30 Ağustos 2009 Pazar

BİR GENÇ KIZ VARDI, ADINI BİLE BİLMEDİĞİMİZ…

Köy muhtarı söz vermişti.Ertesi gün sabah ezanında 20 kişiyi hazır bekletecekti…

O gece yaralı Mehmetçiklerden biri ölünce , bir yaş küçük kızkardeşinin saçları tamamen kesilip abisinin elbiseleri giydirildi ve 20 kişilik ekip tamamlanmış oldu…
~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~
Çanakkale siperlerinde anzak askerlerinin yazdığı günlük ve mektuplar 8 Eylül 1915 tarihinde “The Age”adlı Avusturalya gazetesinde yayınlandı…Biri annesine şöyle sesleniyordu…

”Vurulduğum 18 Mayıs günü keskin nişancı bir Türk kızı vardı.19-20 yaşlarında iri yapılı ve güzel.Gün boyunca sürekli ateş etti.Bir çok adamımızı vurdu.Gün bitimine yakın bir Anzak tarafından vurulunca kızdan ses kesildi.Gene de üzüldüm…Ölüsünü ele geçirdiğimizde gördük ki vücudunda tam 52 kurşun yarası vardı.Bu savaş korkunç anne…"

~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~
Duygu yoğunluğu içinde okuduğum bir yazıydı, ne zamandır yazılmayı bekleyen…
Günün anlam ve önemini anlatan olaylardan sadece biriydi…
~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~

yararlanılan kynk.Çanakkale Şehitleri Tanıtım ve Araştırma Derneği Yayını

KISACA…

Biz dinimizi iyi öğrendik okullarda...
Rahat ve özgür bir ortamda…
Dinimizce “Emanete hıyanet olmaz” haramdır...
Harama el uzatmak dinde günahtır…
Günahın yolu eninde sonunda azaptır…
Bizler olduğu müddetçe emanetin yaşayacaktır…

28 Ağustos 2009 Cuma

KAÇAN FIRSAT !!!

Decca Record Plak firmasının yöneticisi “Sound’larını beğenmedim,ayrıca gitar gruplarının modası geçti” deyip onları geri çevirdiğinde takvim yaprakları 1962 yılını gösteriyordu (…)
Onlar tüm dünyada 1 milyardan fazla plak, kaset, Cd satışıyla birlikte sayısız ödülün sahibi oldu.

The Beatles, Guinness Rekorlar kitabına adını “Dünyanın en başarılı grubu” olarak yazdırmayı başardı…

SORUN YOK...

Dalgıç “su altı işaret dili” ile her şeyin yolunda gittiğini söylüyor… :)

******************************************************************
1-Bakmak isterseniz, Uluslararası dalış işaret dili...
2-Photoshop
tekniği...

BİRAZCIK ADRENALİN -BÖLÜM -2-

Geçen sefer gondolda adrenalin arayışım sonuçsuz kalmış,daha farklı bir şeyler aradığımı anlatmıştım…
Ankara’da Cepa alışveriş merkezine bu senede park kuruldu.Ama geçen seneye göre farkla…

Sanki etüd yapar gibi üç kez gittim ,biraz korktum ne yalan söyliyeyim belki de çığlıklardan ürktüm.Dördüncü gidişimde oturdum koltuğa ,yanımdaki bayan “eğer korkarsanız elimi tutabilirsiniz” dediğinde “eyvah”dedim ama kilitler çoktan kapanmıştı…
Bir sağa ,bir sola salınırken aynı zamanda kendi ekseni etrafında dönüyor…Süratliydi ama çok kısa sürdü.Herhangi bir tepki vermeden Ankara manzarasını izledim.Neticede bundan da bir şey anlamadım…

27 Ağustos 2009 Perşembe

KORKU FİLMİ İZLEYEN MISIRLARIN HALİNE YÜREK DAYANMADI... :))



Tekrar tekrar izledim.Kaç kere mi ? sayısını bile hatırlamıyorum... :) (...)

SUÇLANAN "ÇOCUK KALBİ" NE YAPTI ?


Mahallenin afacanı günlerdir babasını ikna etmeye çalışıyordu.

-- Peki al bu parayı git berbere kendin traş ol dedi babası.

Sevinçle parayı alan 6 yaşındaki çocuk büyüdüğünü ispat etmek istercesine mahalle berberine koştu.

"Saçlarımı kestireceğim amca" dedi ve parayı uzattı.

Parayı alan berber, çocuğu ayna hizasına getirmek için koltuğun kollarına tahta bir platform yerleştirdi.

Çocuğu tahta üzerine oturtan berber kısa sürede işini tamamladı…

"--Hadi bakalım saatler olsun" dedi ve parayı istedi.

Çocuk önce ne olduğunu anlayamadı.

”Amca parayı geldiğimde verdim, üstelik sende açık duran şu çekmeceye koydun işte bu para” diyerek işaret etti.

Berber kabul etmedi kızarak “hayır para mara vermedin, git babanı çağır bana” dedi.

Şaşkındı çocuk!

Doğru eve gidip durumu babasına anlattı.

”Parayı verdiğim halde almadığını söylüyor git konuş “dedi.

Babasına da aynı şeyi söyledi berber.

" --Emin misin? benim çocuğumun yalan söyleme gibi bir huyu yok unutmuş olabilir misin?" diye sorsa da değişen bir şey olmadı.

İkinci kez berbere para verildi…




O günü üzgün geçirdi çocuk. :(

İlk hevesi hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştı.

Babası “Üzülme,ben sana inanıyorum”dedi. "Ama bundan sonra bir şey alırken parayı hep sonra ver” diye de tembihte bulundu.

Ertesi gün Pazar’dı ama çocuk çok erken uyandı.

Hiç kimseyi uyandırmadan evden çıktı.Kapı eşiğine terlik koymayı unutmadı çünkü anahtarı yoktu.

Issız sokaklarda ilerledi.Berberin önüne geldiğinde uzun uzun baktı içindeki kızgınlıkla cebinden çıkardığı yumruğu büyüklüğündeki taşı cama doğru fırlattı ve arkasına bakmadan eve koşturdu.

Yatağına girdiğinde gözlerini kapattı ve bütün gün dışarı çıkmadı.Öğlene doğru berberin kırılan camı mahallenin dilindeydi.Kimse nasıl olduğunu bilmiyordu.Babası da bakkaldan duymuştu.

Bir ara oğlunu merak eden baba onun yanına gitti.
”Neden yatıyorsun? Hadi dışarı çıkıp maç yapalım.

"Hayır" dedi çocuk…
”O zaman gezmeye gidelim”

"-canım istemiyor"…

Bir terslik olduğunu anlayan baba bir süre sustu…

”Berberin camını kırmışlar.Yoksa sen mi yaptın?" diye sordu. Evet der gibi başını sallayan oğluna baktı.

Çocukça alınan bu intikam karşısında “keşke yapmasaydın” diyebildi…

******************************************************

Kaptan başından geçen bu olayı bana her anlattığında, yaşadığı hayal kırıklığını ve çocuk kalbiyle uğradığı haksızlığı daima hatırlar.

Üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen…
1. foto 2.foto.

KASA YERİNE PRİZ...

"Bizde olsa kesin bulurlar "dedim malum hırsızlar azimli artık dedektör kullanıyorlar ama fikir çok da hoşuma gitti…
Değerli eşyaları evin içinde fark edilmeden saklamak için yapılmış.Sıradan bir elektrik prizine benziyor,üstelik kilitleniyor…

2'li fiyatı 14.99 dolar.
link.

DEMİŞLER Kİ...

"Gençlik, insanın başına hayatta bir kere gelir." LONGFELLOW

Brigitte Bardot

25 Ağustos 2009 Salı

KOMİKLİK CİDDİ BİR İŞTİR ...

Yıllarca kapalı gişe oynanan “Bit Yeniği” isimli oyun Dormen Tiyatrosunda sergileniyordu.Oyun tam da başlama arifesinde iken bileti iki kere satılmış öfkeli bir bayan, sahneye atıldı…

”Hayır başlayamazsınız Altan bey,bu oyunu size oynatmam.Bir ay önceden aldığım bilete karşılık yerimde başkası oturuyor,ben nereden izleyeceğim oyunu? “dedi.

Kalabalık içinde yer aransa da bulunamadı.

Yaşanan kısa bir şaşkınlık sonrası Altan Erbulak bayana sordu.

“Valla tek boş yer sahnede var hanımefendi,isterseniz buyurun şu koltukta oturun ?”

Kadın tereddüt etmeden ,yüzünde memnuniyet ifadesiyle dekor amaçlı sahneye konulan koltuğa oturdu.

Oyuna devam etmek için seyirciye dönen Altan Erbulak kısa süreliğine tekrar durdu ve sahnedeki bayana şöyle dedi.

“Yalnız söylemedi demeyin hanımefendi,oyunun ikinci bölümü umumi evde geçiyor.Siz yine de buradan izlemeye kararlımısınız?”

Bunun üzerine mahçup olan kadın bir şey söylemeden sahneden indi, Erbulak ise oyuna başlamak için alkış seslerinin dinmesini bekledi…


~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~ ~~~

Ben Trt’ deki programlarından hatırlıyorum onu, çocukluk anılarımın güldüren amcasıydı. 

Sahne heyecanı bir yana ,ani gelişen bu olay karşısında seyirciye resmen oyun içinde oyun izletmiş.Tamamiyle kıvrak zeka ürünü. :))


kynk. ---- foto --- Altan Erbulak kimdir?

RESİM ARAMA...

Bu adres bende uzunca bir süredir var aslında kullanmak isteyen,arama motorlarında hep aynı resimleri görmekten bıkanlar için bir alternatif olabilir…
Sitedeki ufak paint penceresine istediğiniz resmi rengine karar vererek kabaca çiziyorsunuz.(resminiz iyiyse ne ala,ben çok yeteneksizim bu konuda…)
Ardından ekrana çiziminizle alakalı harika fotoğraflar geliyor…

23 Ağustos 2009 Pazar

KOKO PROJESİ…

Gezimiz sırasında kafesin arkasında duran gorilin hareketleri bana yıllar önce okuduğum ve okurken şaşırdığım bir projeyi hatırlattı…
Eve dönüş sonrasında eski dökümanlarımı çıkardım.2000 yılında Koko 20’li yaşlarının sonlarındaydı.Gorillerin kaç yıl yaşadığını bilmediğimden ölmüş olabileceği ihtimalini düşündüm.Web site adresine ulaştığımda gördüm ki Koko bugün 38 yaşında ve hala hayattaydı…
Amerika’da 1976 yılından beri devam eden bu proje adını dişi goril Koko’dan almıştı.Devlet desteklerinin yanı sıra hayvanseverlerin bağışlarıyla çalışmalarına devam eden vakıf ,gorillerin davranış ve zekalarını incelemek bunun yanı sıra hayvanlara yapılan işkencelere son vererek soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bu canlılara insanların daha hassas yaklaşmasını amaçlamış,gerçekte insana özgü sanılan düşünce,hayal , duygu gibi kavramların hayvanlarda da olduğunu kanıtlamıştı.

Daha bir yaşındayken hayvanat bahçesinden yanına aldığı Koko ile iletişimi Dr. Francine "Penny" Patterson “ İşitme engellilerin” kullandığı işaretlerle sağlayarak, onu yedi yaşında konuşturmayı başarmıştı…

Koko artık 2000’den fazla sözcüğü anlıyor.Kelime dağarcığı ise 500 sözcükten oluşuyor.
İnsanlarla sohbet ediyor 3 ila 6 kelimeden oluşan cümleler kuruyor.

Normal bir insanın IQ’su (zeka) 100 iken,Koko’nun IQ’sunun 70-95 olduğu anlaşılmış.

Koko nesneleri tek tek gösterebiliyor mesela “soba nedir?” dendiğinde sobayı gösteriyor ,azarlandığı zaman karşılık veriyor.Karnı acıktığında ise "Bana sen kurabiye, çabuk" "Şu içeceği dök" diyebiliyor.


Koko’nun burada çok sevdiği, gün içinde oyun oynadığı arkadaşları var.
Dr.Ron Cohn,erkek goriller Michael, Ndume , üç köpek ve bir kedide onlarla birlikte…

Koko 13 yaşında iken Dr.Penny’e bir kedi istediğini söylüyor.Penny ona oyuncak bir kedi alıyor.Bunun üzerine Koko surat asıyor…Bir süre sonra vakıfa terkedilmiş üç kedi yavrusu getiriliyor.Artık anne olmak isteyen Koko içlerinden birini göstererek “bunu sevdim” diyor ve ona “Top” adını veriyor.O günden sonra “top” ile oynuyor,altını bağlıyor ve onu gıdıklıyor.Doğal ortamları dışında yetişen gorillerin hamile kalması pek mümkün olmadığından Koko’nun anne olabilme ihtimalide zor gözüküyor.

Goril vakfının web sitesini şayet incelerseniz 1997 yılından bugüne Koko’nun gün içersinde neler yaptığı fotoğraflarla günlük halinde tutulmuş,her sene kutlanan doğum günleri resimler ve videolar eşliğinde anlatılmış.Proje sayısız dergiye kapak ve konu olmuş…

Aslında çeviri oldukça uzun elimden geldiğince özetlemeye çalıştım.Zaman zaman duygulandım okurken, zaman zamanda şaşırdım.Dile kolay tam 33 yıl önce kurulan vakfın bilimi ve insanlığı aydınlatmak adına yaptığı çalışmalarda ki sabrı,bir o kadar da emeği taktir etmemek mümkün değil…
~~~




1.çeviri .bütün dünya
2.çeviri.National Geographic magazine
3.kynk.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

PALET...

“ Ben daima güzelliğimi düşünürüm bunu da her ortamda korumak isterim” diyen bayanlar için üretilmiş.Görüldüğü üzere renk alternatifleri mevcut … :))
*****************************************************
foto.

KULAĞA KÜPE…

Perşembe günü iş görüşmesine gittim.Bazı şeylerin oturmaması ve gene iş arıyor olmak beni üzüyor.Kimileri hayret ediyor bu duruma “normalde hemen bulman gerekiyor” deseler de elden bir şey gelmiyor.
Salona girip bekliyorum duvarda bir yazı…

"Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa, orada itimat ve itaat vardır.
İtimat ve itaatin olduğu yerde disiplin vardır.
Disiplinin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde başarı vardır."
M. Kemal ATATÜRK

Acaba ben bunların hangisinde yanlış yaptım diye düşünüyorum…Ya da yanlış bende mi yoksa sistemde mi?

21 Ağustos 2009 Cuma

OYUNCAK ve GÜNÜN SÖZÜ…

Çocukluğumda bakkala koşar bu çatapatlardan alırdık…Gerçi hala var görüyorum.En yüksek patlama sesini elde etmek için türevi “Mantarla ” birlikte sarılıp ,büyükçe bir kaya yardımıyla patlatılırdı.Kokusu ve çıkan sesi bir yana, birkaç kez yandığımı hatırlıyorum…
Başka versiyon olarak halka şeklinde dizilmiş küçük olanlarıda mevcuttu.Erkek çocuklarının tabancalarında vazgeçilmezdi…
--Yavrum yapma gözüne gelir…
--Sakın haa,eline yapışır…
--Amann bunlar tehlikeli şeyler vs…hepsini duyduk ama çocukluktu işte o zaman anlayamadık…
Ya da sadece bizim anne babalarımızın tembihleri yeterli olmadı.Başkalarının babaları onlara oyuncak tabanca aldı yetmedi,seside olsun diye çatapatlarla destekledi…

~~~
Dün cici kızım oyunparkında tramboline binmek istedi.Sıramızı beklerken bir babanın elinde gerçeğini hiçte aratmayacak şekilde üretilmiş oyuncak tüfeği görünce bir an irkildim…Orası masumdu,mutluydu,gülücüklerin birbirine karıştığı temiz bir ortamdı.
Peki o ortamda böyle bir modelin ne işi vardı? Hali vaktinin yerinde olduğu anlaşılan bu babanın aklına alacak başka oyuncak gelmemiş miydi?
Çocukluğumdan bugüne bazı şeyler değişmiş olmalıydı…

~~~

“Çocuklar; yok etmeyen, savaşı simgelemeyen, psikopat dürtüleri geliştirmeyen, vahşet, dehşet, öfke duygularını yaşatmayan oyuncaklarla oynamalıdırlar; yaratıcı ve üretici oyuncaklarla... Yani insan olmanın onurunu yaşatacak oyuncaklarla...” Çağatay Acar

~~~
söz kynk.
foto kynk.

20 Ağustos 2009 Perşembe

ASLINDA ÖDÜL HEPİMİZİN...

Bunu daha önceki ödüllerde sevgili dreamland söylemişti.Yazı hala aklımda…Gerçektende ödül herkesin oldu.En sonunda bana da ulaştı…Sevgili Maydanoz Blog Topluluğu ve Kedicibaşı ödüllendirmiş…
Mutlulukla kabul ettim… :) Kendilerine en içten teşekkürlerimi yolluyorum…
Ödülün Kuralları

1- Sizi ödüllendirene teşekkür edin.
2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın
3- Ödülün logosunu yayınlayın
4- 7 Yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5- 7 Bloğun linklerini yayınlayın.
6-Ödüllendirdiklerinizi haberdar edin.
7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.

Sayıca çok olsalar da sadece 7 tane yaratıcı blog seçmem gerekiyormuş.Bende sıralama olmadan bu ödülü …
Bilgicelli

Hülya Konar
GeCe
Sağır Kedi
Sarı Kırmızı Şeyler

Lemanice
Dreamland’a yolluyorum…

Kendimle ilgili söyleceğim 7 ilginç şey ne olabilir diye düşündüm ilk aklıma gelenleri şöyle sıraladım…
· bilgisayarım bozuksa veya sular kesikse oldukça mutsuz bir kişiliğe sahip olurum.
· Fatura vb.ne varsa günü gününe öderim.
· En büyük fobilerimden biri,başkası tarafından yanlış anlaşılmak…
· Biraz ağırkanlıyım,bir işi yapacağım zaman uzun uzun düşünür vakit kaybederim.
· Hastalık derecesinde bilgisayar oyun cd koleksiyonuna sahibim…
· Hafızam güçlü olduğu için ayrıntıları kolay kolay unutmam…

-Hayatımın 4’de 3’ü diet ile geçti…
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ödül gelmeye devam edince ek yapmak istedim...Kızımdan vakit bulduğum zaman mutlaka uğrarım değerli Ferulago'nun bloğuna.Kendisi beni bu ödüle layık görmüş sevgilerimi yolluyor teşekkür etmek istiyorum...
Haa bu arada ben Ferulago'nun anlamını merak ediyorum ne olduğunu daha önce yazdımı acaba?
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Eşsiz müzik seçimleri (özellikle pazar şarkıları) ve yorumlarıyla Sevgili Teletabi aldığı ödülü benimle paylaşmış ona da aynı şekilde teşekkür etmek isterim...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bloğuyla yeni tanıştığım sevgili Mixx'den gelen ödülle bir kez daha mutlu oldum.Kendisine teşekkür ediyor en içten sevgilerimi yolluyorum...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Tavsiye film analizleri ile bizi "Sahne"ye davet eden Sevgili Evren'de bu ödülü verirken beni unutmamış.Teşekkürler, sevgiler benden de sana...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Hayatın erken olgunlaştırdığı dostlardan biri "Kısaca Fd"...Yani yazılarından aldığım elektrik o şekilde:)) Yaratıcı blog seçimlerinde bana da yer vermesi beni mutlu etti.Kendisine en samimi teşekkürler ve sevgiler...

MİM...

h Uzun süredir kimse mim konusu yazmıyordu.İyide oldu bloglara hareket mi geldi ne?
Ben yazmakta biraz geciktim üzgünüm “İçimdeki Yolculuk” kusura bakmadın umarım…Sen soruları yolladın bana,bende sevgilerimi yolluyorum sana…(farkında olmadan kafiye oluştu :)

Şimdi sorulara bakalım…

--en sevdiğim film?

O kadar çok ki hangisini yazayım bilemedim.Çocukken jaws’ın tüm serisini izlemiştim.Şimdi ilk aklıma gelenler “Hayat Güzeldir” “Dragonfly” “Esaretin Bedeli” “Ruhlar Evi ” “Sadakatsiz” vs…

--en sevdiğiniz yönetmen?
İşin açıkçası öyle biri yok kafamda ama Çağan Irmak iyi işler yapıyor genç yaşına rağmen oldukça başarılı…Yukarıda saydığım flimlerin yönetmenleri diyelim.:))

--en sevdiğiniz kitap?
Bayağa kitap okudum geçmişte…Mesela Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabınıdan çok etkilenmiştim zamanında…Şimdi en favori kitabım 24 ciltlik Meydan Larusse :) Onu okumayı seviyorum.

--en sevdiğiniz yazar?
Tabi ki Yılmaz Özdil…

--en sevdiğiniz ressam?
Resime karşı özel bir ilgim yok açıkçası ama fıkra gibi kişiliği ile İbrahim Çallı olabilir…

--en sevdiğiniz resim ?
mutluluğun resmi olabilir mi? (Abidin Dino)

--en sevdiğiniz fotoğraf sanatçısı?
Şengül Pallı’nın çektiği fotolar diyebilirim…

--en sevdiğiniz fotoğraf?
Fotoğraflar hayatımın bir parçası ve o kadar çok ki bir türlü karar vermedim…

Şimdi bu soruları kimler cevaplasın??
İsterlerse sevgili
Elif’den, Minta Günlüğü, GönüldenEle, Kedicibaşı ve Smilena

18 Ağustos 2009 Salı

NEDEN “KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL” ???

Konuşma esnasında anlatımı renklendirmek ya da gücünü artırmak adına deyimlere başvururuz, bazıları mantık dışı olsa bile…Mesela ”Gözüne girmek” ya da “etekleri zil çalmak” gibi.Aslında o kadar çok ki nedeni veya nereden geldiğini bilmeden kullandığımız deyimler…
”Kazın ayağı öyle değil”i seçtim ben birkaç haftadır kullanır oldum.”Hayır o konu senin bildiğin –söylediğin gibi değil” anlamında…
Kaynaklar kökeninin Arapça “kazaya”dan gelmekte olduğunu söylüyor.Kazaya “kaziye”nin çoğulu…Anlamı iş,konu,sorun demek.
Deyimin orjinali “Kazaya öyle değil” iken, zaman içinde ses yapısına uygun olarak “kazın ayağı öyle değil” şeklinde değişerek dilimize yerleşmiş…
***************************************************************
kynk.
bunu da okumanızı tavsiye ederim…

KRALİÇE OLABİLİRSİNİZ AMA…


Kraliçeyi karşılama törenindeki heyecana daha fazla dayanamadı…
Ne de olsa o bir çocuktu… :)

16 Ağustos 2009 Pazar

ÇÖLYAK…

Sene 2001 vekil öğretmenlik yaptığım dönem… 
Nöbetçiyim ve sınıfların boş olup olmadığını kontrol ediyorum.
İlkokul 5 sınıf öğrencilerinden biri içeride başını sıraya koymuş öylece düşünüyor…

”Yavrum neyin var? Hastamısın?” diyorum.Önce “hayır yok bir şeyim” desede ısrar ediyorum hasta zannederek…
“Öğretmenim” diyor “benim kızkardeşim çok hasta.Kendisi Çölyak hastası ,dün gece dayanamayıp çikolata yemiş fenalaştı.Şimdi hastanedeler onu merak ediyorum.”
“Anladım,ama merak etme şimdi durumu eminim daha iyidir “diyerek teselli etmeye çalışıyorum.

Eve geliyorum…
Acaba nedir bu Çölyak? bilmiyorum.İnternet ise bu kadar yaygın değil hemen Meydan Larusse açıyorum ve bu hastalığın ne olduğunu öğreniyorum…
------------------------------------------------------------------


İlk veli toplantısında çocuğun annesi ile görüşme fırsatı buldum. Aile fertleri hep tedirgin çocuklarına ne yedireceklerini şaşırmışlar.”Paketlerin üzerinde içerik açıklamaları yazmıyor ki bilelim “ diyor annesi.Almanya’dan getirttiğimiz özel unlarla ekmek yapıyorum ya da onun seveceği bir şeyler… Kraker,çikolata,salça vs. yemesi yasak !!! 
sayıyor sayıyor içinde gluten maddesinin olmaması gerekiyormuş.Çünkü bağırsaklar gluten maddesinin emilimini sağlıyamıyormuş.


Hastalık maalesef genetik ve bir ömür boyu devam ediyor.Tek tedavisi glutensiz beslenmek…


Şimdi elimdeki pakete bakıyorum.İçeriği yazıyor.Gluten olmadığı özellikle belirtilmiş...


Seviniyorum kendi kendime sekiz senede bazı şeyler değişmeye başladı diyorum…

Çölyak ile ilgili detay isterseniz...

BABALAR BEBEK OLURSA…

Bebeklerin baba, babaların bebek olduğu fotoğraflar üzerine kurulu ManBabies
Beğendiğiniz fotolar için oy kullanabiliyorsunuz.Ben popüler olan gruptan birkaç tane seçim yaptım.Anasayfadan diğer alternatifleri görmenizi tavsiye edebilirim.Hepsi birbirinden komik görünüyor…
ManBabies…

kynk.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

UYKU TANRISI…

Kaptan arkadaşının yeteneklerinden bahsediyor…İyi konsantre olduğunda karşısındaki kişiyi hipnotize edebildiğini düşüncenin gücüyle birkaç kişiye sigarayı bıraktırdığını vs. vs…

İnanasım gelmedi ,ben uykum gelmeden uyuma haline geçebileceğimi sanmıyorum :) Bilmiyorum belkide beynim şartlanmış olabilir.

Hipnotize etme ile ilgili araştırma yazılarını okurken daha önce bilmediğim bir nokta gözüme çarptı o da Hipnoz ( Hypnos) kelimesinin nereden türediği?

1843 yılında konuyla ilgili araştırmalar yapan İskoçyalı doktor James Braid transa geçmiş hastalarının uyku haline Yunan mitolojisindeki Hypnos’dan (Uyku Tanrısı) esinlenerek “hypnosis” ismini verir ve bu akademik çevrelerce kabul görüp günümüze kadar gelir…
detay.

13 Ağustos 2009 Perşembe

MAALESEF...

-- Komiserim tam tahmin ettiğimiz gibi cinayeti gören olmamış...

BİR KÖY VAR AMA UZAK DEĞİL...

Bugüne kadar kaç blog gezdiniz eminim kafanızda bir rakam yoktur.Bende bilmiyorum sayısını…
Kişisel, teknoloji ,hobi blogları vs. pek çok blog gezdim ama bir köye ait bloğa ilk defa rastlıyorum.Adını duymadığım,yerini bilmediğim bir köy…
Fikir güzel,benimde hoşuma gitti doğrusu.
Bilecik ilinin Pazaryeri ilçesine ait Esemen Köyü,bakmak isterseniz bloğu burada

REKLAMIN BÖYLESİ…

Uzun süredir açılmayan mail kutusu açıldı. Ohoo mail kutusu dolmuş bile.
O da ne??? ……..seni Facebook’a davet ediyor,……Netlog hesabını görmeni istiyor,…….’nın Badoo mesajına baktınmı?
İşte yeni bir saçmalık daha.Bu mesajlar ilk gelmeye başladığında önemsemedik ama iş çığrından çıkmış.Üstelik eski iş yerinden hoşlanmadığım bundan sonrada görüşmeyi hiç düşünmediğim (bu arada duygularımız karşılıklı) fakat bir türlü msn’den silemediğim kişiden bu mesajlar gelmeye başlayınca anladım.Biliyorum benim ismimlede kişilere davette bulunuluyordur haberim olmadan…Kişilerin izni dışında onların adına bu mesajları kim yolluyor o da belli değil.
Daha kötüsü bunu merak edip açtığın zaman bilgisayara virüs geçiyor benden söylemesi…

10 Ağustos 2009 Pazartesi

ALEVLERİ SÖNDÜREN BİRİ VARDI…

İngiliz Paul Marcar çocukluğundan beri ateşin yanışını seyretmekten zevk alırdı.


30’lu yaşlara geldiğinde “kahraman “olarak anılmaya başlamış, yangın bölgelerinde felaketzedeleri kurtaran ünlü bir itfaiyeci olmuştu.

Ne var ki kasabadaki yangınların hep onun izinli olduğu günlere denk gelmesinden yetkililer rahatsız olmaya başladı.Cuma günleri izin kullanan itfaiyeci,çıkan yangınların bir şekilde haberini alıyor, hemen yardıma koşuyordu.Ekstra verilen maaşta cabasıydı.


Şüpheler doğrultusunda yapılan araştırma bir süre sonra sonuç verdi.”Kahraman itfaiyeci “ Paul Marcar 11 kez kasten yangın çıkarmaktan suçlu bulundu…

***************************************************************
*1997 senesinde Sabah gazetesinde çıkmış bir haber bu ,belki ilk okunduğunda sıradandı ama hikaye olarak yazıldığında sanıyorum ilginç hale geldi…

BİR TÜKENMEZ SÖZ…

*** Sözün altın değerinde olsa da senin.
Eylemlerin kötüyse ,beş para etmezsin.
Değeri eğerinden daha düşük atla
Hiç belli olmaz hangi yöne gideceğin…***
Mevlana


7 Ağustos 2009 Cuma

:((

Bütün bir kış telefonlaştık aile dostumuzla her yaz olduğu gibi görüşmek dileğiyle…Telefonda “sıkıntılıyım aslında…Bacanağımın hastalığı ilerledi akciğerindeki illet iyice yayıldı,biliyorsun onu kardeşim kadar çok severim artık hiç kalkamıyor.Kızının mürüvetini görmeden gitmesin istedik.Bir hafta içinde düğün yaptık.”dedi babama…
İzmir’e gidişimize sayılı günler kala gene telefon geldi, bir operasyon geçirmesi gerekmiş fakat ameliyattan çıkamamış aile dostumuz…Dün vardı,bugünse yok !
Bahçesini çok sever,çiçekleri ile tek tek ilgilenirdi.Evleri boş, susuz kalmasın diye bahçeyi sulamaya gidiyorum.Bahçede bir bey çiçeklerle ilgileniyor soruyorum “bacanağı”… İyileşmiş hatta ve hatta değerleri neredeyse sıfırlanmış.Oysa kışın çok hastaydı diye düşünüyorum...
Şimdi başlık düşündüm bu yazıya,”Allah’tan ümit kesilmez”mi demeliyim? Yoksa “Hayat bu yarın ne olacağı bilinmez”mi ? bir türlü karar veremedim…

6 Ağustos 2009 Perşembe

“BEKARLARDAN VERGİ ALINSIN”...

Belki de TBMM’ne bugüne kadar verilmiş en ilginç yasa tasarısı, o dönemde çok konuşulmuş, çok tartışılmış “Bekarlardan vergi alınması”konusu…
Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki nüfus azlığı ve ekonomik sıkıntılar neticesinde evliliği düşünmeyen kişileri teşvik etmek, bunun yanı sıra hazineye gelir kazandırmak amacıyla Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz tarafından teklif edilmiş “Bekarlık Vergisi” (1929)…
Mecliste uzun uzun tartışılmış,kimisi şiddetle karşı çıkmış,kimisi bence uygun demiş,bu arada memleketteki bekarlar sıkıntılıymış “para yokluğunda bu vergide nerden çıktı” dercesine.
İşin başka bir komik tarafı yasa tasarısıyla birlikte memlekette evlenme oranlarında birden artışlar yaşanmış belli ki “vergiden muaf olalım” düşüncesiyle… :))
Bu arada tartışmaya dönemin yazarları katılmış bunlardan en etkileyici cevap Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan gelmiş “''Evlenmedim, evlenmeyi de düşünmüyorum. Bekarlığın ceremesi kaç lira ise çekmeye hazırım''
Süleyman Sırrı bey ise yılmamış tekrar tekrar bu konuyu gündeme getirmiş mecliste….Karşıt görüşlerede şöyle cevap vermiş “Çok çocuklu fakir ailelere yardım amacıyla bu teklifi verdim.Bu teklifim bekarları zorlama değil teşviktir” demiş.
Teklif birkaç kez daha görüşüldükten sonra red edilmiş.


kynk.

foto.


Ayrıca bu yazımı kaynak göstermeden kopyalayan siteyide burada bulabilirsiniz.

4 Ağustos 2009 Salı

FARKLI BİR YÜZÜK…


1915 Çanakkale savaşında yaralananlar tedavi için İstanbul’daki hastanelere gönderildiğinde hemşire ve hastabakıcı yetersizliğinden İstanbul’daki tüm ailelere haber gönderildi…

”Biz bugünler için varız” diyen binlerce gönüllü Türk kadını günler ve geceler boyu bitkin düştüler ama yaralılardan ilgi ve şevkatlerini esirgemediler üstelik evlerinden getirdikleri yardım malzemeleriyle… 

Devletin ileri gelenleri bunca emek karşılığında bir şeyler vermek istediler yokluk olmasına rağmen.Fakat ne yaptılarsa kabul ettiremediler. Yine de bu fedakarlık karşılıksız kalmamalıydı...

Esir İngiliz askerlerine ait tüfeklerin namlularını keserek yüzük yaptılar,üzerinde "Yadigar-ı Cihadiye " yazılı bu yüzükler emeği geçenlere dağıtıldı…

2 Ağustos 2009 Pazar

MİTSUBİSHİ...

Bizim baklava dilimimiz var ya işte Mitsubishi’nin amblemi üç adet baklava diliminden oluşuyor tabii bu bizim yorumumuzla öyle…
Japonca’da Mitsu = üç ,bishi= elmas demekmiş.Amblemi oluşturan üç elmas Samuray armalarından esinlenerek çizilmiş.Sorumluluk bilincini ve centilmenliği simgelemek düşüncesiyle…
Hep şöyle düşünmüşümdür “Japon malı sağlamdır,dayanıklı olur ve her şeyden önemlisi güvenilirdir…

kynk.

detay okumak isteyenlere...

SON PİŞMANLIK…

Kadın: Saçımı süpürge ettim senelerce bu adam için…
Değer miydi??
*********************************
deyim

1 Ağustos 2009 Cumartesi

NEDEN “PİSİ PİSİNE NİYAZİ” ?

Anneanne Müveddet’in evi ile ilgili tapu işlemleri bugünlerde ailemizin gündeminde.
Amcalarım ve babam tapu devrini alabilmek için koşuşturmakta.
Bahane bu ya sık sık bir araya gelen kardeşler bütün bir senenin acısını sohbetlerle çıkartmakta.

Söz uzadı döndü dolaştı babaannemin dedesi Ahmet Efendiye kadar geldi…

Anneannem bana anlatmıştı dedi en büyük amcam "babası Ahmet Efendiyle Resneli Niyazi’nin tanışmalarını..."

Anlattılar,anlattılar.Vâkıf olamadım dayanamadım sordum
– Resneli Niyazi kim amca ?
-- Niyazi hani derler ya “Pisi pisine Niyazi” işte o…


İttihat ve Terakki üyesi yani padişahlık yönetimine karşı çıkmış JönTürk’lerden biri,Makedonya’nın Resne kasabasında doğduğu için “Resneli” diye anılmakta.


Türk Yunan harbinde başarılar gösteren halk kahramanlarından biri.

1913 yılında Arnavutluk’tan İstanbul’a gelmek üzereyken Avlonya limanında suikaste kurban gidiyor…
Ölüm şekli ve sebebinin karanlıkta kalması nedeniyle "Ne Şehittir Ne de Gazi, Pisi Pisine Gitti Niyazi" deyimiyle Türk lugatına girmiş kişi…” dedi.

DEDİM Mİ DEMEDİM Mİ?

" Gerçeğin hakkını sadece hatalar verir." Jules Renard
****************************************************************
* ben sana söylemiştim demekten yoruldum be kaptan…