11 Nisan 2010

KOLA SAVAŞLARI VEEE KAZANAN...

Pepsin asidik mide özsuyunda bulunan et, yumurta gibi proteinli yiyeceklerin parçalanmasını sağlayan, mide salgısının en önemli enzimi…

Dünya kola liderlerinden Pepsi, adını sindirime yardımcı olan işte bu
“pepsin” enziminden “esinlenerek” almış ve 1893 yılında satışına başlamış…

O yıllardaki tanıtımda da sindirime yardımcı olan içecek sloganı kullanılmış.

Entresan değil mi?

Coca Cola ile başlayan rekabetten doğan fark yaratma duygusu…
Bana göre satış tekniklerinde hedeflenen “tüketici bilinçaltı”na verilebilecek güzel örneklerden biri…

Günümüzde bu tür içeceklerin tüketiciye etkilerinin araştırılması ya da hangisinin daha iyi olduğunun tartışılması şöyle dursun, burada gözden kaçan ve önemli olan bu markaların aslında aynı amaca hizmet etmesi, sonuçta da tek bir ülke ekonomisinin bundan kazançlı çıkması…

foto. pepsin. pepsi.

06 Nisan 2010

KAYITLARA GEÇEN İLK ESTETİK AMELİYAT…

Deniz Subayı Walter Yeo,Birinci Dünya Savaşındaki bir deniz harbinde ağır yaralanır…
Öyle ki ailesi bile yüzünde oluşan deformasyon sebebiyle onu tanımakta güçlük çeker…
İleri derece şekil bozukluğunun yanı sıra yemek yiyemiyen,konuşamayan ve gözkapaklarını kullanma yetisini kaybettiği için iyi göremeyen Walter Yeo,1917 yılında bakım için İngiltere’deki Queen Mary Hastanesine gönderilir…



Aynı hastanede benzer durumdaki askerlerin tedavisi için yapılan klinik bu arada tamamlanır ve Dr.Harold Gillies şefliğinde açılır...
Tedavisine bu serviste devam eden Yeo’ya Dr.Harold Gillies o güne kadar denenmiş bir teknikle deri naklinde bulunur...
Bir kaç operasyon daha geçiren Walter yeni bir yüze kavuşur...
Gözkapaklarını kullanır,yemek yemeye başlar ve tekrar sosyal yaşantısına geri döner...


İlerleyen zaman içinde kontrollere ara veren Walter Yeo’dan bir daha haber alınmaz...



Hala daha Walter Yeo’ya ne olduğunu,ameliyat sonrası neler yaptığını merak edenler var...
Fotoğraf Sanatçısı Paddy Hartley’de bu kişilerden biri…

Hartley uzun yıllar Walter Yeo’nun akrabalarını bulmaya çalışmış,internet üzerinden duyurular yapmış…
Yeo’nun son olarak 1938'de Plymouth'taki Royal Naval Hastanesi'e gittiği bilgisine ulaşmış…

Yeo’nun yakınlarını aramaya devam eden sanatçı, birkaç yıl önce savaştaki askerlere ait kişisel eşya ve fotoğraf sergisi açmış,tabii Walter Yeo’nun resimlerini eklemeyi unutmamış…




kynk. foto.1 2. 3.

BİL Kİ...

Photobucket
Bil ki…
Domuzların önüne elmaslar serilmez…
Mücevherden ancak sarraflar anlar başkası bilmez…
Ne fark eder ki kör insan için elmas da bir cam da, sana bakan kör ise kendini camdan sanma…


Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

SİTE ÖNERİSİ…

Sitedeki fotoğraf ve bilgi yükleme işlemi halen devam etmekte…
Tamamlandığında 2500 kronolojik fotoğraf,

1500 pul, 50 video, anı ,anekdot ve akademik yazılarla bugüne kadar yapılmamış büyüklükte bir Atatürk portalına sahip olunacak…
İncelemeye ve şimdiden kaydetmeye değer…


http://www.isteataturk.com

03 Nisan 2010

TAHTA KAŞIKLARI BULAŞIK MAKİNASINDA YIKAYANLARDANIM...

Teflonlarımız çizilmesin diye kullandığımız tahta kaşıkları bulaşık makinasına koymamamız gerektiğini öğrendim bugün.Sadece o da değil,soğuk servis amaçlı kullanılan plastik maşa,çatal,kepçe vs.onlarda…
Benckiser firmasının vermiş olduğu bir seminere katıldım.”Su tüketimi ve Enerji Tasarrufu” ile ilgiliydi.

Tahta kaşıkların bulaşık makinası deterjanını emdiği ve bu şekilde kuruduğu anlatılınca şaşırdım.Plastik olanlarınsa birkaç yıkamadan sonra üzerindeki koruyucu parlak tabakanın aşındığı ve alttaki kansorejen içerikli malzemenin ortaya çıktığı anlatıldı…


foto.

02 Nisan 2010

ÇOCUKLARI ANLAMAK...

Photobucket

Yeni mezun genç diplomasını babasına uzattı ve şöyle dedi:
“Seni ve annemi mutlu etmek için hukuk fakültesini bitirdim. Şimdi, altı yaşımdan beri size söylediğim gibi itfaiyeci olacağım...

foto.knuttz

BUGÜN BU BLOĞUN DOĞUM GÜNÜDÜR. :))

Photobucket

İlgi gösterip takip eden herkese en içten sevgilerimi yolluyorum...

30 Mart 2010

PANGRAM NEDİR?

Bir dilin alfabesindeki tüm harfleri en az bir kere kullanmak koşuluyla oluşturulan ve belli bir anlam ifade eden cümlelerdir pangram …
En yaygın kullanımıyla Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan iki pangram örneği,
"Pijamalı hasta yağız şoföre çabucak güvendi." ve
"The quick brown fox jumps over the lazy dog." şeklinde hazırlanmıştır… Tabii kendi çabalarımızla yeni pangramlar oluşturup örnekleri çoğaltmamızda mümkündür… (bknz.)

Photobucket

Pangramlar, elektronik cihazlardaki alfabe testlerinde(mesela bilgisayarlardaki yazı fontları ya da klavye denetimi), kriminolojide suçluya ait yazı örneğinin alınması gibi çeşitli alanlarda kullanılmaktadır…

KESKİN NİŞANCI…

O doğadaki en keskin nişancılardan biri…
Su yüzeyine yakın bir noktadan avını gözler,suyun kırılma indisine göre açı sapmasını hesaplar ve ona göre nişan alıp ağzından püskürttüğü suyla hedefini vurup suya düşürür…
Onun adı “ Okçu Balığı ”…
Albert Ludwigs Üniversitesi'nden Dr. Stefan Schuster’ın yapmış olduğu çalışmaya ait bir görüntü…


27 Mart 2010

ŞEHİT AĞACINI ZİYARET…

Güneş ışığıyla parlayan sayısız künyeye düşünceli düşünceli bakarken, Müjgan hanım yanıma gelip üzerindeki gümüşlerin ne olduğunu sordu.
”Onlar gümüş değil,şehitlerin künyesi bu da Şehit Ağacı “dedim daha önce duymamış…

Photobucket

Kızılcahamam’ı kaçıncı ziyaretim hatırlamıyorum ,bu kez özellikle Şehit Ağacını görmek için gittim.Belediye hamamlarının karşısında,Şehit Fatih Duru parkının içinde…
Böyle bir anıt fikri ilçede görev yapan Kadın Doğum Uzmanı Dr.Derviş Özer ve eşinden gelmiş.Genel Kurmay’dan terörle mücadelede şehit düşmüş tüm Mehmetçiklerin isim listesi alınmış ve künyeleri yaptırılmış.Beş ay öncede ziyarete açılmış.
Ağaçtaki künye sayısının 6300 olduğu ve kış şartları nedeniyle zarar gören zincirlerin tekrar değiştirilerek ağacın cam bir fanus ile kapatılmasına karar verildiği söylendi…

Photobucket

Photobucket

GECİKMİŞ BİR TEŞEKKÜR…

Yoğunluk nedeniyle bu hafta nete giriş yapamadım dolayısıyla blogla ilgilenemedim,arkadaşlarımı ziyaret edemedim. :((
Gecikmiş bir teşekkürüm var.Blog arkadaşlarımın abisi,değerli büyüğüm sevgili Haykırış çok ince düşünerek ve bir hayli emek harcayarak kişisel blog ödülleri hazırlamış.Benim gibi diğer arkadaşlara da sürpriz oldu diye düşünüyorum,kendisine en içten teşekkürlerimi yolluyorum…


Photobucket

21 Mart 2010

GERGEDAN RUPERT’IN SIRADIŞI ÖYKÜSÜ…

Evcil hayvan yetiştirmenin sınırlarını zorlayacak bir hikayeye sahip gergedan Rupert’ın hikayesi.Aynı evin içinde geçen sekiz yıllık bir dostluğun öyküsü bu…


Dr John Condy’nin oğlu Mike Condy gergedana “Rupert” adını koyar. Zaman içinde aile fertlerinden biri haline gelen Rupert’ı özel formüllü bir sütle büyütmeye başlarlar.

Herkes kedi köpek beslerken, onların bir gergedana bakıyor olması Mike’a müthiş bir mutluluk verir…

Gergedanların evcilleştirilmesi mümkün olmamasına rağmen, oturma odasında uyuyan,veranda da dinlenen ve söylenenleri artık anlamaya başlayan gergedan,çocukların en iyi oyun arkadaşı olur…
Dr John Condy,1960 yılında Güney Afrika ülkesi, eski adı Rodezya şimdiki adıyla Zimbabve’ye görevli olarak atanır.Bir süre sonra diğer çalışma arkadaşları gibi İngiltere’de yaşayan ailesini de yanına getirtir…
O dönemde
Zambezi nehri üzerine kurulan Kariba barajı tamamlanmasıyla bölgedeki vahşi yaşam alanlarının bir kısmı sular altında kalır.Bu durumdan olumsuz etkilenen hayvanları kurtarma çalışmalarında bulunan Dr Condy, annesi suda boğulmuş bir bebek gergedana sahip çıkarak eve getirmek zorunda kalır…


Mike Condy ve kızkardeşi Kate Condy’nin yanı sıra komşu çocuklarına da alışan Rupert, onları sırtına alır, dolaştırır.Evin köpeğiyle de çok iyi dosttur… Ziyaretçiler onu görmeye gelirken muz getirmeyi unutmazlar.Çünkü Rupert’ın bu zayıf noktasını herkes öğrenmiştir.



Çay saatlerinde masanın başında sırasını bekleyen, çocuklara uykudan önce “iyi geceler” öpücüğü vermeyi öğrenen gergedan günden güne büyümeye de devam eder.


Birlikteliklerinin sekizinci yılında Rupert hastalanır.Uzunca bir süre bununla mücadele eder,ancak kurtarılamayarak ölür…
Bugün 50’li yaşlarında olan Mike Condy gergedanı Rupert ile yaşadıklarını asla unutamayacağını,onu hep sevgiyle hatırlayacağını anılarında anlatır…


19 Mart 2010

SASANDO…

Sasando’yu bir takvim yaprağında gördüm önce…Yanı başımdaki kütüphane kaynaklarından yapılan araştırma ne yazık ki sonuçsuz kaldı.İnternetteki bilgiler ise kısıtlıydı.


Endonezya’da kullanılan geleneksel bir çalgı Sasando, doğum, düğün ya da benzeri sosyal etkinliklerde kullanılıyor.Hüzünlü müziği ve rahatlatıcı etkisi nedeniyle cenaze törenlerinde de çalınıyor.Gitar,ud gibi telli bir çalgı olan sasandonun yapımında bambu, palmiye yaprakları ve çiviler kullanılıyor.Müzik aletini çalmaksa özel bir yetenek gerektiriyor.
Kısaca bahsetmişken bu ilginç çalgının bir de sesini dinletelim…


MUTLU GÜNBATIMI...

Gün bitiyor…
Yapılacak işlerin bitmiş olması ve sonrasında duyulan huzur...:))
Yüzümdeki ifade aynen böyle…


Photobucket

TÜRK ORDUSU TÜRK MİLLETİ’NİN ŞEREFİDİR...

Yoğun geçen bir günün ardından, paylaşmak istediğim çok konu ve döküman var elimde ancak hem sıkmamak adına hem de önemli günlerin sadece tek bir güne sığdırılması taraftarı olmadığım için bunları ara ara paylaşmayı uygun görüyorum…
Duygu yoğunluğu içinde geçirilen “Çanakkale Zaferi” yıldönümü kapsamındaki etkinliklerde en beğendiğim bölüm panel konuşmacılarından Prof. Dr. Seçil Karal Akgün’ün paylaşımlarıydı.Zaman kısıtlıydı ve böyle bir ordunun başarısını birkaç saate sığdırmak mümkün değildi…
Bilinmeyen hala anlatılmayı bekleyen bize ait o kadar çok ayrıntı vardı ki…
Daha önce duymadığım ve de görmediğim belgeler karşısında duygu seline kapıldım zaman zaman.
Bu vatanın bir ferdi olarak tek isteğim Türk’ün büyüklüğünün her zaman hatırlanması,geçmişte gösterilen başarı ve kararlılığın devamı.
Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun...

Photobucket

18 Mart günü gelen düşman gemilerinden bazılarının isim anlamları hayli ilginçti…

* MUHTEŞEM
*YORULMAZ
*BÜKÜLMEZ
*FETHEDİLEMEZ
*İNTİKAM ALAN
*KARŞI KONULMAZ

Görkemli bir gelişe karşı,hüsranla dönüyorlardı…

foto.

16 Mart 2010

BİR PARMAK ÇOCUK TANIDIM…

Annemlerin komşusu erken doğum yaptı haliyle küveze konuldu.Ankara’nın bilinen özel hastanelerinden birinde yatıyor ziyaretine gittik…
İkinci hamileliği ilkine göre hep sorunlu geçmiş anlatıyor.Yorgun ve de üzgün…
Maalesef olmadı bebek yaşamadı…
Kader dedim ,eğer yaşayacak olsaydı bir şekilde…

Düşündüm ve yıllar öncesine gittim.Sene 1984 babamın görevi nedeniyle doğuya yeni taşınmışız.
Okuldan geliyorum annem evde yok.Komşumuz “ağlama gelecek annen” diyor çocukluk işte…
Öğreniyorum ki yan komşumuz aniden sancılanmış hastaneye yetiştirmişler.Bebek altıbuçuk aylık,yarım kilo falan…
Artık nasıl uygun gördülerse haftasına kalmadan taburcu ettiler.Elinde parmak çocukla Reyhan teyze eve döndü.Bebeği merak ediyoruz görmek istiyoruz “yok olmaz” diyorlar.Kadın ağlıyor,genç ve tecrübesiz annemden yardım istiyor.”Korkuyorum” dediğini hatırlıyorum ama…
Bu arada bebeğin adı henüz yok koymak istemiyorlar.
Annem evin içinde hazırlık yapıyor.Göz damlalarını boşaltıp kaynatıyor,tülbentler,pamuklar,sargı bezleri vs…
Önce bebeğin kalacağı odayı iyice temizliyorlar.İçeriye annesi ve annem dışında kimse girmiyor.
Bir paket pamuğa rahatlıkla sığan bebek,göz damlalığının içine konulan anne sütü ile iki-üç saatte bir beslenmeye çalışılıyor.Emme refleksi olmadığı için ağzına damla damla sabırla başında bekliyor annem…
Günün büyük bir kısmını orada geçirmeye başlıyor.
Altını ıslatınca pamukla temizliyor.Zaten altını bağlama şeklinde bir şey söz konusu değil dedik ya parmak çocuk bez ondan büyük…
Biz hala “kapıdan anne ne olur bir görelim” desekte uzun süre izin çıkmıyor.
Öyle böyle derken kırkını çıkardı bebek ve birbuçuk kiloya ulaştı…
İki isim koydular biri “Yaşar”… :)
Seneler sonra kampta karşılaştık.Yaşar askerden dönmüş.Reyhan teyze hemen telefon açtı “Çabuk gel dedi seni biriyle tanıştıracağım”… :)

~~~~~

Şimdi düşünüyorum sadece teknolojik imkan yetmiyor demek ki.
İlgi,inanç,azim ve de İlahi güç…


foto.

KULAĞA KÜPE...


Yalanlamak ve reddetmek için okuma!
İnanmak ve herşeyi kabullenmek içinde okuma!
Konuşmak ve nutuk çekmek içinde okuma!
Tartmak,kıyaslamak ve ölçmek için oku!
Francis Bacon


foto.

14 Mart 2010

GELENEKSEL “ÇİÇEK HALI” FESTİVALİ…

Çiçek Halı festivali Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen bir etkinlik.İki yıl arayla yapılıyor...
Photobucket

İlk uygulama 1971 yılında E. Stautemans isimli bir peyzaj mimarı tarafından daha küçük kilim ve halı desenleri üzerinde çalışılarak başlamış, sonra geliştirilerek 1976’dan bugüne kadar gelmiş…

Photobucket

Büyük Saray önünde önceden projelendirilen ve motifleri çizilen halının çim döşemeleri yapıldıktan sonra çiçeklerin yerleştirilme işlemine geçiliyor.Kullanılan Begonya çiçeği kötü hava şartlarına ve güneşe olan dayanıklılığı nedeniyle tercih sebebi…
Halının yapımında yaklaşık 700 bin begonya kullanılıyor…

Çiçeklerin daha uzun sergilenebilmesi için Ağustos ayı uygun görülmüş.

Photobucket

Sitede 1976’dan 2008’e kadar olan tüm çalışmaları görmek mümkün…
Web sitesindeki takvime göre bu yıl etkinlik 12-15 Ağustos tarihleri arasında yapılacak…

Photobucket
Photobucket

12 Mart 2010

NERELİSİN ?

Arkadaşım Bilge haftanın belli günlerinde anasınıfı öğrencilerine İngilizce kurs veriyor.
Nasıl geçiyor ? diye sordum. ”Çocuklar bir alem “dedi başladı anlatmaya… Where are you from ? cümlesine karşılık bazı çocukların “hımmm ben nereliyim? Düşünmem lazım.” ya da “bilmiyorum anneme hiç sormadım” cevaplarıyla karşılaşınca şöyle bir çözüm bulmuş.
“Tamam bilmeyenler ben Ankara’lıyım “ diye cevap versin demiş.
İki-üç tekrardan sonra tüm sınıf hiç beklemeden cevap vermeye başlamış böylece soruyu iyice öğrenmişler…
Dersin sonuna doğru öğretmen “hadi bakalım şimdi siz bana sorun ben cevap vereyim” deyince minik parmaklar havaya kalkmış…

Kısa süre önce bulduğu çözümü unutan öğretmen gerçekte Ankara’lı olduğu için sorulara başlamış “Ankara’lıyım” diye cevap vermeye…
Bu arada arka sıralardan bir ses yükselmiş.”Bakın gördünüz mü öğretmenimizde nereli olduğunu bilmiyor” :))


MÜZİKLE HERŞEY DEĞİŞİR...

Kulağa güzel gelen her müzik dinlenebilir benim için ancak İzmirli oluşumdan kaynaklı içimi coşturan bazen gözlerimden damlalar akmasına neden olan zeybek türkülerinin yeri başkadır bende…
Bazen istisnalar olabiliyor, yapılan iş iyi ve doğru olunca yörenin önemi olmuyor…
Üzerinden zaman geçmiş olsa da bu tekrar tekrar dinlenir…


10 Mart 2010

NE DEMİŞ -5-

"Babam iki tür insan bulunduğunu söylerdi. İşi yapanlar ve yapılan işten kendine kredi çıkartanlar. O, benden birinci grupta yer almam için çalışmamı istedi. Zira bu grupta diğerinden daha az rekabet vardı. "
Indra Gandhi
Photobucket

KOLESTROL

Sağlık işlerinden sonuçlarını alan yaşlı amca yanıma yaklaştı…--Kızım okuyamadım,şu sonuçlara bir baksana.
--Hımm amca trigliserid ve kolestrol yüksek çıkmış…
--O kadar da dikkat ediyorum neden böyle oldu acaba?
--Amca kuruyemiş, kırmızı et ya da kullanıyorsanız katı yağdan olabilir dedim.
--“Yok” dedi. “kuyruk yağından başka yağ kullanmıyoruz…”
-- :-o


Genç arkadaşlar haliyle bilmezler,bizim çocukluğumuzda tenekelerde “Vita” yağı satılırdı.Gerçi hala var sanırım birkaç yıl önce İzmir’de bir lokantadaki pilavı çok beğenmiş aşçıya ne ile yaptığını sormuştum.O da “Vita” kullandığını söylemişti.Neyse yağın muhafazası hem rahattı,hem de tadı ağır olmasına rağmen onunla yapılan yemeklerin lezzeti bir değişik olurdu.Sonra teneke boşalınca saksı niyetine kullanılırdı… :)
Bugün amca bu cevabı verince aklıma geldi rahmetli anneannemde o kadar rahatsızlığa rağmen hala daha bu yağı kullanmaktan vazgeçmemişti.Zararlı olduğunu defalarca anlatmamıza rağmen…
Eskiler alışkanlıklarına bağlı oluyor ve kolay kolay bırakamıyorlar…

foto.

09 Mart 2010

ASİTÂNE NEDİR?

Gazetenin verdiği bulmaca sözlüğü için gezdim dün…
Birkaç bayiiye sordum kalmamıştı.Nihayet bir tane bulabildim.Bazen öyle zor kelimelerle karşılaşıyorum ki sözlük kullanmak şart oldu…
Kafama takılan,buna netten bakmalıyım dediklerimde var içlerinde.Mesela ”Asitane” kelimesi ile ilk karşılaştığımda asit üretimi yapılan yer gibi algılamış,İstanbul’un eski adlarından biri olduğunu öğrendiğimde şaşırmıştım.

~~~~

Osmanlı döneminde “Kültür ve Sanat merkezi”anlamında kullanılmış,İlk Türkçe sözlükte "eşik" ve "büyük tekke merkezi" olarak açıklanmış…

~~~~

Bu kadar güzel bir şehrin isminin böyle kalmaması ne sevindirici değil mi?


Photobucket

MANTİS VE YUSUFÇUK…

Doğa kanunu…
İyi yakalanmış nadir görüntülerden...




Mantis(peygamber devesi)…
Yusufçuk…

NOTA…

Notalar sadece müziği okumak için mi kullanılır?

 

KRALİÇE BİLE…


“Bu araba dünyanin en pahali benzinini kullaniyor” yazısını asmak için fırsat kolluyorum…
“LPG taktır” diyenler var ama araç güvenliği için onu da istemiyorum…
Geçenlerde bir yerde okudum ve çok güldüm.İngiltere Kraliçe’si II. Elizabeth makam araçlarından bazılarını dönüşüm yaptırmış.Yani Kraliçe bile LPG’li araca biniyor.Gerçek olabilir mi?
Gerçekse o zaman vayyy bizim halimize… :)))

07 Mart 2010

"DERSE DEVAM ÇOCUKLAR..."

Müdür muavini Vahit Başar’ın okula geç gelenlere bir cezası vardır.Ya 5 liralık Kızılay pulu ya da avuca 10 defa cetvel cezası…
Yine yakalamıştır geç gelen öğrenciyi sorar.”Kızılay pulu ile bağış mı yapmak istersin? Yoksa cetvel ile dayak mı ? Öğrenci bakar cebinde 3 lira…
“Hocam” der “3 liralık Kızılay pulu üstüne de 2 liralık cetvel cezası”… :)

Photobucket

Kabataş Lisesinin eski Fizik hocalarındandır Vahit Başar,öğrencileri enteresan kişiliği ile onu hatırlar.Ölmeden önce bir vasiyeti vardır mezartaşına yazılmak üzere...

“Ben öğretmenim,öldükten sonrada derse devam ederim” dercesine...

Beğendim ve paylaştım...
Photobucket

06 Mart 2010

BURASI ANKARA...

Yurt genelinde hava kapalı her yerde yağış var ama Ankara zaten hep böyle...Hadi haksızlık etmiyelim yazları hariç tutalım. :))

Yağmurlu güne yakışan bir şarkı seçtim.Herkese iyi haftasonları diliyorum...

kynk.

Alexander Rybak-If you were gone

27 Şubat 2010

Llanfairpwllgwyngyllgogerychwyrndrobwllllantysiliogogogoch...

Geçen yıl bu zamanlar yayınladığım ve adını “Şemsi Paşa Pasajı” verdiğim bir fotoğraftı, tabi şakadan ibaret değilmiş yeni görüyorum…
İngiltere’nin Galler bölgesinde “dünyanın en uzun isimli tren istasyonunun” adı bu… :)) Tam 58 harften oluşuyor.

Bilet gişesinde istasyon adını söylerken kaç kişi treni kaçırdı bilinmez,İlgililer daha fazla yanlışlık yapılmasını önlemek için harf sayısını 20’ye indirmek zorunda kalmış…Ehh iyide olmuş.

Photobucket

Bu ismin başka bir özelliği de dünyanın en uzun internet sitesi alan adına sahip olması.1999 yılından önce en fazla 26 karaktere kadar internet alan adı alınabiliyormuş.Arada tire olmadan, tek kelime halinde 21 Ekim 1999 ‘da bu isim tescillenmiş…

Photobucket

Gelelim bu sıra dışı ismin anlamına…
“Aziz Tsilio’daki kırmızı mağaranın yakınlarında hızla dönen kasırga rüzgarlarının ortasında beyaz ceviz ağaçlarının yer aldığı çukurluktaki Kutsal Meryem kilisesi”


Ne diyelim,yabancı kültürleri anlamak bazen zor oluyor...:))

Photobucket



foto. 1 2 3 4
*bu yazım kaynak belirtilmeden hayatname.com üyesi tarafından kopyalanmıştır.

23 Şubat 2010

STOCKHOLM SENDROMU NEDİR ?

1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan banka soygunu altı gün boyunca devam eder…
Bu süre içinde soyguncu bir kadınıda rehin alır…
Kadın rehine, geçen altı günün sonunda soyguncuya duygusal olarak bağlandığını kabul eder,hatta şikayetçi olmadan onu savunur…
Başkasıyla nişanlı olmasına rağmen nişanlısını terkeder,hapisten çıkana kadar banka soyguncusunu bekler…

~~~~~~

Bu psikolojik durumu Psikiyatr Nils Bejerot “Rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması” olarak tanımlar ve olaya “Stockholm Sendromu” adını verir…
~~~~~~

Stockholm Sendromu birçok rehine olayında yaşanmış, Hollywood filmlerine konu olmuştur…
Photobucket

22 Şubat 2010

HOSTES GELMEDEN UÇAĞA BİNEMEZSİN…

“Demek ki bekletilme sebebimiz sadece hava muhalefeti ya da uçağın hazırlanması değilmiş “ dedim paragrafı okurken…
Yolcu gözüyle okuyunca “yok olmaz öyle şey “ diyorsunuz ama siz istediğiniz kadar söylenin kurallar ne gerektiriyorsa o yapılıyor…
Önce olaydan kısaca bahsedelim…


Photobucket

Milano-İstanbul seferine çıkmaya hazırlanan Alitalia Hava Yollarına ait uçakta görevli hosteslerden birinin gelmediği anlaşılmış.Yedek hosteste bulunamayınca, yolculardan dört kişi uçağa alınmamış,tabii tartışma kaçınılmaz olmuş.Hostes gelmediyse bunda yolcunun suçu ne?diyebilirsiniz.

Havacılık kuralları gereği yolcu uçaklarında görevlendirilecek memur sayısı, yolcu kapasitesi ve acil çıkış kapı sayısına göre önceden belirlenmiş.Buna göre her 50 yolcu başına bir hostes görevlendirilmesi esas alınmış.Tahmin edildiği üzere acil durumlarda yolcuların uçaktan tahliyesi için gerekli zamanı memurların iyi kullanması gerekiyor.Örneğin 175 yolcu kapasiteli ve 4 adet acil çıkış kapısı olan bir uçakta 4 kabin memurunun görevlendirilmesi zorunlu kılınmış…
Yukarıdaki olayda tahmini ya 104 ya da 154 yolcu olduğu, 4 yolcu indirilerek sayının orantılandığı, hava yolu şirketi kusurlu bulunsa da uçuş kurallarını aynen yerine getirdiğini anlatmış Güntay Şimşek -Airport adlı köşesinde…


foto.

“GDO”ÇIKTI MERTLİK BOZULDU…

Uzun yıllar bahçede domates ,biber,limon vs..yetiştirince haliyle öğreniyorsunuz doğalı nasıl olur?Görüntüsü,lezzeti, varsa kokusu…Tabi herkes aynı imkana ve de sabıra sahip olmayabilir…
Şimdi bu imkan yok.Malum apartman hayatı bahçede sadece çim var...


Bu “GDO” (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) çıktığından beri almıyorum.Hele ki o adım başı bardakta satılan mısırı asla…
Oysa kızım bayılıyordu. :(
Yaz bir gelse…
Biber & domates yemeyi özledim… :(


Photobucket



19 Şubat 2010

"HER EVLİLİĞİN TEMELİNDE BOMBA VARDIR…"

Usta tiyatrocu Can Gürzap’a evliliklerle ilgili düşüncesini sormuşlar.
O da, “Her evliliğin temelinde muhakkak bir bomba vardır.O bombanın patlayıp patlamayacağını çiftlerin karakter yapısı ve yetiştirilme tarzı belirler…” demiş…
~ ~~ ~~ ~
Okurken 5-6 sene öncesine gittim...
Kaptan’ın kuzeni nikaha saatler kala yengesiyle sohbete dalmış.Kafası belli ki karışık …
”Yengecim ne dersin? zaman geçtikçe evlilikler daha da oturuyor değil mi? Mesela kızın evleneli beş sene oldu.Sence ilk günlerden bugüne bir fark yok mu? diye sormuş…
Yengesi de “Valla evlilik bu hiç belli olmaz,bazen oturur bazen de ayaklanır” diye karşılık vermiş…
~ ~~ ~~ ~
:)) Bekarlar için merak konusu olabiliyor. Aslında hepimiz yaşayarak öğreniyoruz.Kimse baştan ne olduğunu bilmiyor.Konuyla ilgili kafanızın karışık olduğunu düşünüyorsanız büyüklerinizin deneyimlerinden yararlanabilirsiniz.Bence mantıklısı bu...

BELKİ HABERİNİZ OLMADI -2- ...

Daha önceki yazımda anlatmıştım.Yinelemeye gerek yok.
Blogculuk aynı zamanda paylaşmaktır düşüncesiyle aşağıdaki blog sahipleri mail adresimden bana ulaşırlarsa yazılarını fotoğraflayıp gönderebilirim...


30 Ocak 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://bashico.blogspot.com/

http://isitmekaybi.blogspot.com/

http://olmadibastan.blogspot.com/

http://www.aylinaksan.com/


3 Şubat 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://dolaylhayvan.blogspot.com/

http://yesilcuce.blogspot.com/

http://seyyardunyam.blogspot.com/

http://biranneninbulduklari.blogspot.com/

http://tebessumsukut.blogspot.com/


4 Şubat 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://kankanerdeyimben.blogspot.com/

http://hazalyilmaz.com/anlamarama/


5 Şubat 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://capuccinoluayran.blogspot.com/

http://dirdircidergisi.blogspot.com/

http://glamsworld.blogspot.com/

http://trofolo.blogspot.com/


6 Şubat 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://decotrends.blogspot.com/

http://ge-ce.blogspot.com/

http://begumsss.blogspot.com/

http://cimcimeblog.blogspot.com/

http://corneliancherry.blogspot.com/


8 Şubat 2010 Habertürk Web Günlüğü

http://aholeonthetoiletwall.blogspot.com/

http://merope-gaunt.blogspot.com/

http://www.parkeoloji.com/

http://kucukprensveannesi.blogspot.com/

http://asortik-krep.blogspot.com/

ORTAÇAĞDA KÖPEK MUAMELESİ…

Ortaçağda köpek sahibi olmak, gezintiye çıkmak ve de köpeklerle ilgilenmek beğenilmeyen davranışlar arasındaymış…
Öyle ki soylu kişiler kusurlu bulunduklarında ,kilise tarafından köpek gezdirmeye mahkum edilirlermiş…
Bir kişiye köpek gönderilmesi ise en büyük hakaretlerden biri sayılırmış.Çünkü ”Sana bu köpeği gönderiyorum,bil ki bundan sonra senin düşmanınım” şeklinde algılanırmış…


~ ~~ ~~ ~

O zamanlar verilen değer işte böyleymiş...
Aslında yüzyıllar geçse de kimileri için pek bir şey değişmemiş.
Geçtiğimiz günlerde yolum Ankara’nın Ayaş ilçesinden geçti.Mola verip çay içmek istedik…
Sabahın erken saatleri, arabadan iner inmez karşımda kötü bir manzara ,bir sokak köpeğine çarpıp kaçmışlar...Kan kaybediyor ve dokunmamıza izin vermiyor.
Esnaf kepenklerini yeni açmış ama kimsede bir hareket yok.Barınağa haber verelim telefonu yok mu?diye soruyoruz.Herhangi bir telaş yok,herkes soğukkanlı.
10 dakika sonra görevli geliyor.Telsizden anons ediyor ne gelen var ne giden?
Dakikalar sonra köpek sendeliye sendeliye ayağa kalkıyor.Ara sokağa girip gözden kayboluyor…

15 Şubat 2010

DUVARDAN DUVARA ÇİM….

Photobucket
Rahel Hegnauer İsviçre’li bir sanatçı… Zürih’te yaşıyor ve çalışıyor.Eserleri için doğadaki malzemeleri kullanıyor.Çim ev projesinde de,ölçülere göre önceden ektiği ve havalandırdığı çimleri kesip bir apartman dairesine nakletmiş.
Her zaman dışarıda görmeye alışık olduğumuz çimin,ev ortamında nasıl görüneceğini belgelemiş…
Rahel Hegnauer’ın diğer projeleri kişisel web sitesinde
Photobucket
Photobucket
Photobucket
Photobucket
Photobucket
*bu yazım kaynak belirtilmeden tvcapture.eu üyesi tarafından kopyalanmıştır.

BLOG ÖNERİSİ…

Photobucket
Çocukluğumdan beri hem korkarım,hem de ilgi duyarım…
Köpekbalıklarının yaşamlarına dair ilginç fotoğraf,video ve haberlerine ulaşabileceğiniz güncel bir blog...Uzun süredir zevkle takip ediyorum.Yabancı dil sorununu malum otomatik Google çeviri çözümlüyor… :)



foto.Jacques Perrin and Jacques Cluzaud -- Oceans