Domuzların önüne elmaslar serilmez…
Mücevherden ancak sarraflar anlar başkası bilmez…
Ne fark eder ki kör insan için elmas da bir cam da, sana bakan kör ise kendini camdan sanma…
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
Teflonlarımız çizilmesin diye kullandığımız tahta kaşıkları bulaşık makinasına koymamamız gerektiğini öğrendim bugün.Sadece o da değil,soğuk servis amaçlı kullanılan plastik maşa,çatal,kepçe vs.onlarda…Kızılcahamam’ı kaçıncı ziyaretim hatırlamıyorum ,bu kez özellikle Şehit Ağacını görmek için gittim.Belediye hamamlarının karşısında,Şehit Fatih Duru parkının içinde…
Böyle bir anıt fikri ilçede görev yapan Kadın Doğum Uzmanı Dr.Derviş Özer ve eşinden gelmiş.Genel Kurmay’dan terörle mücadelede şehit düşmüş tüm Mehmetçiklerin isim listesi alınmış ve künyeleri yaptırılmış.Beş ay öncede ziyarete açılmış.
Ağaçtaki künye sayısının 6300 olduğu ve kış şartları nedeniyle zarar gören zincirlerin tekrar değiştirilerek ağacın cam bir fanus ile kapatılmasına karar verildiği söylendi…
Düşündüm ve yıllar öncesine gittim.Sene 1984 babamın görevi nedeniyle doğuya yeni taşınmışız.
Okuldan geliyorum annem evde yok.Komşumuz “ağlama gelecek annen” diyor çocukluk işte…
Öğreniyorum ki yan komşumuz aniden sancılanmış hastaneye yetiştirmişler.Bebek altıbuçuk aylık,yarım kilo falan…
Artık nasıl uygun gördülerse haftasına kalmadan taburcu ettiler.Elinde parmak çocukla Reyhan teyze eve döndü.Bebeği merak ediyoruz görmek istiyoruz “yok olmaz” diyorlar.Kadın ağlıyor,genç ve tecrübesiz annemden yardım istiyor.”Korkuyorum” dediğini hatırlıyorum ama…
Bu arada bebeğin adı henüz yok koymak istemiyorlar.
Annem evin içinde hazırlık yapıyor.Göz damlalarını boşaltıp kaynatıyor,tülbentler,pamuklar,sargı bezleri vs…
Önce bebeğin kalacağı odayı iyice temizliyorlar.İçeriye annesi ve annem dışında kimse girmiyor.
Bir paket pamuğa rahatlıkla sığan bebek,göz damlalığının içine konulan anne sütü ile iki-üç saatte bir beslenmeye çalışılıyor.Emme refleksi olmadığı için ağzına damla damla sabırla başında bekliyor annem…
Günün büyük bir kısmını orada geçirmeye başlıyor.
Altını ıslatınca pamukla temizliyor.Zaten altını bağlama şeklinde bir şey söz konusu değil dedik ya parmak çocuk bez ondan büyük…
Biz hala “kapıdan anne ne olur bir görelim” desekte uzun süre izin çıkmıyor.
Öyle böyle derken kırkını çıkardı bebek ve birbuçuk kiloya ulaştı…
İki isim koydular biri “Yaşar”… :)
Seneler sonra kampta karşılaştık.Yaşar askerden dönmüş.Reyhan teyze hemen telefon açtı “Çabuk gel dedi seni biriyle tanıştıracağım”… :)
~~~~~
Şimdi düşünüyorum sadece teknolojik imkan yetmiyor demek ki.
İlgi,inanç,azim ve de İlahi güç…

İlk uygulama 1971 yılında E. Stautemans isimli bir peyzaj mimarı tarafından daha küçük kilim ve halı desenleri üzerinde çalışılarak başlamış, sonra geliştirilerek 1976’dan bugüne kadar gelmiş…
Where are you from ? cümlesine karşılık bazı çocukların “hımmm ben nereliyim? Düşünmem lazım.” ya da “bilmiyorum anneme hiç sormadım” cevaplarıyla karşılaşınca şöyle bir çözüm bulmuş.Osmanlı döneminde “Kültür ve Sanat merkezi”anlamında kullanılmış,İlk Türkçe sözlükte "eşik" ve "büyük tekke merkezi" olarak açıklanmış…
~~~~
Bu kadar güzel bir şehrin isminin böyle kalmaması ne sevindirici değil mi?

Yurt genelinde hava kapalı her yerde yağış var ama Ankara zaten hep böyle...Hadi haksızlık etmiyelim yazları hariç tutalım. :))
Yağmurlu güne yakışan bir şarkı seçtim.Herkese iyi haftasonları diliyorum...
Alexander Rybak-If you were gone
Usta tiyatrocu Can Gürzap’a evliliklerle ilgili düşüncesini sormuşlar.
Ortaçağda köpek sahibi olmak, gezintiye çıkmak ve de köpeklerle ilgilenmek beğenilmeyen davranışlar arasındaymış…
Kral’a sunulacak yemeğin özenle hazırlanmış olması istenir ve tavsiye üzerine bu görev ona verilir.Artık İngiltere Kralı II. Charles’ın leziz yemekleri kabiliyetli o fırıncının ocağında pişirilir…
*Yangını başlatan bu fırın halen Londra Müzesinde sergilenmektedir…
Geçtiğimiz günlerde tarihi bir konuşma yapan Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin 2003 yılı 22.dönem Meclis tutanaklarına geçen ilginç diyaloğundan seçilmiş bir cümledir…