31 Ocak 2010 Pazar

SENARYO SON DAKİKADA NASIL DEĞİŞTİ ?

“ Tatlı Kaçık “ oyununu sahneledikleri yıllarda Nisa Serezli rol arkadaşı kedicikle yakından ilgilenmektedir.Öyle ki oyun öncesi kuliste geçirilen mutlu dakikalar oyun sırasında da devam eder.Yalnız oyunun sonlarına doğru konu gereği ölen kedinin arkasından gözyaşı dökülmesi gerekmektedir.Finalde Nisa Serezli ağlar,seyirci ağlar ve perde kapanır…

~~~~

Günlerden bir gün tam da bu acıklı sona gelinmişken, öldüğü farzedilen kedi dekor penceresinden Serezli’nin kucağına atlar.”Sev beni“dercesine…
Gayri ihtiyari gülen Nisa Serezli’ye seyircide eşlik eder.Gözyaşları içinde defalarca oynanan oyun bir defaya mahsus kahkahalar eşliğinde bitirilir.

kynk.Altın Eller-N.Serezli ile söyleşi

BAŞARININ SIRRI...

Eski bir röportajını okuyorum “başarısının sırrı” sorulmuş Sandra Bullock’a.O da şöyle cevap vermiş...

“Başarı insana dikenli bir paket içinde geliyor,işte ben bunu öğrendim.O paketi kabul etmek ya da etmemek size bağlı.Kabul ettiğiniz bu başarıyı paylaşmak için seçtiğiniz insanlar da çok önemli.Her zaman sizden daha başarılı,savaşçı ruhlu ,zeki insanları seçin ve hep öğrenci olarak kalın.Kendinizi öğretmenmiş gibi duyumsadığınız an oyunu kaybettiniz demektir.”

Photobucket

kynk.Yıldızlar Arasında-Rana Arım

YAMYAM’I MAALESEF KAYBETTİK…

Kendisini tanımaktan onur duyduğum değerli büyüğüm, kahraman insanı geçtiğimiz günlerde kaybettik…
Ani ölümü ile hepimizi şaşırtan ,lakabı Yamyam kendisi melek insana Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum…

*

27 Ocak 2010 Çarşamba

COŞKUN ARAL'dan “ANNEMİN YEMEKLERİ ”…

“Kiminin annesi,kiminin anneanne veya babaannesi ya da halası,teyzesi…Herkesin belleğine kazınmış bir lezzetler yumağı var ve tıpkı benim gibi herkes onu aramakta.Ancak bunu bulabileceğimiz tek yer var, o da belki en yakınımızda.” diyor Coşkun Aral,Hotpoint-Ariston işbirliği ile hazırladığı yemek kitabında…
Hani çok kabiliyetli olduğumu düşünmüyorum yemek konusunda ama arşivimde fena sayılmaz.Belgesel programlarından ilgiyle takip ettiğim bir gazetecinin çıkardığı yemek kitabı “acaba nasıldır?” diye merak edip bende bilgilerimi bırakmıştım.Onlarda ücretsiz kargoladılar.Kendilerine en içten teşekkürlerimi yolluyorum…
Photobucket

Tariflerin yanı sıra kitapta, Aral’ın çektiği görsel açıdan zengin fotoğraflar ve kısa notlar yer almakta…

ÇILGINLIKTA SINIR TANIMAYANLAR İÇİN…

Babamın memuriyeti nedeniyle çok taşındık, pek çok ev değiştirdik.Paketlemede uzman sayılırım,hem seri hem de sağlam kutularım.Öyle ki bugüne kadar kırık dökük bir şey çıkmamıştır. :)) Tabii ne zaman ki evden eve taşıma işi çıktı işler değişti…Kırık,çizik vs...
Görüntüdeki ekipte eşyalarını kendileri taşımayı uygun görmüş yalnız ufak bir method farkıyla… :))

24 Ocak 2010 Pazar

ATEŞ PAHASI…

Kanuni Sultan Süleyman adamlarıyla birlikte avlanmaya çıkar, çıkar çıkmasına da ani bir yağmur bastırır iliklilerine kadar ıslanırlar…
Titrer vaziyette karşılarına ilk çıkan kulübeye sığınırlar,ısınmak istediklerini söyler Kanuni kendini tanıtmadan…
Güzelce bir ateş yakan çoban kim olduğunu bilmeden ısınmalarını sağlar ateşi aynı ısıda tutarak…
Sultan Süleyman ısınıp neşesi yerine gelince “Bu ateş yüz altına değer” diye bir laf söyler.Kıyafetleri kuruyup, gitmeye hazırlanırken teşekkür için çobana üç altın uzatır…
Çoban elindeki altına bakarak dudak büker, her hallerinden durumları iyiyken adamlar neden üç altın vermiştir?
“Beyim “der, “Biraz önce ateşe yüz altın değer biçmişken ,bari biçtiğiniz değeri verin.”
Hiç ateşe yüz altın verilir mi? Ama Kanuni söylediği söze karşılık çobana yüz altını verir...

İşte “ateş pahası” deyimi bu olaydan sonra kullanılmaya başlar…


Photobucket

**Artık 10’ların 20’lerin adı var her şey ateş pahası birazda üşümemize nedendir eldeki mevcutla bir şeyler alalım dedik hayır amaçlı.Kısa sürer diye alelacele çıktık yok aradığımız şeyleri bulamadık üç bayan…
Hayatımda nadir üşüme anlarından biridir üstelik daha Ankara’ya kar gelmemişken.Öyle üşüdüm ki kaloriferin başında saatlerce titredim bir yandan bu olayı hatırladım,bir yandan kaleme aldım…

BELKİ HABERİNİZ OLMADI…

Habertürk Web Günlüğünde yayınlanan yazımdan günler sonra haberim oldu.Tabii göremedim. :) Ama haber vermiş olması bile güzeldi Arkadaşımın , her daim sevgiyle hatırlıyorum.
Hani olur ya belki sizinde haberiniz olmadı…

Aşağıdaki blog sahipleri mail adresimden bana ulaşırlarsa yazılarını fotoğraflayıp gönderebilirim.

27 Aralık 2009 tarihli Habertürk Web Günlüğü


http://atolyemis.blogspot.com/

http://evhalleri.blogspot.com/

http://www.sutkutusu.com/

http://www.webrazzi.com/

http://sarmasikeczanesi.blogspot.com/


3 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://www.bigumigu.com/

http://www.eymenstyle.com/

http://tamchee.blogspot.com/

http://borderlessdreamer.blogspot.com/

http://albumatine.blogspot.com/


5 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://www.bloggerv.com/

http://bellekkutusu.blogspot.com/

http://rumeysaoyuncaksepetim.blogspot.com/

http://mushaboom8.blogspot.com/

http://zorkisilik.blogspot.com/


7 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://pandora99.blogspot.com/

http://benbuyaznerdeydim.blogspot.com/

http://blogkaydi.blogspot.com/

http://basaksarica.com/

http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/


9 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://www.offnegiysem.com/

http://ehali.blogspot.com/

http://cara-melmadonna.blogspot.com/

http://602gece.blogspot.com/

http://butterflymer.blogspot.com/


10 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://devamlilikhatasi.blogspot.com/

http://dolaylhayvan.blogspot.com/

http://filucusu.blogspot.com/

http://www.yorgunblog.blogspot.com/

http://ozelpastam.blogspot.com/


11 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://otobuste.blogspot.com/

http://seyiryeri.blogspot.com/

http://shopcolic.blogspot.com/

http://denize-cikan-sokaklar.blogspot.com/

http://acetobalsamico.blogspot.com/

22 Ocak 2010 Cuma

YARDIM ÇAĞRISI “ES O ES”

Tehlike anında kullanılan “İmdat” çağrısı S.O.S ‘in (esoes) oluşumu telgraf günlerinden kalan Mors alfabesinden kaynaklanıyor.

1908 yılından itibaren (···---···) üç nokta ve üç çizgi şeklinde simgelenerek kullanılmaya başlanmış.Akılda daha kolay tutulması, anlaşılması ve bekleme yapmadan tek bir karakter gibi gönderilmesinden ötürü bu karakterler seçilmiş…

Mayday (Mey dey) ve Pan pan ‘da yine denizcilikte kullanılan acil durum çağrısı… Bunun da bir sıralaması var.İlk aşama “pan pan”…
Yardım isteyen kişi durumun önemine göre yardım isteme sırasını ayarlıyor.
Mayday kelimesi havacılıkta da kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkıyor…


20 Ocak 2010 Çarşamba

CUMHURİYETİN İÇİNDE DOĞMAK…

Olaya en uygun başlığı düşündüm.Olsa olsa bu olur diye karar verdim ve gün içinde bende derin etki bıraktığı için sıcağı sıcağına yazmak istedim...

Arkadaşım Füsun hanım yıllarca kamuda çalışmış,emekli olduktan sonrada kendini hayır işlerine adamış aydın biri.Öyle ki günlük koşuşturmasına rağmen hiçbir talepte bulunmadan sadece gönüllü olarak okuma yazma bilmeyen hanımlara ders veriyor ve bunu yol masrafı dahil yemek vs. cebinden harcayarak yapıyor.Zuhal hanımda aynı şekilde.Dedim ya gönüllü…
Füsun hanım sohbet esnasında kendisini olduğu kadar bizide çok etkileyen bir anısını paylaştı bende size aktarıyorum...

Üniversitede okuduğu yıllarda, kapısı çalınıyor Füsun hanımın.Birini beklemediği için merak ederek açıyor kapıyı.Karşısında elinde kocaman bir buket çiçekle İran’lı sınıf arkadaşı duruyor.Şaşkınlığı devam ederken arkadaşı ”Füsuncum bugün 29 Ekim Cumhuriyet bayramı,siz zaten her sene coşkuyla bu bayramı kutluyorsunuz ama bende Türkiye’de yaşamanın nasıl bir şey olduğunu artık biliyorum gerçekten şanslısınız bu nedenle ben bayramını kutlamaya geldim” diyor…

Hoşuma gitti bunun üzerine bende yıllar öncesinden bir olayı hatırlayıp anlatmaya başlıyorum…
Sene 1988 Mersin Taşucu’ndan Kıbrıs’a doğru yola çıkıyoruz hızlı deniz otobüsüyle,annem,kardeşim ve ben…
Dört kişilik karşılıklı koltuklar yanımıza kömür karası saçlarıyla ,modern giyimli hoş bir bayan oturuyor.İlerleyen dakikalarda annem çantadan çıkardığı poaçaları uzatıyor bende bayana ikram ediyorum.Kadın önce duraksıyor ardından İngilizce olarak Türkçe bilmediğini söyleyip teşekkür ediyor…
İçimden seviniyorum konuşma pratiğimi geliştirmek adına güzel bir fırsat olduğunu düşünerek klasik sorularla sohbete başlıyorum.(Hani şakır şakır konuştuğum zannedilmesin bu arada ama dil konusunda sıkı çalıştığım bir dönemdi).
Takıldığım yerlerde yanımdan hiç ayırmadığım cep sözlüğüme bakıyorum…
Kıbrıs’ta nereye gideceğini sorduğumda çantasından pasaportunu çıkartıp bana önce resmini gösteriyor İran vatandaşıymış.Kara çarşaflı tanımakta güçlük çekiyorum haliyle çok değişik görünüyor.”Humeyni” deyip ondan kaçtığını anlatıyor.İyi de Humeyni kim? Ne yapıyor ki ondan kaçıyor? Bilmiyorum anneme soruyorum...
Kendisine yol göstermişler önce Türkiye’ye,sonra Kıbrıs’a oradan da Kanada vatandaşlığı için başvuru…
Konu derinleşip anlatmak için olaya el kol hareketleri,kağıt kalem ve çizimler girince şansımı fazla zorlamıyorum.O yıllarda bunun anlam ve önemini çokta kavrayamadığım için sıradan bir olay gibi geliyor kadının özgürlüğe kaçışı...

Sonrasında ne oldu bilinmez ??

Ayrılmaya yakın boynumda Mevlana figürlü kolyeye bakıp beğenisi gösteriyor,çıkarıp kendisine veriyorum o da bana kolundaki dijital saati anı olarak veriyor bir daha hiç karşılaşmayacağımızı bilerek…

Photobucket

20 Aralık 1929

18 Ocak 2010 Pazartesi

KUMBARA...

Öyle sağlam ve güzel tasarlanmıştı ki onu kırmak ya da açmak mümkün değildi.Kız çocuklarının amacı dışında oyunlarda ütü olarak kullandığı bu İşbankası kumbarasını…

İçine para atıldıkça gülle gibi ağırlaşır,açmak için de bankaya götürmeniz gerekirdi çünkü anahtarı özellikle verilmemişti…

Bankaya ilk gidişimizde görevli bayanın bozuk paraları aldıktan sonra gülerek sakız,vida,anahtar ve saç tokalarını uzattığını anlatırdı babam…

Düşünüyorum bizim zamanımızda şimdiki gibi model model kumbaralar yoktu.Bir bu,birde Akbank’ın meşhur uğurböcekli kumbarası vardı…

foto. foto.

16 Ocak 2010 Cumartesi

BİR KIVILCIM…

1950’li yılların ortalarına kadar Amerika’nın güney eyaletlerinde zenciler otobüslerin ancak arka koltuklarına oturabilirlerdi.Bütün koltukların dolu olması ve otobüse beyaz bir kişinin binmesi halinde oturan zenciler koltuklarından kalkıp beyaz kişiye yer vermek zorundaydı…


~~~~~
Alabama eyaletinde sıradan bir gün otobüse binen beyaz adam koltukların dolu olduğunu gördü ve gözüne ilk çarpan zencinin yanına giderek kalkmasını söyledi.Terzilikle uğraşan zenci kadın “hayır” diye cevap verdi.Rosa Parks isimli bu kadın eyalet yasalarına aykırı davrandığı için tutuklanıp ve para cezasına çarptırıldı.Ancak onun bu eylemi Amerika’daki zencilerin “özgürlük” hareketini başlatan ilk kıvılcım oldu…

Photobucket
~~~~~ ~~~~~ ~~~~~ ~~~~~ ~~~~~ ~~~~~ ~~~~~ ~~~~~ ~~~~~
Eskiden herşey göründüğü kadar güzel değildi kimisine göre rüyalar ,kimisine göre özgürlükler ülkesinde...
1939 yılına ait fotoğrafta su içilen damacanalar bile ayrı tutulmuş...
Photobucket

15 Ocak 2010 Cuma

SABIR SANATLA BİRLEŞİNCE…

Photobucket
Photobucket
İngiliz sanatçı Kate MccGwire alışıla gelmişin dışında eserlerle uğraşıyor. 2004 senesinde Royal College of Art -Heykel bölümünde masterını tamamlayan Kate’in kullandığı malzemeler kuş tüyü ve yapıştırıcı...
Tüyleri kendi imkanlarıyla toplasa da, vatandaşların yolladığı tüyleri kabul ediyor.
Bu işi o kadar sabırla ve ustaca yapıyor ki, yakından bakmadığınız sürece onların kuş tüyü olduğunu anlamanıza imkan yok.Akışkan su görünümü verdiği bu eserleri New York, Berlin,Çin ve Londra’daki bir çok salonda sergilemiş…
Photobucket
Photobucket
Photobucket

14 Ocak 2010 Perşembe

BLOGLAR ARASI DOSTLUK ÖDÜLÜ...

Photobucket
Bir zamanlar, ihtiyarın biri gelen misafirlerine "Hanım hasta,kız hasta sizlere ikram edecek bir şeyim yok hiç olmazsa güzel bir söz söyliyeyim de o ikramım olsun" der ve devam eder
"Analar düşmanı nasıl olsa doğurur siz dost kazanmaya bakın "
Kıssadan hisse misali blogculuğun en güzel taraflarından biridir ödüller ve güzel sözler...
Sevgili Zuzuların Annesi Banu, İçimdeki Yolculuk Funda, yazı ve yorumlarını tebessümle okuduğum Mit ödüllendirmişler beni teşekkür ederim kendilerine...
Hani soruları cevaplayacak kişileri belirlemek zor olmuyor da, iş ödüle gelince pek bir zor oluyor çünkü bunu paylaşmak istediğim kişiler 10-12-19'la sınırlı değil.Zamanını ayırıp bloğa ilgi gösteren arkadaşlara ödülü ve sevgilerimi yolluyorum...

13 Ocak 2010 Çarşamba

KAMYON EDEBİYATI...

Kamyon şoförlerimiz yaratıcılıkta sınır tanımıyor,gündemi yakından takip edip yazılarını güncelliyor...
Photobucket
foto.Serhat Karadağ'a teşekkür ederim.

TARİHTEKİ İLK SAÇ TASARIMCISI …

Kaynaklar Kral 14.Louis zamanında ilk saç tasarımının Mösyö Champagne tarafından yapıldığını ,1650 yılında Versay sarayında çalışan ve Paris’li kadınlar tarafından geniş bir hayran kitlesine sahip olan Champagne’nin zaman zaman işle aşkı birbirine karıştırdığını,yine bu yetenekli adamın kuzulardan kestiği tüyleri tarayıp üzerinde uyguladığı stilleri sergilediğini,müşterilerinin saçlarını yaparken de kemik tarak , kuğu tüyünden pudra ponponu,merhem, çeşitli saç dolguları,kakül,peruk,kurdele ,fiyonk,yapıştırıcı,saçı düzleştirmek için ütü kullandığını anlatmakta…

kynk.elidor magazine

12 Ocak 2010 Salı

HER GÜZELİN BİR KUSURU VAR…


Üç adımda istenilen bilgileri giriyorsunuz ve Pınar Beyazın sevimli Beyno’su seçtiğiniz kişiye kusurlarını bir bir anlatmaya başlıyor… :))
Yeni bir yıla başlarken aynı huyları tekrar etmesin dilekleriyle...
Hazırladığınız görüntüyü verilen link sayesinde mesaj atabiliyorsunuz.

10 Ocak 2010 Pazar

BİR ANI - BİR EVLENME TEKLİFİ VE SONRASINDA YAŞANANLAR…

Veda zamanı yaklaşmış olmasına rağmen son dakikaları değerlendirmek istercesine sarmaş dolaş bekliyoruz Kaptan’la…
Öğrencilik yıllarımda kaç kez gidip geldim trenle sayısını hatırlamıyorum.Bazen sınıf arkadaşlarıyla matrak muhabbetlerle ,bazen yalnız…
Rahattı ve her şeyden önemlisi güvenliydi o yıllarda.Neyse trenin kalkış düdüğü ile alelacele oturdum yerime el sallıyorum.Kaptan hızla cebinden çıkardığı büyük sarı post- it kağıda bir şeyler yazıyor.Yavaş yavaş hareket etmeye hazırlanan tren camının ortasına “pat” dedi yapıştırdı.Üzerindeki kısa sevgi mesajını okuyup tekrar el salladım…
Yavaş yavaş hızlanmaya başlayan trenin camına notu almak için elimi bir attım açılmıyor.Tekrar ,tekrar yokkk camı hareket ettirmek mümkün değil sıkışmış resmen…
Bilmem kaç km hızla giden trenin kağıdı uçurmasını bekliyorum ne mümkün nasıl bir yapıştırıysa banamısın demiyor.Bu arada yanımdan gelip geçen yolcular camdaki sarı kağıdı ister istemez bakıp okuyor.Bilet kontrolü yapan görevli,tren içinde gezinenler,yol boyunca yanımda yolculuk yapanlar...
Dışarıda o kadar rüzgara ve soğuk havaya rağmen kağıt sabaha kadar uçmadı nasıl olduysa.:)) En sonunda İzmir Basmane garına indiğimizde kağıdı cebime alıp koyabildim.Komik bir anıdır benim için zaman zaman hatırlarım…

Kaptanla liseden arkadaşız,13 yılın sonunda evlendik ancak teklif falan olmadan direk hazırlıklara başlayarak gelişti her şey. Hani evlenme teklifide şöyle ilginç oldu diye anlatmak isterdim ama maalesef öyle bir şey yok bizde…
Şimdi kendime ait bir şey yok dedim ama anlatmak istediğim başka bir evlenme teklifi var beni çok şaşırtan ve de güldüren.Daha önce duymayanlar için anlatalım…

~~ ~~

Amerikalı Reed Harris günlerce düşünür çok sevdiği Kaitlin Whipple’a evlenme teklif edecektir.Arkadaşlarıyla konuşup her şeyi planlar…
Topluca gidilen cafede siparişler verilir. Plana göre genç adam sevdiği kızın bardağına evlilik yüzüğünü koyacak ,sohbet esnasında yüzüğü ağzından çıkarıcak kıza evlenme teklifi edecektir.Buraya kadar her şey normal gözükebilir neticede ağza gelen metal parçasını kim fark etmez?
Ne var ki planlar istenilen şekilde gitmez.Yüzüğü fark etmeden bardaktaki milkshake’i içmeye devam eden Kaitlin yüzüğü bir güzel yutar…O arada genç adam ve arkadaşları bir türlü ortaya çıkmayan yüzüğü beklemektedir.Hatta olayı hızlandırmak için “en hızlı kim içecek ?” yarışı bile yaparlar. :
Boşalan bardağa hepsi şaşkın gözlerle bakarken Redd ,Kaitlin’e iyi olup olmadığını sorar ve ardından durumu anlatır.Doğruca hastanenin yolunu tutan çift röntgen filmleri çekildiğinde yüzüğün midede olduğunu görürler.Doktor bol bol su içip beklemesini söyler kıza.: ))


Sonuçta geri gelen yüzükle birlikte evlenirler.Bu arada Tv programlarına konuk bile olurlar…
Kaitlin bloğunda bu inanılmaz olayı komik bir dille anlatmış üstelik o günün videosunuda eklemeyi unutmamış.



*Bu arada uzun bir post oldu şimdi fark ettim kusura bakmayın arkadaşlar…

9 Ocak 2010 Cumartesi

“RİNG ALANI" İSMİNİ NEREDEN ALDI ?

En yaygın kullanımıyla daire,halka, yüzük anlamına gelen ve İngilizce bir kelime olan ring kelimesi,aynı zamanda dövüş sporlarının yapıldığı yer içinde kullanılmakta.Özellikle boks maçlarında duymaya alışık olduğumuz sözcüğün,bu spor dalıyla ilişkisi şu şekilde …

Boks sporunun başladığı ilk yıllarda, seyyar gruplar halinde kasaba kasaba dolaşan ve yerel halkla maç yapan topluluk,seyircileri önce daire şeklinde yerleştirir, en önde oturanlara da alanı çevreleyen ipi tuttururlardı.Böylece maç alanına başkalarının girmeside önlenmiş olurdu…

Bu spora ilgi gün geçtikçe artıp seyirci çoğalınca bunu uygulamak güçleşti.Bu kez yere kazıklar dikildi ve ipler kazıklara bağlanarak maç alanı çevrelendi.Doğal olarak bunun içinde en uygun şekil kareydi ancak ismi değişmedi ve ring olarak kaldı…



foto.
kynk.

SICAK ORTAMI SEVEN BİTKİ...

Photobucket

YENİ YILIN İLK MİM KONUSU...

Yılbaşı öncesi 2009’a dair MissRainbow mimlemişti unutmadım ancak cevaplamak şimdi kısmet oldu.Teşekkür ediyorum kendisine…

PhotobucketPhotobucket

*2009 a girerken gözlerinizi kapatıp neyin olmasını dilediniz, sonuç ne oldu;?
Her zamanki gibi önce sağlık dilemiştim.O anlamda ailem ve kendim için sorunsuz bir yıl geçirdim diyebilirim.

*2009 da sizi en çok mutlu eden neydi?
Çalışma saatlerinin makul olduğu bir işe girmem…

*2009 da sizi en çok üzen neydi?
2008 yılındaki sorunların hala devam ediyor olması.Şehit haberleri ve siyasi politikalar…

*2009 sizce ne renkti? Neden?
Gri olabilir…Sıkıntı ve mutlulukların bir arada yaşandığı bir yıldı…

*2009 u tek bir cümleyle nasıl anlatırsınız?
Keşke daha iyi geçseydi…

*Yılbaşı hediyesi olarak ne aldınız?
Çay seti ve birbirinden güzel heykel bebekler…

*2010 yılı için ne dilediniz ?
Ailemle sağlık ve huzur dolu bir yıl,Ülkem vatandaşları için endişesiz bir güven ortamı diledim.Umarım dileklerimiz gerçek olur…

Yazmak isterlerse
Sevgili
Handan, Mit, CineShoot, Haykırış ve
Ivır zıvır’a yolluyorum.

6 Ocak 2010 Çarşamba

SİMETRİK…

50’li yıllarda İtalya’da polis günü kutlamalarında çekilmiş enteresan bir görüntü...
Ne kadar simetrik olabilir? demeden önce izlemenizi isterim.

Diagonal view

5 Ocak 2010 Salı

UNUT GİTSİN…

Yapı Kredi bankasını yeni kullanmaya başladım.İşyerinden hesap açmamı istediler.Henüz internet bankacılığını kullanmadım ama onu da incelemek isterim.Bu arada bankanın internet bankacılığını kullanan müşterileri için “Unut Gitsin” adıyla kısa bir oyun hazırladığını öğrendim.Sık sık unutulan internet şifrelerini hatırlatmak adına hazırlanan oyunda 70-80 -90 ‘lı yıllara ait sorular eğlenceli geldi.Sonucunda da ödül var.22 Şubat 2010 tarihine kadar oyun devam edicekmiş.
Oyun sonrası Worldonline veya İnternet bankacılığına giriş yapan müşteriler arasından hergün 10 kişi 10 TL Worldpuan kazanacak.İlgilenenler için

4 Ocak 2010 Pazartesi

PİNYATA NEDİR ?

“Bu yaştan sonra çizgi filmden ne öğrenebilirim?” demeyin…Zaten çocuk sahibiyseniz sonuç kaçınılmaz oluyor onunla birlikte sizde izlemek zorunda kalıyorsunuz ama şikayetçiyim sanmayın. :))

İşte Pinyata’yı bu vesile ile öğrenip araştırdım.Pinyata sadece çocukların değil yetişkinlerinde oynadığı bir oyun.Güney Amerikalı özellikle Meksikalı çocuklar tarafından doğum günlerinde gelenek haline getirilmiş sonra tüm dünyaya yayılmış.Hatta Türkiye’de bu oyunla ilgili organizasyon firmalarını bulmak artık mümkün.Peki bu eğlenceli oyun nasıl oynanıyor ? Sıraya giren bir grup çocuktan sırası gelen, eline bir sopa alıp(sert olmayan özel bir sopa )gözlerini bağlatıyor ve havada asılı duran Pinyata’ya vurmaya çalışıyor.Amaç pinyatayı kırmak…Herkesin üç kez vurma hakkı var.Kırılmazsa sıra diğer oyuncuya geçiyor.Pinyatanın içinde ne mi var? En hoş tarafıda bu.Masal kahramanlarından yapılmış pinyataların içi çeşit çeşit şeker,sakız ve küçük küçük çikolatalarla dolu…

Photobucket

Sonuç; çizgi film izlemek iyidir, insanı mutlu eder :)))

kynk.
foto.
foto.
foto.

18.000 ASKERLE OLUŞTURULAN ÖZGÜRLÜK ANITI…

Milliyetçi duygular sadece biz Türklere özgü bir olay değil her ne kadar rakip olamasalar da...
Bakın 1918 yılında Amerika’nın Iowa eyaletinde 18.000 askerle özgürlük anıtı nasıl resmedilmiş.
Büyütülmüş haliyle görmek isterseniz.

Photobucket

Kaynağa göre;

Meşaledeki alev – asker sayısı : 12.000
Meşale - asker sayısı: 2.800
Sağ kol - asker sayısı: 1.200
Beden, baş ve biçimdeki asker sayısı: 2.000

Toplam asker: 18.000 şeklinde verilmiş.

Fotoğrafçılar S. Arthur Mole ve John D. Thomas
kynk.
~~~
Ayrıca içeriği araştırma zahmetine katlanmadan ve de kaynak göstermeden hazırladığım metni kopyalayan siteleri de buradan görebilirsiniz...

3 Ocak 2010 Pazar

YETERİ KADAR... :))

İşyerini ziyarete gelen Ekin'le sohbet ediyorum bugün."Nasıl geçti yılbaşı?"

"Aslında üzgünüm,hiç kimse hatırlayıp hediye almadı" dedi...

Hayallerini kurduğu birşey var kafasında biliyorum daha önceki konuşmalarımızdan...

Gene aynı yere getirdi konuyu "Keşkeee,yok ama söylemeyeceğim ne olduğunu" ...

"Biliyorum,biliyorum cep telefonu istiyorsun"dedim.

"Eveettt, neden almıyorlar anlamıyorum oysa yeterince olgun yaştayım"

"Kaç yaşındasın sen?" diye sordum.

Cevap geldi hemen "Eee 10 yaşındayım"...

Hımmmm...

~~~~~

*Zamane çocuğu Ekin fanatik Edip Akbayram hayranı bu arada... :))

foto

1 Ocak 2010 Cuma

İŞ KAZASI :))

"Geçerken boşları alayım" demişti ki... :))
*Tv8 Haber . Gürkan Tosun

BAHÇE SÜSLERİ SERGİSİ...

Geçen haftasonu Esenboğa Havalimanı yanında bahçe süsleri düzenleme sergisine uğradık.Klasik bilinen modellerin dışında özellikle masal kahramanları ve hayvan figürleri üzerine çalışmalar sergilenmekte…
Heykeller sayıca o kadar çok ki hepsini görüntülemek mümkün olmadı.Şayet yolunuz düşerse görmenizi tavsiye edebilirim.Bir de heykel demişken ek yapayım. :)) Geçtiğimiz günlerde saldırıya uğrayan İtalyan Başbakanı Berlusconi Ağustos ayında burayı gezmiş evi için birebir boyutlarda fil ve zürafa heykelleri satın almış.Tesadüfe bak !! heykel meraklısı başbakanın burnu heykelle kırılmıştı…


Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket