakta.
Soru: Yerli malı haftası ne zaman kutlanır?
Kuzeni işaret eder - sen cevap ver çocuğum.
Kuzen kısa bir süre düşünür ve cevap verir…
--Zamanı geldiğinde kutlanır öğretmenim… :)

27 Mayıs 2009 Çarşamba

BUGÜNE KADAR YAŞAMIŞ EN TEHLİKELİ HAYVAN HANGİSİDİR?

Bana sorsalar cevabım kesinlikle köpekbalığı olurdu,ancak kaynaklar gösteriyor ki insanoğlunun ölümüne en çok dişi sivrisinekler neden oluyor…Erkek sivrisinekler ise masum çünkü onlar sadece bitkileri ısırıyorlar.
Bilinen 2500 sivrisinek türü potansiyel olarak yüzden fazla hastalık taşıyor insanlara. Başta sıtma, sarı humma, fil hastalığı ve ansefalit (beyin iltihabı) gibi tehlikeli hastalıklar sonucu günümüzde her 12 saniyede bir kişinin öldüğü kanıtlanmış.
19. yüzyıl sonuna kadar sivrisineklerin bu kadar tehlikeli olduğu bilinmemekteydi.1877 ‘de Patrick Manson fil hastalığının ,1894’de Manson ‘ın öğrencisi Ronald Ross sıtma mikrobunun sivrisineklerden kaynaklandığını kanıtladı.
*******************************************************************
Cahillikler kitabındaki Afrika atasözü diyor ki;

“Fark edilmek için çok küçük olduğunu düşünüyorsan,kapalı bir odada bir sivrisinekle uyumayı dene”.Şimdi yaz geliyor sivrisineklerle tekrar savaş başlayacak.Düşmanı sakın küçümsemiyelim,kendilerini nasılda zekice kamufle ettiklerini unutmayalım.Hani bir cibinlik varsa işimiz daha kolay, tabii sesine tahammül edebilirsek… :)

26 Mayıs 2009 Salı

CAHİL İNSAN VE KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ…

Hani karşımızdakine sinirlenip yakınlık derecesine göre –cahil cahil konuşma!!!deriz ya da içimizden –ya ne cahil insanlar var? diye geçiririz…

Sakın yanlış anlaşılmasın asla okul okuma anlamında söylemiyorum.Hayata bakış açısı,yaşam tecrübesi olarak değerlendirin sizde.

İşte bu cahil diye nitelendirdiğimiz insanların bir takım karakteristik özellikleri oluyor dikkat ettiniz mi? Bir kere sabit fikirli oluyorlar.Siz ne anlatırsanız anlatın ,bildiğini okuyor karşı taraf...Bu da yetmiyor küstah olabiliyorlar.Tek bildikleri kendi doğruları,yanlış olduğunu kabul etmeden “doğru budur kardeşim” diyorlar.Yeni fikirlere asla açık olmuyorlar, bilgisizlerini ya da tecrübesizliklerini belli etmemek adına inatla kendi isteklerini yapıyorlar ve tabiki benmerkezci oluyorlar dünyanın sadece kendi etraflarında döndüğünü zannedip bir tek önemli insan kendileri sanıyorlar…


Liste yazsanız uzayıp böyle gider.Niye mi yazdım bunları? ilk fırsatta diyordum hep, iki buçuk ay boyunca hergün karşımda duran bu insan profilini anlatmak istedim…

KAHVE...

Uzun süredir gülmeyen talih,aşırı gerginlik ve kilolar…Sonuç şiddetli başağrısı.Belki rahatlatır ümidiyle üç kupa kahve bitti ama bir değişiklik yok.İşin ilginç tarafı hala kahve içmek istiyorum yok yok hatta ve hatta kahve içinde boğulmak istiyorum...

ÖRGÜ OYUNCAK...

Siteyi görür görmez Smilena’nın ördüğü muhteşem oyuncakları hatırladım…Bakarak ya da hayal gücüylemi örülüyor bilmiyorum ama çok başarılı buluyorum.Amigurumi diyorlar sanırım başka bloglarda da karşıma çıkmıştı.Bu tür yeteneklerim yok maalesef..Bu işle uğraşan diğer arkadaşlara belki bir fikir olur düşüncesiyle fotoya linki ekledim kolay gelsin…

24 Mayıs 2009 Pazar

ŞİMDİ REKLAMLAR…

" Güvenliğinizi düşünüyorsanız eğer , kapınızda çift kilit sistemini tercih edin… "

"İYİ Kİ DOĞDUN " ŞARKISINI KİM BULDU?

1900 yılların başında ABD ‘nin Kentucky eyaletinde yaşayan kız kardeşler Mildred ve Potty Hill bir ana okulunda çalışıyorlardı.Çocuklara yeni bir şarkı öğretmeleri gerekince ,bugün doğum günlerinde söylenen “İyi ki doğdun” şarkısının melodisini buldular.Tabii bunu yaparken dünyanın heryerine yayılacağını hiç düşünmediler…Sözlerini ise güzel bir güne başlama şarkısı olarak düzenlemişlerdi ve her sabah çocuklara bu şarkıyı söylettiler.
Brodway’de bir müzikal gösteride sözler değiştirilip bugünkü doğum günü şarkısı şeklinde söylenmeye başlayınca kardeşler harekete geçti ve bu şarkının kullanıldığı heryerde kendilerine telif hakkı ödeyecek bir vakıf kurdular.Dünyanın tüm dillerine çevirilen bu melodi halen Sinema ,tiyatro,radyo ya da televizyonda kullanıldığı zaman bestecilere telif ücreti ödenmektedir.
kynk.
********************************************************************
Sene 1995 dokuz kızın kaldığı bir öğrenci yurdunda sürpriz doğum günü hazırlama çabalarımı hatırlıyorum…Dokuz kişiye yetecek pasta param yok kendi çapımda en büyüklerinden 3 tane ekler pasta ve mumları alıp geldim.Sağduyunun doğumgünüydü…Kutladık ,fotoğraf makinesındaki son pozla birde resim çekildik…
Aklıma geldi şimdi.Bugün sağduyunun doğum günü…Aramızda kilometreler olsa da ben sevgili dostumun doğum gününü kutluyorum ve dünyanın en çok söylenen bu şarkısını söylüyorum…İyi ki doğdun ♪ ♪ …İyi ki doğdun ♪ ♪ ,iyi ki doğdun mutlu yıllar sana... ♪ ♪

HAYAL LİSTESİ...

Üzerinden bayağa geçti Sevgili Caramelia “Hayal Listem” konusunda mimlemişti yazamadım kusura bakmadı umarım…
Hayallerim var tabii olmaz mı? Şu an neler neler geçiyor kafamdan hemde gerçekleşmesi artık mümkün olmayacak hayaller biliyorum…
* Mesela ilk aklıma gelen eski rahat yaşantıma geri dönmek isterdim…Kaybedilen maddi ,manevi ne varsa tekrar sahip olmak isterdim.
* Onun dışında yeni yerler görmek isterdim.(Anneler gününde çalışıyordum,şirket bilgisayarlarından birini açtım birde ne göreyim Ölüdeniz’den bir manzara…O an orada olmak istedim,daha önce hiç görmedim.)
* Sakin ,doğayla baş başa kalacağım bir yerde balık tutmak isterdim.

* İnsan olduğumu unutmayacağım bir iş isterdim.(Bu arada merak edenler için 2,5 aylık iş serüvenim bitti.Tekrar iş aramaya koyuldum)
* Hiçbir zaman zayıf olmadım ama doğumdan önceki halime geri dönmeyi isterdim…:)))
Şimdilik aklıma gelenler bunlar ,daha yazmak istesemde kolumdan sürekli aşağıya çekiştiren
--Anne kucayaaa al !! diyen bir bıdıktan ancak bu kadar yazabildim…
Mehbup ,Sağır kedicim, İçimdeki Yolculuk size yolladım …

23 Mayıs 2009 Cumartesi

YAMYAM…

Saat 00.30 ‘u gösterirken çalan telefonla bir an irkildi.Tahmini doğru çıktı… Uçuş için acil görev emri gelmişti.Gerekli malzemelerini hazırlayıp brifing için toplantı salonuna geldi.Her zamankinden kısa sürdü, nelerin yapılacağı tüm ekibe anlatıldıktan sonra yola çıkma vakti gelmişti…

Bölgede zaten tansiyon yüksekti ve alınan Barış Harekatı kararı kimse için sürpriz olmadı.Rumlar Türkler için hoparlörlerden “Bekledim de gelmedin “ şarkısını hergün dalga geçerek çalarken,yapılan tüm tahriklerin artık sonuna gelinmişti...

Görev dağılımı dahilinde 19 Temmuz 1974’de Girne’nin batısındaki Pladini bölgesine karadan ulaştılar.Aksilik bu ya görev için kendisine verilen telsiz arızalandı.Mobil telsizde yanlarında yoktu.3 pilot yanlarındaki kara birlikleriyle tek telsizi kullanmak zorunda kaldı.Çıkarma devam ederken dağlardan açılan düşman ateşi bir süre planları yavaşlattı…

Harekatın 2. günü saatler geceyarısını gösterirken hava birliklerine karadan destek vermek için tüm hazırlıklar yapıldı.Düşman mevzilerine oldukça yakın bir yerde iken bir Türk jeti taarruzu başladı.

--Kahretsin! dedi burada olduğumuzu bildirmezsek eğer , bu bizimde sonumuz olur…Telsiz tam bozulacak zamanı buldun!!!

Ellerinde çalışan tek telsizle Anamur radarına ve hava trafiğini sağlayan arkadaşına durumu anlatmaya çalıştı.Bulundukları yerin koordinatlarını verdi ancak hava trafik doğal olarak kendisine parola sordu. --Demir !!! parola demir !!! dedi ancak iyi Türkçe bilen Rumlar parolayı kısa sürede öğrenmiş ve parola geçerliliğini kaybetmişti…

Hava trafikteki arkadaşıda sesini tanımamış, parolayıda kabul etmemişti…Havadan taarruz devam edecekken tekrar sarıldı telsize –ben Yamyam duyuyormusun? ben Yamyam…diyebildi.Pilot taarruzu hemen kesti çünkü o lakabı pilot arkadaşları kendisine takmıştı…

******************************************************************
Sene 2005 heyecanlıyım çünkü hikayenin kahramanı “Yamyam” ofisimize ziyarete gelicek…


Kıbrıslı gazeteci Mehmet Remzi Gökhan’ın yazdığı “Kıbrıs Barış Harekatı’nda İlginç Olaylar “ kitabındaki bu ve diğer anıları zevkle okuduğumdan bahsediyorum kendisine…

--Peki dedim.Neden size bu lakabı taktılar? “O bir espiri ile başladı çok esmer olduğum için beni bu isimle çağırıyorlardı.Lakabım o gün hayatımızı kurtardı “diye cevap verdi…

ATATÜRK HANGİ İLİN NÜFUSUNA KAYITLIDIR?

Hani anket modülünü farklı amaç için kullanıyorum ya ,geçen seferki gibi olmadı çok şükür ,doğru cevapların çoğunluğu ile sonuçlandı…
İlgi gösterip oy kullanan herkese teşekkür ediyorum…

Neden Gaziantep ? cevabı ise sanıyorum şu cümlelerde saklı...

"İnanılmaz destanın kahramanı Antep halkı yokluk içindeydi.Şehirlerini Ramazan topu ve müzedeki tüfeklerle savundular.Yiyecek yoktu,zehirli zerdali çekirdeklerini yediler,doydular! Karınları ağrıya ağrıya savaştılar ve kutsal kanlarını bu toprağa vatan yaptılar…""BEN GAZİANTEP'LİLERİ GÖZLERİNDEN NASIL ÖPMEM Kİ;ONLAR YALNIZ GAZİANTEP'İ DEĞİL TÜRKİYE'Yİ DE KURTARDILAR."
K. Atatürk

kynk. Kurtuluş Savaşında Gaziantep'in önemi...

AYAKKABI...

“Ayakkabının kalleşi, ayağı arkadan vurur.” :))
Delinmiş olması hiç mühim değil…

19 Mayıs 2009 Salı

GÜNÜN SÖZÜ…

O'na
"ORDU YOK" Dediler, "KURULUR" Dedi.
"PARA YOK" Dediler, "BULUNUR" Dedi.
"DÜŞMAN ÇOK" Dediler, "YENİLİR" Dedi.
VE
BÜTÜN DEDİKLERİNİ YAPTI…
İsmail Habib Sevük


*****************************************************************

ATATÜRK’ÜN GÖREMEDİĞİ BİR BAYRAM…

1 Haziran 1935 tarihinde kabul edilen 2739 sayılı yasa ile ulusal bayramlar belirlenmişti.Bunların içinde Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı gün 19 Mayıs yoktu . Çünkü 1938 yılına kadar, 19 Mayıs’lar Samsun’da yerel anlamda ‘Gazi Günü’ olarak kutlanıyordu.

20 Haziran1938’de 3455 sayılı yasa ile 2739 sayılı yasaya bir ek yapılarak “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” belirlendi.

1 Kasım 1938 ‘de Atatürk hasta yatağında kabul edilen bu yasayı görmekten memnuniyet duyduğunu yanındakilere not aldırdı.Ancak 19 Mayıs 1939’da resmi olarak kutlanacak bayrama katılmaya ömrü yetmedi…

detay için.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

“OSCAR” ÖDÜLLERİ ADINI NEREDEN ALDI?

1920 yılının başlarında Hollywood en parlak günlerini yaşarken,bir yandan da sesli sinemaya geçişin sancılarını hissediyordu.O güne kadar sinemacıların ve bu işe gönül verenlerin haklarını savunucu resmi bir kuruluşun olmaması günden güne sorunların artmasına neden oluyordu.1927 yılına kadar bu şekilde çalışmalarına devam eden sinemacılar toplanarak yapımcılar,senaryo yazarları,yönetmen ve oyunculardan oluşan 36 kişilik bir yemek düzenledi.Bu yemekte alınan kararlardan yola çıkarakta yedi kişiden oluşan bir kurul ile “Sinema Sanat ve Bilimleri Akademi”sini kurdular.Bu kurul akademiyi daha önemli kılmak adına her sene ödül töreni düzenlemeye karar verdi.Ödüller “Academy Award of Merit” adıyla verilmeye başlandı.1931 yılına kadar bu isimle verilen ödüller, rivayet o ki akademi sekreterinin o meşhur heykelciği eline alıp -- Amcama ne kadar benziyor demesiyle değişti.İsmini sorduklarında “Oscar” yanıtını alan kurul bu ismi kısa ve özgün bulmuş olacak ki o günden sonra ödülleri “Oscar Ödülleri” adı altında dağıtmaya başladı…
kynk.
kynk.

15 Mayıs 2009 Cuma

GÜNÜN ANLAM VE ÖZETİ...

"Bir ülkede küçük insanların gölgeleri büyüyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir." Konfiçyüs

9 Mayıs 2009 Cumartesi

SOYAĞACI…

İngiliz Ian Lewis , kökleri 17’nci yüzyıla dayanan aile soy ağacını çıkaracak,topladığı bilgiler ışığında kitap yayınlayacaktı…İşin başlangıcında belki kendisi bile bu kadar zaman harcayacağını tahmin edemedi.Tam 30 yıl boyunca tüm Britanya’yı dolaştı ve yaklaşık 2 bin akrabasıyla yüz yüze görüştü.Büyük büyükdedelerinin savaş sonrası Rusya’dan nasıl kaçtıkları konusunda çok ilginç bilgiler elde etti.Kitabını tamamlamaya az bir zaman kalmıştı ki gerçekle yüz yüze geldi.Asıl adının David Thornton olduğunu ve bir aylıkken bu aileye evlatlık verildiğini öğrendi…
************************************************************
Okurken şaşırdım…Böyle bir sonuç beklemiyordum.Bundan 4 yıl önce aldığım teknoloji dergisinin hediyesi olan Soyağacı program CD’sini bilgisayarıma yüklediğimde,bende karar verdim aile soyağacımı çıkarmaya…Doğum günleri,yerleri derken aile fertlerimin her birinden bilgiler aldım.Önce şaşırdılar ne yapacağımı sordular.Anne tarafım daha kalabalık,baba tarafım ise öyle kalabalık bir aile değil ancak programa yüklediğim her bilgi sonrası liste uzadıkça uzadı…Aldığım bilgiler doğrultusunda dedemin ,babasına hatta dedemin dedesinin bilgilerine kadar ulaştım.1880’lere kadar ilerledim.Bunları yaparken internet ortamından da faydalandım…Bu arada dedemin babasının iki kere evlendiğini hatta kızkardeşi ile annelerinin farklı olduğunu öğrendim.Amcalarıma söylediğimde şaşırdılar.
Araştırmacı ruhumu maalesef dizginleyemedim, gülmeyin ama nüfus idaresinde yetkili olduğunu öğrendiğim bir arkadaşımın babasından randevu isteyip yanına gittim.Ne yapmak istediğimi anlattım.O da bana daha önce böyle bir istekle karşılamadığını,istese bile kayıtları çıkartmasının mümkün olmadığını söyledi.Soyadı kanunundan önce isimlerin atıyorum Veli oğlu “Ali Efendi “ şeklinde yazıldığını,çok eski arşiv kayıtlarının zaten nüfusa geçirilmediğini anlattı.İşte benim soyağacı projemde böylece yarım kaldı…


hikaye kynk.

7 Mayıs 2009 Perşembe

İSTANBUL’LU MACİT…

Son hazırlıklar tamamlanmak üzere…
Birlik ve beraberliğin en çok hissedilmesi gereken anlarda siperleri gezerek askerlerine güç vermek isteyen Mustafa Kemal,duvarlara iğnelenmiş kağıtlarda “Kuran’dan elle yazılmış ayetleri ve Allah’ın büyük isimlerini” gördü.
Bu yazıların askerlerine direnç ve moral verdiğini düşünürken yazıların bir tanesine gözü takıldı…Durdu uzun uzun inceledi…

--Bunu yazan kişiyi hemen bulun getirin dedi. Yazan kişi biraz sonra karşısındaydı…
--Buyrun komutanım ben İstanbul’lu Macit dedi.
--Sen hemen siperden çıkıyorsun !!!
yarın derhal terhisini verin bu bir emirdir dedi diğer askerlere...Ve Macit’in arkasından seslendi.

--Çık ve hemen İstanbul’a dön,güzel yazı yazmaya devam et.Senin yerine siperlere girecek binlerce gönüllü Mehmetçik var ama bu kadar güzel yazabilen sanatçıyı bu millet çok az bulur dedi.

* Kim bilebilirdiki ? demiyeceğim.Bir ulusun kurtarıcısı için bunu tahmin etmek hiç de zor olmadı.Çanakkale savaşında adı unutulan binlerce Mehmetçikten biri olacakken ,İstanbul’lu Macit Ayral son çağın ünlü hat ustalarından biri oldu…


kynk.
bknz.Hat Sanatı
, Macit Ayral ,Hat

SIKILIYORUM...

-- bugünlerde aramız limoni, o yüzden çok sıkılıyorum…

CV


Artık günün yarısı nerdeyse CV incelemekle geçiyor…Uzun yıllar çalışan çekirdek kadronun yanında sürekli işten çıkan personeli takviye etmek için en uygun,en kalifiye kişileri bulmak amacım.Çalışma saatleri kişiler için en büyük sorun o nedenle ne zaman ,kimin işten ayrılacağı pek belli olmuyor.Neyse bugünkü kafama takılan soruya gelelim…Bilenler varsa mesele yok,bilmeyen benim gibi meraklılara bu yazı…”C” ve “V” harflerinden oluşan,bizim olmadığı halde Türkçeye çoktan girmiş CV’nin açılımı nedir? diye düşündüm İngilizce bilenler şanslı onlar biliyor cevabı…Bende aradım buldum işte…
Curriculum Vitae : özgeçmiş, yaşam özeti
kynk.redhouse
kynk.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

NEDEN KLAVYE TUŞLARI ALFABETİK DİZİLMEDİ?

Ne kadar zor olabilir ki ?dedim...Yeni bir klavye gelene kadar sağlam olduğunu düşündüğüm ,önceki personel sorumlusuna ait F klavyeyi aldım taktım bilgisayara…Ama ne mümkün okumaya yeni başlayan hani tek tek hecelemeye başlayan çocuklar gibi buldum kendimi.Hakikaten zormuş alt tarafı kısa bir metin yazacağım olmadı…Kullanamadım…Beynim ve de parmaklarım farkında olmadan harflerin yerini başka yerde arıyor.İşte soru burdan sonra geldi? Neden klavye tuşları standart dizilmedi? Cevabını bulmak bu sefer zor olmadı.Bununla ilgili pek çok sitede kopyala yapıştır yöntemi ile bilgi var.Hepsi aynı olduğu için içlerinden bir tanesini seçtim.Asıl önemli olan kısım ise şöyle…
Rivayete göre Yazı makinesinin mucidi Christopher Latham Sholes, 1867′de cihazın patentini almak için tasarımında bir takım değişiklikler yapmak istiyor. Çünkü cihazdan kaynaklanan bir takım mekanik sorunla karşılaşıyor.
İcat ettiği yazı makinesi yani bugünkü adıyla daktilonun harfleri kağıda basmak üzere kullanılan harf kolları ve bunların muhafazasını sağlayan kapalı kutuyu canlandır gözünde …
Yapılan bütün denemelerde alfabetik sırayla dizilmiş tuşlara basıldığında iki kol birden kağıda doğru havalanıp içerde sıkışmaya neden olmuş. Christopher Latham Sholes bu sorunu çözmek için, kullanan kişinin yazım hızını yavaşlatarak harflerin yerlerini olabildiğince karıştırmış nihayetinde deneme yanılma yöntemiyle demek ki en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görmüş ve bugünkü Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkmış. Daha sonra bu cihazın üretim hakkı satın alınmış 1874′te seri üretime geçen E. Remington & Sons firması aynı harf dizilimini kullanmaya devam etmiş ve cihaz bu harf dizilimiyle kabul görmüş.
Q klavye dışında, Türkçe için kullanılan F ve bazı ülkelerde kullanılan A klavye dizilimleri de kullanılan dile göre gene yazım hızını artırmak için düzenlenmiş…
kynk.

O AN...

Daha önce şöyle yazmıştım…” Fotoğraflar aslında o kadar değerlidir ki geçmişteki o “an”ların kanıtıdır.Bir daha tekrarı yaşanmayacak o anları sizin için durdurur…” Seviyorum fotoğraf çekmeyi ya da onları uzun uzun incelemeyi… Enteresan olanlarda gözümden kaçmıyor. Bu plak kapağına takıldım, inceledim resmi büyüttüm…Fotoğrafı çeken kişi o an ne düşündü neyi anlatmak istedi hemde bir plak kapağında? Yangın söndürme tüpü ,kırmızı şal,güller,şemsiye ve ona takılmış bir gül sonra bir şemsiye daha ,otomobil lastiği ???

GÜNÜN SÖZÜ...

“DÜN İLE BUGÜN ARASINDA ÇIKAN KAVGADA KAYBEDEN HEP YARINLAR OLUR..” (Bir arkadaşımdan duydum ancak kime ait olduğunu maalesef bulamadım)