30 Eylül 2009 Çarşamba

DÜNYADA EN ÇOK ÜNVANA SAHİP OLAN KİŞİ...

Dünyada “en çok ünvana sahip” olan kişi bir kadındır…
18. Alba Düşesi Dona Maria Del Rosaria Cayetana Fitz-James Stuart Sylvia’nın sekiz düşeslik,onbeş markizlik,yirmibir konteslik ünvanları dışında ondokuz ayrı ünvanı daha vardı…

En sevdiği unvan ise “Kadın”dı… :)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
*Yukarıda bahsedilen kavramlar bizde olmadığı için çoğu bir anlam ifade etmiyor hatta ne olduğunu bilmiyoruz bile.
Kadın kendini tanıtırken acaba hangilerini kullanıyordu ? Bir hayli ilginç geldiği için paylaştım.Genede benim gibi merak edenler için onuda ekleyelim hemen…
Avrupa ülkelerinde Prensten sonra gelen soyluluk ünvanları bunlar.Mesela Erkek “Dük” eşine de “Düşes” deniyor gbi…

UZAK DOĞU KÜLTÜRÜNDEKİ YEMEK ÇUBUKLARI…

Uzak Doğu kültüründe çatal-bıçak yerine kullanılan çubukların yani adıyla “Chopstick” (çopsitik) lerin kullanımı bize göre zor,onlara göre oldukça kolaydır…
Bu çubukların ortaya çıkışı ile ilgili rivayete göre Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğu için ,eritip silah olarak kullanılabilecek tüm metallerin toplatılmasını emretmiş.
Ellerinde çatal,kaşık vb. tüm metalleri vermek zorunda kalan halk yemek yemek için bambu ağaçlarından bu çubukları yapmaya başlamış ve o dönemden bugüne günlük hayatlarının ayrılmaz bir parçası olmuş.
Bambu ağacının tercih edilmesinin nedeni ise hem ucuz,hem kolay şekil alabilen ve ısıya dayanıklı olmasıymış…

Chopsticks nasıl kullanılır ?
kynk.
foto.

28 Eylül 2009 Pazartesi

İYİ UÇUŞLAR !!!

Benim bıdık henüz 28.ayında olmasına rağmen kaydırakta yeni teknikler geliştirmeye başladı.Tabii kendisinden daha büyük çocukları taklit ederek...
Önce ayakta inmeye çalıştı.Daha sonra baş aşağı ve yüzükoyun kaymayı öğrendi…
Bizim zamanımızda kaydıraklar düzdü,şimdi yılan gibi kıvrılanlar,üstü tamamen kapalı tüp şeklinde olanlar…
Ama görüyorum ki durum başka ülkelerde daha da vahim. :))
Görüntü Rusya’dan...

EŞEK VE İNSANIN YERLERİ DEĞİŞİRSE…

II. Mahmut ve Abdülmecit döneminde iki kez belediye başkanlığı yapan Hüseyin Hasip Bey görevinden ödün vermeyen,titiz bir o kadar da sert kişiliği ile tanınırdı.Özellikle tüketici haklarını iyi korur, bozuk, çürük ve pahalı satan esnafa göz açtırmazdı.Bu huyunu iyi bilen esnaf ya da işportacı Hüseyin Hasip Beyin denetime çıktığını duyunca nereye kaçacağını bilemezdi çünkü suçluyu hoşgörmez anında aklına ilk gelen cezayı verirdi… Denetime çıktığı bir gün sırtında iki çuval yükle ağaca bağlanmış öylece duran bir eşek gördü.
“Bu eşeğin sahibi nerede ise hemen bulun getirin” diye emir verdi.Eşeğin sahibi yakın bir kahvede oturmuş dinleniyordu.Apar topar kahveden alınan adam belediye başkanın karşısına getirildiğinde yarım saat önce geldiğini,eşeğini ağaca bağladıktan sonra dinlenmeye çekildiğini anlattı…
Onun bu sözlerine öfkelenen Hüseyin Hasip Bey hemen talimat verip eşeğin sırtındaki yükü indirtti,bir torba yem buldurup hayvanın boynuna taktırdı.Sonra da eşeğin sahibinin boynuna bir ip geçirterek onu ağaca bağlattı hem de iki çuval yükle…
Adam ağladı,sızladı, o yükle kan ter içinde kaldı ama eşeğin yemini bitirmesini bekledi…
Verilen bu ceza yasalarda ya da yönetmeliklerde yoktu ama ceza öyle etkili oldu ki sadece eşeğin sahibine değil tüm izleyenlere ,daha sonra duyup öğrenenlere ömür boyu unutamayacakları bir “hayvan haklarına saygı” dersi yerine geçti

kynk.
foto.

NAR SOYMAK GERÇEKTEN ÇOK KOLAYMIŞ…

Annemler nihayet İzmir’den döndü.Gelirken bahçemizdeki nar ağacının meyvelerini toplamayı da ihmal etmemişler.Kabuğu yavaş yavaş kırmızıya dönmeye başladıysa da içi artık olmuş.Yani nar mevsimine az kalmış anlıyacağınız…
Kaptan tam bir nar hastası olduğu için bu işe en çok o sevindi...Dut ve nar onun vazgeçilmezi.Hiç üşenmeden sabırla uğraşır narı tek tek temizler kendisi. Haaa bu arada mutfak nar lekesinden geçilmez ,iyi bir temizliği hak eder o da ayrı bir konu (inşallah okumaz bu yazımı yoksa narı kaşıkla yemek hayal olabilir benim için :)
Şimdi gelelim asıl konuya bu tekniği okuyalı uzun süre oldu aslında ama ben denemeden bir tavsiyede bulunmak istemedim.
Buradaki site sahibinin anlattığı yöntem gerçekten başarılıydı.Çok kısa bir sürede kaseler nar taneleriyle doldu…

26 Eylül 2009 Cumartesi

MENÜDE KÖFTE VAR...

Bayram gezimize ara verdik bir alışveriş merkezindeki köftecide…
Etrafa bakarken Türkiye’de 290’dan fazla köfte çeşidi olduğunu öğreniyorum.Ama bana sayıdan daha ziyade isimler ilginç geliyor.Not alıyorum bazılarını, özellikle hiç duymadıklarımı…
Acaba diyorum yemek bloglarında yapılmış olabilir mi? Görüşler nasıl?
Mesela Kilis’in “Kübbilmüşviyye köftesi” nette aradım ama tarifini bulamadım…
Şanlıurfa’nın “Beli Kırık” ve “Lık Lıkı köftesi”…
Siirt’in “Kittel” ve “Tap Tap köftesi”( maalesef bunu da bulamadım…)
Gaziantep’in “Molhatalı köftesi”…
Sakarya’nın “Sıknaç Köftesi” (bunun da tarifi yok…)

MUHTEŞEM BİR SAVUNMA ŞEKLİ...

Yaratıcı gücün her canlıya nasıl adaletli davrandığının ve düzeni nasıl dengelediğinin bir göstergesidir bu…


24 Eylül 2009 Perşembe

ÇİN’DE İLGİNÇ BİR OTEL…

Çin’in Hebei Eyaletinde 2000 yılında inşa edilen Tianzi Otel ya da diğer adıyla The Emperor ( İmparator ) Otel Guinness tarafından“Benzersiz İnşaat Projeleri “dalında en iyi proje ödülüne layık görülmüş …
Çinlilerin geleneksel üç tanrı modelinden (Fu- Lu –Shou) ilham alınarak yapılmış bu ilginç yapıda sol baştaki Shou - uzun ömür ,ortadaki Fu-servet, sağdaki Lu –mutluluğu simgelemekte…
Otel 10 katlı ve 41.6m yüksekliğinde…
İki tane özel suit odası mevcut,sol baştaki tanrının elindeki şeftali suit oda diye geçiyor.

Kaynaklar odaların tipik otellerden küçük ancak yeterli konfora sahip olduğunu söylüyor.Fiyatlar hakkında ise bir şey yazılmamış…

23 Eylül 2009 Çarşamba

NE DEMİŞ ?

Çengelköy’de bir açık hava sinemasında düzenlenen oyunu beğenmeyen seyirci sahneye salatalık fırlatmış…

O sırada oyununu sergilemekte olan Geleneksel Türk Tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Dümbüllü yere eğilip hıyarı almış ve
“Biri kartvizitini düşürdü,oyundan sonra gelip kulisten alsın”demiş…


Seyirciler arasında kopan alkış ve saygısız adamın yuhalanma seslerinden sonra kulise gelen İsmail Dümbüllü
öğrencisine “Seyirci gaddardır.Hani beni alkışladılar ya,eğer cevabını vermeseydim adamı alkışlayıp beni yuhalarlardı” demiş



İsmail Hakkı Dümbüllü kimdir ?
* bu yazım kaynak gösterilmeden uludağ sözlük ve gifanimasyon.com tarafından kopyalanmıştır.

22 Eylül 2009 Salı

MİDYE...

”Yeme şu pis şeyi” der annem ,kendisi olsa hiç aklına gelmez ama ben midyeyi görünce dayanamam…
Babamın geçirdiği ağır rahatsızlık sonucu doktorunun ilk söylediği şeylerden biriydi.
”Mesela midye yemiyeceksin” dedi…Deniz kirliliğine bağlı olarak, bünyesinde ağır metaller ve yüklü civa bulundurduğu için kanseri ya tetikliyor ya da oluşumuna neden oluyor diye anlattı…
Ne yazık bunları bilipte ,uygulamaya gelince yapmamak ne tuhaf ?…

21 Eylül 2009 Pazartesi

20 Eylül 2009 Pazar

...ARKAMI DÖNDÜM BİR DE NE GÖREYİM ...

Thomas Peschak deniz biyoloğu ,su altı fotoğrafçısı ve aynı zamanda çevreci bir gazeteci…O belki sayısız fotoğraf çekti ama onu asıl üne kavuşturan bu fotoğrafı oldu.BBC Wildlife ,Afrika Geographic, Daily Mail gibi ünlü yayınlarda bu fotonun çıkmasının ardından 50 web sitesinde daha yayınlanmasıyla tartışmaların odak noktası haline geldi.Görüntünün sahte olduğu ,fotomontaj yöntemiyle yapıldığını iddia edenlere karşılık Thomas Peschak kullandığı fotoğraf makinesı flim ve teknik çekim detaylarına kadar kendi sitesinde yer vermiş.
Photobucket
Bugüne kadar gerçekleşmemiş bir projeyle yola çıktıklarını, Büyük beyaz köpekbalıklarının çiftleşme ve doğum anlarını görüntülemeyi amaçlayarak araştırma teknesinde sabırla beklediklerini, teknenin kulesine kendisini bağlayıp çekime başladığını ve diğer deniz biyoloğu arkadaşı Trey Snow’un kanoya bindiğini, köpekbalığının görünmesiyle birlikte önce deniz tabanından kanoyu incelediğini sonra yüzeye çıkarak çevresinde daireler çizmeye başladığını,bu arada deklanşöre defalarca basmasına karşılık diğer fotoğraflarda aynı etkiyi yakalayamadığının farkında olduğunu ,yapılan bu çekimler ve gözlemler sayesinde köpekbalıkları hakkında yeni bilgiler edindiklerini detaylarıyla anlatıyor...
Fotonun orjinali için Thomas Peschak web sitesi.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Pİ SAYISI ÇILGINLIĞI…

Hint asıllı 15 yaşındaki Gaurav Rajav ABD’nin Virginia eyaletinde yaşıyor.Lise öğrencisi bu çocuk ezber yeteneği sayesinde birkaç yıl önce katıldığı "Pi Dünya Sıralamaları "yarışmasında pi sayısının virgülden sonraki 8784 basamağını ezbere okuyarak listeye giren en genç isim oldu…
Bu konudaki dünya rekoru ise 59 yaşında Akira Haraguchi isimli bir Japon psikiyatriste ait.Haraguchi 2005 yılında pi sayısının virgülden sonraki 83.431 basamağını ezbere okuyarak rekorun sahibi oldu.

Bu iş özellikle Amerika’da çok ciddiye alınıyor.Konuyla ilgili kulüpler bile kurulmuş örnek olarak
-Pi ‘nin 100 basamağını ezberleyenler kulübü
-Pi’nin 1000 basamağını ezberleyenler kulübü
-Alman vatandaşlarının kurduğu Pi kulübü vb.


Matematikteki pi sayısının virgülden sonra periyodik olarak tekrar etmeyen sonsuz basamağı var...
***************************************************************************

Virgülden sonraki yaklaşık 4 Milyon rakamı görmek isterseniz...
kynk.
foto.

DOĞANIN GÜCÜ…

2004 yılında Endonezya’da yaşanan Tsunami görüntülerini izlerken bir arkadaşım “yaa kaçamamışlar mı? acaba yüzerek kurtulmak mümkün olabilir miydi, belki bu kadar kişi ölmezdi ” dediğinde felaketi izleme ile yaşama arasında fark olduğunu anlatmış,böyle bir soru sorduğu içinde şaşırmıştım…
Afetlerin yaratacağı olumsuzluklara karşı tedbir almış olsa da insanoğlu doğanın gücüne karşı gelemiyor maalesef işte ispatı…



yer Japonya

O KÖTÜ BİR RÜYA GÖRDÜ …

Annesinin ani kayboluşu onu çok etkiledi.Çocuk aklıyla olup bitenlere anlam vermeye çalışıyor,bir yandan da annesine ne olduğunu merak ediyordu.O güne kadar yapılan tüm aramalar sonuçsuz kalmış, kadının akibeti hakkında İngiliz polisi tek ipucu yakalayamamıştı.

Küçük kız bir gece annesini gördü. Rüyasında ”Öldürüldüm,dolaptayım” diyen bir sesle uyandı…


Babasına koştu anlattı rüyasını, ancak baba bilinç altının bir oyunu olduğuna inandırdı kızını.

Sonraki geceler rüyalar devam etti.Bu duruma daha fazla dayanamayan küçük kız öğretmenine rüyasından bahsetti.Küçük kızın anlattıklarından etkilenen öğretmeni polisle konuşmanın daha doğru olacağını düşündü.


Küçük kızın anlattığı detaylar polisinde ilgisini çekti.
Aramalarına bu yönde devam eden polis, ailenin yaşadığı evin arka bahçesindeki dolapta kadının cansız bedenine ulaştı.

Sorguya alınan baba Ukrayna’lı genç bir kadınla ilişkisi olduğunu,karısının bu durumu öğrenmesiyle kendini kaybederek öldürdüğünü itiraf etti…



Ölen Catherine Genestin ve eşi Andre Genestin

Haber.This is London / Nisan 2008

foto. kynk.

BİR TÜKENMEZ SÖZ -2-

*Benzin istasyonunda durmuş benzin alırken tam karşımda bu söz…Defterime not aldım, o an kafamdan kimbilir neler neler geçti?Anlamlı buldum ve sevdim bu sözü…

"Cümleler doğrudur sen doğru isen; Doğruluk bulunmaz sen eğri isen! " Yunus Emre

18 Eylül 2009 Cuma

KADER Mİ DİYELİM YOKSA TESADÜF MÜ?

Londra’nın güneyinde oturan 52 yaşındaki Terry Connell’ın minibüsü yolda giderken bir arabayla çarpıştı.Hem de yılbaşına birkaç gün kala…Kazadan sağ kurtulan Connell’ın kolunda ve bacağında kırık tesbit edildi.Hastanede tedavi altına alınan İngiliz ertesi gün “The Sun” gazetesinde gördüğü haber karşısında çok şaşırdı.
Londra’nın kuzeyinde oturan ve kendisiyle aynı adı taşıyan bir başka Terry Connell buzda kayarken düşmüş kolunu ve bacağını kırmıştı.Buraya kadar olanlar belki normal sayılabilirdi.Aynı isim ve soyisimde başkalarının olması... Ancak diğer Terry Connell’da 52 yaşındaydı ve kendisi gibi kasaplık yapıyordu.Yalnız birinin sağ kolu ,diğerinin sol kolu kırılmıştı…


kynk.

17 Eylül 2009 Perşembe

SİZ KENDİ İŞİNİZE ZOR MU DİYORSUNUZ ?

Bazı meslekler vardır, emek verenleri belki göremeyiz ama bilin ki onların işi bizimkinden daha zordur… :))
foto.
*************************************************************************
*Zorunlu staj dönemimiz devam ederken maden ocaklarından birine bilgi amaçlı girmemiz gerekti sene 98…

Öyle metrelerce derinliğe falan inmedik ama ortama ilk geçiş bile yetti zorluklarını görmeye…


Özellikle içeride o kapalı olma duygusu,gün ışığını görememe ve o koku …

Bizler hemen ağzımızı kapattık havayı solumamak için,kaldı ki saatlerce kalmayacaktık.Ağustos sıcağına rağmen bir de üşüdük içeride.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen orada çalışanlar geçimlerini sağlamak adına bu işi yapmak zorunda olduklarının bilincindeler.Alışmışlar.


Bazen düşünürüm gerçekten bazı meslekler zor şartlar altında yapılıyor.Bilmediğimiz ortamlarda , tanımadığımız insanların yaptığı işe bir örnekti bu anlattığım.


Masa başında,teknolojik imkanlarla çalışmamıza rağmen gene de hayıflanırız zaman zaman...
Ne tuhaf değil mi?

16 Eylül 2009 Çarşamba

KIRK YILLIK KANİ NASIL YANİ ?

Dileklerinizin gerçeklemesi koşuluyla değişmeniz istense değişirmiydiniz? Vatanınızı ,dilinizi ya da dininizi değiştirmeniz istense, tıpkı Ebubekir Kani Efendi ‘nin başına geldiği gibi…
Ondan dinini değiştirmesini istediler kabul etti ama yalandan…
Kırklı yaşlarının sonlarına yaklaşan ve kendisini ilme adamış bir şairdi üstelik dinine gösterdiği özenle bilinirdi…

Devlet görevinde olduğu Limni adasında Rum Despina’yı görene kadar her şey yolundaydı onun için…
Despina ile evlenmenin koşulunu papaz olan babası koydu.Hristiyan olursa sorun yoktu.Kızın aşkından divane olan Kani Efendi kabul etti dedik yaa yalandan da olsa…
Aile habersiz vaftiz töreni hazırladığında ise çok bozuldu, törenin sonunda kendisine Rumca’da çok kullanılan “Yanni” ismi bile verildi…
Kani artık olmuştu “Yanni” ama bunun karşılığını vermeliydi…
Evlendiler…Her şey yolunda giderken birgün evlerinde davet verdiler kızın ailesi ve akrabalar için.Hristiyanların et yemediği kutsal sayılan günlerin birinde…
masa donatıldı,et,balık ne varsa…
Aile masayı görünce şaşırdı,”Bilmez misin biz bu özel günlerde perhiz yaparız, et yemeyiz yasaktır ,yersek günaha gireriz,sende artık hristiyan oldun bilmen gerekir “dediklerinde Ebubekir Kani Efendi işte o meşhur sözünü söyledi…
“ İlahi …Kırk yıllık Kani,olur mu hiç Yanni ?”

*** Sözün aslının “Kırk yıllık Kani,olur mu Yanni ” olduğu bilinmektedir.Zaman içinde “Yanni” “yani“ olarak kullanılmaya devam etmiştir…

foto.
kynk.

15 Eylül 2009 Salı

13 Eylül 2009 Pazar

KİRKİNCE - ÇİRKİNCE -ŞİRİNCE...

Cumhuriyetin ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik Paşa Selçuk ilçesinin güzel kasabası Çirkince’ye gelir…
İnciri ve zeytinyağı ile meşhur bu rum kasabası orijinal adıyla “Kırkınca “ rum telafuzzu ile “Kirkince” diye anılmaktadır.Zaman içinde Türkçe’de “Çirkince’ye” dönüşen bu ismi paşa beğenmez.
“Hiç bu kadar güzel bir yerin adı Çirkince olur mu? Olsa olsa
Şirince olur “ der ve 1930 yılında ismi resmileştirir.
 
Şirince İzmir'in Selçuk ilçesine 8 km mesafededir ve gezip görülmeye değer bir yerdir…
 
foto.Can Omay

BİR ÜZÜM TANESİNDEN KAÇ DAMLA SU ÇIKAR ?

--Bir üzüm tanesinden mi?
--Evet,bir üzüm tanesinden…
--Bilmem.belki üç,belki dört…
--En fazla?
--On damla çıkabilir…
--Sen üzüm tanesini küçük görüyorsun.İstersen otuz,kırk hatta elli,altmış damla su çıkartabilirsin…
--Bana kelime oyunumu yapıyorsun yaa…Nasıl çıkar bu kadar damla?
--Daha fazla sorma.Başka bir şey söylemeyeceğim.Bir üzüm tanesi al ve dene.Hem uğraş,hem düşün…


**Üzüm mevsimi geçmeden yazmak istedim hani benim gibi belki denemek isteyen çılgınlar olur… :)) Elbette istemeyen uğraşmayabilir.

**************************************************************************
Peki nasıl olur? Bu kadar damla nasıl çıkar?

((: ¿ɹoʎıʞıɔ ns ɐlɯɐp ɔɐʞ ɹoʎnlo ɹǝlǝu ɯılɐʞɐq uıʞɐq uıɹıpzǝƃ ıɹɐʞnʎ ıƃɐsɐ ǝpuıɹǝzn uıƃɐɔıq'ʞɐɹɐʞıs ǝɔɟıɟɐɥ ıuısǝuɐʇ ɯnzn ıpɯıs ***
…zıuısǝʞ ɹɐpɐʞ ɐʎıɹɐʎ ʞǝɹǝʇɹns ɐƃɐɔıq ıuısǝuɐʇ ɯnzn zıuıƃıplɐ ǝzıuılǝ ƃɐs **
…znunʇnʇ ıƃɐsɐ sɐq ǝplıʞǝs ʞǝɔǝlǝƃ ıɹɐʞnʎ ıdɐs dılɐ ǝzıuılǝ los ıƃɐɔıq ɹıq nlɔn ıɹʌıs *
…ıpzɐɯlo ʞɐɯzɐʎ ǝɔǝlʎo uǝɯǝɥ ıqɐʌǝɔ unʎo ɹıq nq ɐɯɐ˙ɯıpɹıʌǝɔ sɹǝʇ ıʎızɐʎ ɯnunƃzn ǝlʞılǝɔuo

♣ ♣ ♣ cevabı okuyamayıp bana kızanlar olmasın sonra.Kopyalayıp bu programla normal haline çevirebilirsiniz…

12 Eylül 2009 Cumartesi

ANITKABİR ÖZEL DEFTERİ ELEKTRONİK ORTAMDA HALKA AÇILDI…

Sanal ortamda halka açılan Anıtkabir özel defterine sizde üye olabilir,duygu ve düşüncelerinizi yazabilirsiniz.
Ayrıca Anıtkabir’in tarihçesi hakkında bilgi alabilir, internet üzerinden gezebilir,
“Kim ne demiş? ” bölümünden defteri imzalayan üyelerin yazılarına ulaşabilirsiniz…
*********************************************************************
*********************************************************************
*Bilgilendirme için sevgili Elçin'e teşekkür ederim…

NASIL UNUTURUM ?

Akşam Kaptan’la uzun bir aradan sonra 7.caddeye gittik…
Kalabalığın içinde eski arkadaşı “valla bırakmam,gelin iki dakika sohbet edelim”dedi oturduk…
Neyse konu konuyu açtı bizim ki “abi ne günlerdi,hatırlıyormusun senin bekar evinin altında bir mantıcı vardı,mantı yemeye giderdik” deyince karşı taraftan şöyle bir cevap geldi.
”Nasıl unuturum,şimdi o mantıcının kızı ile evliyim” :)

foto.

NE DEMİŞ ?

“Yıllarca hep zengin, fabrikatör baba rolünü oynadım.İşin en acıklı kısmı ise bütün gün zengin baba rolünü oynayıp çekim bitiminde eve gitmek için soğukta ,köşedeki durakta dolmuş beklemem olmuştur.”

demiş Türk sinemasının tonton amcası
Hulusi Kentmen
kynk.haftalık keyif perisi dergisi.
foto.

11 Eylül 2009 Cuma

ANLIYORSUN DEĞİL Mİ ?

Bir arkadaşım bahsetmiş benim de ilgimi çekmişti.Kıssadan hisse misali…
”Tüm Avrupa’yı dolaştım, beni etkileyen olaylardan biridir.Bir gün markete gittim alışverişim bitti,tam çıkmak üzereyken bir yağmur bastırdı dışarı çıkmak ne mümkün…Öylece bekliyorum.
Görevli yabancı olduğumu anlamış olacak ki kapı önünde duran kovayı gösterdi.İçinde çeşitli modellerde şemsiyeler duruyor.Birini alabileceğimi söyledi.Tamamen ücretsiz öyle para falan ödemiyorsun.Sadece tek koşul var, işin bittiğinde yerine geri bırakacaksın.Hatta sana en yakın marketlerden birinede bırakabilirsin çünkü her markette bunlardan var.Kimse bir şemsiyeye tenezül edip alıp evine götürmez.Tamamen güvene dayalı bir toplum ilişkisi…” diye anlatmıştı.
Fazla söylenecek bir şey yok bunun üzerine.Bizde olsa ne olurdu? diye sormuyorum bile...

Tüm dünyanın gözü üzerimizdeyken yapılan utanç verici hareketleri ancak rezillik olarak nitelendiriyorum.
İşte bizi bu yüzden almadılar ve almayacaklar AB’ye…
***********************************************************************

***********************************************************************
Sel felaketinde hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine sabır dilerim…Tıpkı aynı gün sessiz sedasız toprağa verilen gencecik 10 vatan evladının ailelerine dilediğim gibi.Her zamanki gibi arada unutuldu gitti.
Rakamlarla 7000’di ,şimdi 7010 olmuş ne fark eder?Yazık hem de çok yazık…

9 Eylül 2009 Çarşamba

“ANGUT “ GÜZEL BİR KUŞTUR ASLINDA…

Hani bizde anlam itibariyle argo bir kelime olarak kullanılır “Angut “ ama gerçekte evcilleştirilebilen bir ördek türüdür…
Argoya dönüşmesi ise bir benzetmeden ibarettir…
Bu kuş türü yere iniş yapacağı zaman rüzgarı arkasına alır ve yuvarlanarak inişini tamamlar.İşte bu hareketten yola çıkarak yapılan benzetme dilimizde “Angutluk” olarak nitelendirilir…
Yine Angut kuşlarının eşleri öldüğünde ,gözlerini ayırmaksızın eşine baktığı ve bir nevi yas tuttuğu söylenir.Burada ki benzetme ise hepimizin tahmin edeceği gibi ”angut gibi bakma yüzüme “ şeklindedir…


*************************************************************************

MAĞDUR YUMURTA…

Çevresindekilere “bir anlık gaflet ile” nasıl soyulduğunu anlatıyordu…Ekipler çok geçmeden olaya el koydu…

7 Eylül 2009 Pazartesi

İNCİ GİBİ DİŞLER…

Teksas’lı balıkçı Scott Curry ,20 kiloluk bu balığı yakaladığında gözlerine inanamamış…
Buffalo Springs gölünden çıkan balığın dişlerinin aynı insan dişi gibi olması ,bu bölgede yaşayan balıkçıları da şaşırtmış.Yıllardır burada avlandıklarını ancak daha önce böyle bir şey görmediklerini ifade etmişler…Balığın türü ile ilgili olarak Güney Amerika'da yaşayan ve “Pacu “ adı verilen pirana cinsi bir balık olması üzerinde durulmuş ancak konu netliğe kavuşmamış…
Bense dişlerdeki muntazamlığa takılmış durumdayım. :))
Yaratıcı gücün bize bahşettiği nice ilginç şeylerden birini daha fotoğraftan da olsa görmenin şaşkınlığı içindeyim…

kynk.
foto.

6 Eylül 2009 Pazar

BLOGLAMA ÜZERİNE (MİM)...

içimmmBu mim konusunu cevaplamayan kaldı mı acaba bende başka ? Sevgili Hayalci yazmamı istemişti geçen haftalarda,unuttuğumu sanmadı umarım… :)
Teşekkür ediyorum kendisine…

1) Hangi şehirde yaşıyorsun?

İzmir’den sonra Ankara’da yaşamak zor geldi…2000 yılından beri Ankara’dayım ve hala
alışamadım :)

******************************************************************
2)Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?

Bloglama nedir? Nasıl bir şeydir? anlatmaya başladı
sağduyu…2007 yılında diğer bloğumu yazmaya başladım.Sağduyu “ farklı konulardan bahsedip,kafanı dağıtabileceğin bir blog daha açmalısın” deyince 2008 Nisan ayında bu blogda açılmış oldu…
****************************************************************************
3) Ne kadar süredir blog yazıyorsun?

Farkında olmadan cevabı üstteki soruda yazmışım…
****************************************************************************
4) Mesleğin?

Mühendisim
****************************************************************************
5) Bloğunu ne sıklıkla ziyaret edersin?

Öyle bir standardım yok aslında.Kızımdan bana ne zaman vakit kalırsa diyelim…
****************************************************************************
6)Bilgisayarı açtığında bloğunu açmak kaçıncı sırada yaptığın iştir?

Bazen ilk,bazen iki,üç duruma göre o da değişiyor…
*****************************************************************************
7) Başka bir blog sayfasında görüp aldığın bir şey, gittiğin bir yer oldu mu?

Arkadaşlarımın anlattığı ve görmeyi tasarladığım yerler var tabii kafamda …
Görüp aldığım şey ise
Sihirlieller’in lavanta kolonyası ile ilgili yazısı ilgimi çekmiş gidip hususi arayıp bulmuştum o lavanta kolonyasından.Gerçekten kokusu kalıcıydı… :)
******************************************************************************
8)Bloğunda hangi konuları yazmak seni mutlu eder?

Yaşanmış gerçek hikayeleri bulup aynısını “alıntıdır” deyip yayınlamak belki daha kolay olurdu ancak ben olayın dokusunu bozmadan kendim kaleme almayı daha çok seviyorum.Tabii ilgimi çekmesi çok önemli…
Birkaç satırda anlatılmış sıradan bir haberi daha heyecanlı hale getirmeyi ya da sayfalarca yazılmış bir olayı kısa ve öz biçimde anlatmak sonuçta da okunduğunu görmek beni mutlu eder…Evet bazen kelimeleri bulmakta zorluk çekiyorum ama o da amatörlükten :)
Komik fotolara da asla hayır diyemiyorum… Bunun dışında elimden geldiğince fazla yazılmamış ilginçleri paylaşmayı seviyorum.
*******************************************************************************
9)Bloglarda gördüğün, diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur?

Genel ahlaka ve kültürümüze aykırı ,küfür içerikli yazılar olmasın yeter…Yoksa hepimiz burada bir emek harcıyoruz yani gönüllü emekçileriz:) herkesin anlatacak birşeyleri var sonuçta…
********************************************************************************

10)Blogla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsun?

Kişisel tercih meselesi isteyen ya da ihtiyaç duyanları yargılamam.Sadece okuyucuyu rahatsız edici boyutlarda reklam alınmasın ve bu iş hırs haline dönüştürülmesin…
*****************************************************************************
11) Blog arkadaşlarınla buluşma/bir araya gelme fikrine ne dersin?

Ben yengeç burcuyum ve bu konularda biraz çekingenim açıkçası…
******************************************************************************
12)Bu soruları kim/ler cevaplasın?

Cevaplamak isterlerse Sevgili Belgin,
Sevgili
NzlGl,
Sevgili
Lemanın İğnesinden,
Sevgili
Güncemiz’e yolladım…
*******************************************************************************
içimmmBir de unutmadan ;sade anlatımı ve özgün içeriği ile blog tanıtımına katkıda bulunan Sevgili Maydanoz’a geçtiğimiz günlerde bloğuma yer verdiği teşekkür etmek istiyorum…

4 Eylül 2009 Cuma

BİRLİKTE SON UYKU...

Charles Pigeon gaz lambası üreten Fransız bir mucit…Kendi döneminde madencilerin kullandığı gaz lambasını , patlamayı önleyen bir sistemle daha güvenilir hale getirip satmaya başlamış…Ama onu asıl ünlü yapan Paris -Montparnasse Mezarlığındaki bu mezar taşı…

Eşi 1909 yılında,kendisi 1915 yılında vefat etmiş.Şimdi eşiyle aynı mezarda.



Yatağın üzerinde Charles Pigeon takım elbise giymiş elinde kalem ve bir not defteri ,eşi ise yanına uzanmış onu dinliyor.
Yatağın başında elinde lamba tutan bir melek var…


Hani bizde derler yaa “ ebedi istirahatgahına yollandı” işte aynı bu cümleyi anlatırcasına bir mezar yapılmış.Kendi isteğimi yoksa aile fertlerinin tercihi mi onunla ilgili bir şey kaynaklarda belirtilmemiş…



kynk. 1 -2-3

GÖRMEYİ UMUYORUM…

Her platformda olduğu gibi bizlere yapılan ayrımcılık devam etmekte.Evet artık karşımıza çıkan yabancı siteleri rahatlıkla Türkçeye çevirebiliyoruz ama ben özellikle şu bloglara konulan Google Çeviri butonlarında kendi bayrağımıda görmek istiyorum ya da dil seçeneğine girildiğinde Türkçeyi seçmek istiyorum…
Keza yabancı bloglarda ihtiyaç duyulmadığından bu modülü fazla ekleyen yok ama karşıma çıkanlarda da benim bayrağım yok işte sırf bu yüzden ben bayrak modelli olan çeviriyi eklemedim.

Biliyorum gene "tavşan dağa küsmüş,dağın haberi olmamış "modundayım ama inatla birgün karşıma çıkmasını bekliyorum…

3 Eylül 2009 Perşembe

RUSYA’DA İLGİNÇ BİR EV

Rusya’nın Ekaterinburg (Yekaterinburg) şehri yakınlarında bir ev…
Sahipleri geçimlerini demircilik yaparak sağlıyormuş…
Dışarıdan ilgiyle izlenen bu evi ,satın almak isteyenlere verilen cevap ise hep aynıymış.”Biz bu evi satmayı düşünmüyoruz”…






kynk.