10 Haziran 2010

SINAV SİSTEMİMİZ NEREYE GİDİYOR SORUSU ???

Gazi Mustafa Kemal 1924 yılında Samsun’da yaptğı bir konuşmada şöyle der,
” Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder…”


Photobucket

Analitik düşünce gücünü geliştiren ya da öğreten,ciddi ve de mantıklı daha nice sorulara…

08 Haziran 2010

07 Haziran 2010

GÖKKUŞAĞI RENKLİ GÜLLER…

Bir ara civcivleri rengarenk boyayıp satışa sunmuşlardı.Tepki alınca çocuklara “hayvan sevgisini aşılamak” adına yapıldığı söylenmişti.Oysa alındıktan kısa bir süre sonra ölen bu hayvanların,çocuk üzerinde yaratacağı psikoloji satışı yapan kişilerce hiç düşünülmemişti…

Canlıların genetiği ile oynamak hoş bir durum değil esasında aynı şey bitkiler içinde geçerli ancak güllerin fotoğraf üzerindeki cezp edici duruşu bir başka…

Photobucket

Hollanda’lı çiçek sanatçısı Peter Van de Werken “Mutlu Güller” ya da “Gökkuşağı Gülleri” ismini verdiği tasarımının sırrını tam açıklamasa da renklendirmede gıda boyaları kullanıyormuş…

Photobucket

Dünyanın her yerine sipariş için.

foto. (1) (2) (3)

06 Haziran 2010

TASARIM ÖDÜLLÜ BİR KÖPRÜ “ ROLLING BRIDGE “...

Rolling Bridge, 2004 yılında Yapısal Çelik Tasarım Ödülüne layık görülmüş bir köprü…

12 metre uzunluğunda, sekiz parçadan oluşuyor ve tamamen katlanıyor.Zaten ismini de buradan almış.Katlandığında rulo görünümünü aldığı için köprüye “Rolling Bridge” ismi verilmiş.

İngiliz tasarımcı Thomas Heatherwick tarafından yaya ve bisiklet kullanıcıları düşünülerek projelendirilmiş.

Photobucket

Tekne trafiğinin yoğun olduğu yerlerde geçiş kolaylığı sağlayan köprünün tanıtımı Londra’daki Paddington havzasında yapılmış ve halk tarafından büyük ilgi görmüş…

Mimari ve heykel tasarımlarının yanısıra mühendislik projeleriyle uğraşan Heatherwick, farklı projelerle daha birçok ödülün sahibi olmuş...


Photobucket


Photobucket
Thomas Heatherwick’in diğer tasarımları...

05 Haziran 2010

BUGÜNE DAİR...

Photobucket

"Dert içinde sevinci bul da yaşa; Haksız düzende haklı ol da yaşa; Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın, varından, yoğundan kurtul da yaşa..."
Ömer Hayyam
~~~~~~



Herkes için güzel bir haftasonu diliyorum...

foto.esencekasabası.com-M.Şirin ve babası

04 Haziran 2010

YANLIŞLIKLA YIKILAN BERLİN DUVARI…

Berlin duvarı 1961 yılında Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya geçmesini önlemek için yapılmış.Çok kişi isyan etmiş,hatta ölümü göze alanlar olmuş.28 sene de duvarı geçmek isterken ölenlerin sayısı 238…
Photobucket

Ölenler arttıkça adı “Utanç Duvarı” diye anılmaya başlamış…
Gelişen olaylar, sebepler burada ayrıntılı anlatılmış…
Benim ilgimi çeken asıl bölüm duvarın yıkılışı…

Sovyetler Birliği son devlet başkanı Mihail Gorbaçov ve politbüro sözcüsü Günter Schabowski’nin 1989 yılında katıldığı belgesel sonrasında gelişiyor her şey…

Programda Schabowski’nin “vize alan herkes batıya geçebilir” sözü ,”herkes batıya geçebilir” şeklinde aktarılıyor ve bunun üzerine sevinen halk Brandenburg kapısına yığılıyor…
Bu durum karşısında ne yapacağını bilemeyen nöbetçiler halkı durdurmak istese de arkadan gelen binlerce kişiye engel olamıyorlar…
Birkaç dakika içinde kaldırılmak zorunda kalan bariyerlerle birlikte binlerce kişi Tv kameralarına gülerek ve el sallayarak Batı tarafına geçiyor…

İlerleyen yıllarda Berlin Duvarı’nın yanlışlıkla yıkılmasıyla ilgili BBC kanalı bir belgesel çekiyor…


Photobucket

SADECE ÜÇ HARF…

Ayrı şehirlerdeyiz…
Dünya telaşı, iş güç koşuşturma derken her şey detaylı konuşulmuyor
telefonda …
Şu an yolunda gitmeyen şeyler var hayatında ,
canım arkadaşım üzgün…
Bugün şöyle yazmış profiline okurken üzüldüm… :((


“Üç harf yanyana kaç şekilde gelir bilir misin?
Aşk dersin... Sen dersin... Ben dersin...
Sen, ben biter; biz dersin...
Gün gelir git dersin...
Peki dur kelimesinden haberdar değil misin?
Dur demeyi bilmez misin?
Git demek kolay, dur diyebilecek kadar yürekli misin?"


Photobucket

01 Haziran 2010

SAP GÖZLÜ SİNEK...

Doğanın bilinmeyen mucizelerine tanıklık etmek adına...


Vücut formunu kendi kendine veren sap gözlü sineğin görüntüsü hayli ilginç.


kynk. Hayat Belgeseli

7+ 7 KÜNYE DAHA …

Ölümün her türlüsü üzüyor insanı,ama bu daha bir başka…

İki gün üst üste verilen,hayatının baharında başına geleceklerden habersiz, vatani görevini yerine getirmek için anaları tarafından sapasağlam gönderilmiş ve pusuya uykuda yakalanmış gençleri düşündükçe…

“Acaba geride kalanların durumu nasıl ? diye kanal kanal gezip doğru dürüst bir tek haber bulamayınca, basından “üzgünüz ama vakit kalırsa sizin habere de değiniriz” yapılınca daha daha öfkeleniyor insan…

Şehitlere Allah’tan rahmet acılı ailelerine sabır diliyorum…


Photobucket

foto. Şehit Ağacı / Kızılcahamam
Ruhları şaad olsun...


Şehit Jandarma Başçavuş Hasan Özüberk Kilis
Uzman Çavuş Kemal Koçyiğit Kayseri
Er Adem Şimşek- Muğla-Fethiye
Jandarma Komando Er Ahmet Eyce-Sivas,
Serhat Aslan (Mardin), Kerem Oğuz Erbay (İzmir), İsmail Kartal (Erzincan), Erol Tavukçu (Van), Ümit Akbulut (Malatya), Erhan Terletme (Giresun)

29 Mayıs 2010

REMZİYE HANIMIN NESCAFE İLE ÇİZDİĞİ TABLOLAR...

Remziye hanımla tanışmamız bundan sekiz ay öncesine dayanıyor…

Kendisi oldukça nazik,düşünceli ve prensipli kişiliğine hayranlık duyduğum bir büyüğüm...

Remziye Efcan bir resim sanatçısı.Yurtiçi ve yurtdışında pek çok kişisel sergiler açmış.Ne ilginçtir ki, bu işe profesyonel olarak 50’li yaşlarda yakalandığı kanser rahatsızlığından sonra başlamış.Temelde varolan yeteneğini terapi amaçlı kullanmaya başlayarak resime yoğunlaşmış…

Tablolarında yağlı ve suluboyanın yanı sıra granül nescafe kullanmakta.Bu tekniği tuvalin üzerine yanlışlıkla dökülen nescafe sayesinde bulmuş ve hocasıyla üzerinde çalışarak geliştirmiş…


Photobucket

Nescafe’den resim nasıl olur acaba? diye düşünürken karşımda birkaç saat içinde biten Namık Kemal portresiyle şaşırıp kaldım…
Özellikle Osmanlı resimlerinde bu teknikle güzel sonuçlar elde ettiğini,üstelik maliyetininde çok düşük olduğunu söyledi…


Bunun dışında soğan kabukları ve böğürtlenden elde ettiği renkleri resimlerinde kullandığını anlattı…


Photobucket

Photobucket

SİTE ÖNERİSİ...

90’lı yılların başında lise öğrencisi olan kuzenim heavy metal müziğini ve tarzını benimsemiş fiziki görünümünde bir takım değişiklikler yapmıştı… Önceleri bu durum büyükler üzerinde tedirginlik yaratmış, hemen hemen aynı yaş grubunda olduğumuz içinde kendisiyle benim konuşmam uygun görülmüştü…

“Müziği dinlemende sorun yok da,böyle giyinmek istediğine eminmisin?” diye sormuştum.
“Ablacım,ben böyle seviyorum emin ol 50’li yaşlara geldiğimde yine böyle giyinip bu müziği dinliyor olacağım” dedi…

Neyse şimdi 30’lu yaşların ortalarındayız, zaman geçtikçe zevklerde değişebiliyor.
Onunki de değişti. :))
~~~~~~

Ben çok ağır olmamak kaydıyla Türk Sanat Müziği klasiklerini dinlemekten hoşlanan biriyim.Bunun yanında artık yeni yeteneklere de fırsat verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim.Tv kanallarında yapılan sayısız yarışmadan pek çok yarışmacı geldi geçti isimlerini unuttuk bile…
Ancak kabiliyetli olanların peşi yine de bırakılmıyor.TRT’ de halen görmeye devam ettiğimiz İhsan Güvenç kendisine hoş bir site hazırlatmış. TSM sevenlerin videolar bölümüyle daha çok ilgileneceğini düşünüyorum…

İhsan Güvenç Sitem 2010

27 Mayıs 2010

AYNADAKİ RUJ İZLERİ…

Okul tuvaletinde gizlice sürülen ruj sonrası dudaklarını kontrol eder kız öğrenci…

Kendisine ne kadar yakıştığını düşünürken içinden gelen bir hareketle dudaklarını aynaya yapıştırıp ruj izini aynaya bırakır.Yaptığı bu hareketin okul içinde önce bir modaya , sonrada bir krize dönüşeceğini tahmin edemez tabi…

Oregon (ABD) eyaletindeki okulda bu moda gitgide yayılır.Öyle ki kızlar tuvaletindeki aynalar ruj izinden görünmez hale gelir.

İşin zor kısmı temizlikten sorumlu hademenindir.Hergün saatlerini harcayarak temizlediği aynalara tekrar ruj sürüldüğünü görmek sinirlendirir görevliyi.En sonunda okul müdürüne durumu anlatarak yardım ister…

Duruma el koyan müdür,okuldaki tüm kız öğrencilerin tuvalette toplanmasını söyler…

Okul içinde giderek büyüyen bu sorunu ve temizlerken yaşanan zorlukları önce birbir anlatır müdür…
“Bakın” der “O kurumuş ruj lekelerini temizlemek o kadar zor ki,şimdi görevli arkadaşımız bu izleri size nasıl temizlediğini gösterecek.” Başıyla işaret ederek görevliyi çağırır…

Hademe elindeki uzun saplı temizlik fırçasını alır,suyla doldurduğu lavabonun içine fırçayı daldırıp daldırıp çıkarır ve aynaları o fırçayla temizleye başlar…

Kızlar şaşkın bakışlarla olup biteni izler ve o gün son olur.Tuvaletteki aynalarda bir daha kimse ruj izine rastlamaz…

~~~~

*Bana göre dünyadaki en zor işlerden biridir ,yönetici olmak ve idarenizdeki kişileri yönetmek.Bir kere ayrı meziyetlerinizin olması gerekir...

Olasılıkları iyi düşünemiyor,çözüm üretemiyorsanız o zaman hiç denemeyin derim...

olay kynk.

TİPİK ÖĞRENCİ...

Photobucket


"Hocam,yarınki sınava tahtadaki konular da dahil mi? "
~~~~

*valla en çok sorduğum sorulardan biriydi bende yalan yok... :)))

POST IT 'LE GELEN AŞK...

Post it kağıtları sadece not yazmak için mi kullanılır? Yoksa... :)))

25 Mayıs 2010

BİR ŞEYLER DEĞİŞMİŞ OLMALIYDI…



“Bir kere şunu anlamanız lazım,siz evli değilsiniz.15 yıl boyunca neyi beklediniz bilmiyorum ama eşim diye bahsettiğiniz kişi kocanız değil,resmi nikah olmadan da bu isteklerinizin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.” dedim sorununu anlatan bayana, yol göstermeye çalıştım…


Bu konuşmanın sonlarına doğru Mehmet Ali amcada katıldı bize.Tebessüm ederek ayakta sessizce dinledi.Bayan gittikten sonrada traji komik öyküsünü başladı anlatmaya…

63 senesinde Konya’nın Kadınhanı ilçesi-Şahören köyünde öğrencilerinin birinci dönem karnelerini hazırlarken fark etmiş, bir öğrencisi belgeleri olmadığı halde kayıt yaptırmış.Velisini çağırmış.”Bu çocuğun nüfus cüzdan bilgileri lazım,nüfus cüzdanını getirin yoksa karne alamayacak” demiş. Annede çocuğunun kimliğinin olmadığını ve yol yordam bilmediğini söyleyerek yardım istemiş.

Bunun üzerine nüfus idaresindeki arkadaşını arayan Mehmet Ali amca,göndereceği aileye yardımcı olunmasını rica etmiş…

Kısa süre sonra arkadaşı dönüş yapmış.”İyi de demiş.Bu çocuğun kimliğinin çıkması için önce annesinin doğması gerekiyor.Annesi de nüfus kayıtlarında yok ki” diye espri yapmış…

Bu sefer anneanne ve dedenin kayıtlarına bakılmış.Onların da nüfusta kayıtları yokmuş… :-0

Mehmet Ali amca aileyi tekrar bularak onlarla tek tek konuşmuş.Önce 50’li yaşlardaki anneanne ve dedenin nüfusa kaydı yapılmış, kısa süre sonra da resmi nikah kıyılarak bilgileri buraya eklenmiş.Bu aileden doğan çocuğun anneside nüfusta yerini almış.O da kısa süre sonra resmen evlenerek bilgilerini kayıt ettirmiş.Veeee nihayet küçük öğrencininde ismi nüfusta yerini almış…

Tabii bu işlemler olurken karneler çoktan dağıtılmış.O öğrenci ancak ikinci dönemin sonunda nüfus cüzdanını ve karnesini eline alabilmiş…

Aslında çok yazık bu anlatılan,yıl 2010 birşeylerin çoktan değişmiş olması gerekirdi.Hala daha kendini kandıran,resmi nikah olmadan yaşayan kadınların olması şaşırtmaya devam ediyor insanı…


24 Mayıs 2010

OK YAYDAN ÇIKTI…


Günler süren bekleyişe değdi…
Dün daha yorucu geçti, kalabalık zaman zaman zorladı ama o çoşku her şeyi unutturdu…
Artık geleceğe daha bir umutla bakacağım kesin…

20 Mayıs 2010

KPSS BAŞVURU ÇİLESİ…

Sınav başvuru tarihinin geçtiğini zannediyordum.Aksilik bu ya geçen ay lazım oldu.Kaç sene önce girdiğimi bile hatırlamıyorum.Bir arkadaşım başvuruların daha başlamadığını söyleyince şaşırdım,yani her şey apar topar plan dışı oldu…
Photobucket

Ona sor,buna sor derken kimseden net cevap alamadım.Eskisi gibi değil her şey tamamen değişmiş.Eskiden Kasım sonu gidip kitapçığı alıyor evrakları doldurup teslim ediyordun.Şimdi önce bankaya gidip parayı yatırıyorsunuz sonra ÖSYM bürosuna gidiyorsunuz…

21 Mayıs'a kadar Lisans mezunlarının başvuruları alınacak,Mayıs sonu gibi Önlisans ve lise mezunları başvuru yapıcak…

Sınav tarihleri de farklı Lisans mezunları Temmuz ayında, Önlisans ve lise mezunları Eylül ayında sınava girecekmiş…

Dekont için bankaya gittiğimde memur “şanslısınız” dedi,”günlerdir sistemde sorun vardı” diye ekledi.Bunun üzerine özellikle Bilkent’teki merkeze gittim…

Benim gibi iş yerinden izin alarak gelmiş adaylar sıra bekliyorken duyuru yapıldı.”Sistem gitti!!! belki beş dakika belki de 2 saat sonra gelir.Mesai saati 5’te bitiyor.Yetişmezse yarın geliceksiniz” deyince herkes haklı olarak isyan etti…

Bekledik,bekledik bir saat sonra sistem geldi hatta bir bayan birazdan Alanya’ya yola çıkıcam bari oradan başvurumu yapayım diyerek gitmek zorunda kaldı…
Traji komik ama merkezde bunlar yaşandı.Artık diğer yerleri siz düşünün.

Birde şu şifre konusu var diplomanızdaki mezuniyet tarihi ve diğer bilgilerinizi girip bilgisayar kamerasından fotoğrafınızı çekiyorlar ki bu kısım bana çok gelişigüzel geldi açıkçası o küçücük fotoğraftan kim kimi tanıyacak onu da bilmiyorum…

Neyse şifre veriyorlar.Sonrasında internete girip şifreyi aktif hale getirmeniz gerekiyormuş…
Bu arada geçen yıllarda şifresini unutmuş bir sürü kişi ne yaptı onu da bilmiyorum.Herşey garip ve karışıktı…

foto.knuttz


TATLI BLOG ÖDÜLÜ...

Photobucket

Hafta içi olmasına rağmen bugün hep hafta sonu gibi geldi bana.19 Mayıs kutlamalarına katıldık.Hava serin olmasına rağmen gezdik,dolaştık.Yarın gene iş güç bir koşuşturma bizi bekliyor…

Geçen hafta sevgili arkadaşlarım Mit ve Ballı Cimcime’den tatlı blog ödülü gelmiş,10 blogger’a bu ödülü devretmem istenmişti.Kendilerine kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum , bu ödüle değer buldukları için teşekkür ediyorum…

Tatlı bloglar o kadar çok ki seçim yapmak zor ama bende bu ödülü kabul ederlerse,

http://meripoint.blogspot.com/

http://alizafersapci.blogspot.com/

http://eviminincileri-belgin.blogspot.com/

http://ipekbocugu.blogspot.com/

http://senabera.blogspot.com/

http://elifinterazisi.blogspot.com/

http://metebilge.blogspot.com/

http://aklimageldigince.blogspot.com/

http://komancilerveapaciler.blogspot.com/

http://icimdekelebekler.blogspot.com/

http://heristebirhayirvardir.blogspot.com/ a yolluyorum...

17 Mayıs 2010

JEAN’E TÜRKİYE’DE NEDEN KOT DENİLİYOR ?

Bütün deterjanların OMO, katıyağlarında SANA olduğu bir dönem vardı ya işte bu da o hesap ama tek bir farkla değişmemiş ismi KOT olarak kalmış…

Anlatılmayı bekleyen bir başarı hikayesi daha ,her ne kadar sonu hüzünle bitse de…

1940 yılında Fransa’ya gitmiş ilk defa orada görmüş blucini (bluejean) işadamı Muhteşem Kot…

Dikilişi,dayanıklı oluşu güven vermiş kumaşın “ben bunu Türkiye’de üretirim.” demiş ve döner dönmez başlamış hazırlıklara…

Öyle ki 1960 yılına geldiğinde günde 200 adet üretir hale gelmiş,çünkü talep inanılmazmış...

Aynı yıl soyadıyla özdeşleşen “KOT” adı markalaşmış Muhteşem Kot’un…

Turgut Özal’ın serbest piyasa ekonomisiyle yabancılara açılan kapılar markanın satışlarını etkilemeye başlamış.80’li yıllar zor geçmiş…

Yabancı mallara olan taleple satışları iyice düşmüş ve 1992 yılında üretimini durdurmak zorunda kalmış…

Böylece çekilmiş piyasadan bırakmış bu işleri ama ismini de dilimize miras bırakmış…
Photobucket

kynk. (1) (2)

"HARİKA" KELİMESİ YANINDA HİÇ KALDI...

Bu görüntüleri ilk gösterimde 8.7 milyon kişi izledi...

bbc planet earth belgeseli

müzik. My Name is Lincoln - Elizabeth and the Island soundtrack

15 Mayıs 2010

BİBLİYOFİL OLMAK YA DA OLMAMAK…


Yıllar sonra ilk karşılaşmamız…Sıkıca sarıldı Selma teyze.”Nasılsın? Neler yapıyorsun?” diye sordu.

“Peki halâ kitap okuyormusun ?” bütün çocuklar sokakta oynarken,sen kaldırıma oturur bulduğun gazete sayfasını okurdun.”diye devam etti.
Şaşırdım, oysa hoplayıp zıplayan,olmadık yerlere tırmanıp ordan oraya koşturan bir çocukluk geçirdiğimi düşünürdüm.

Evet tüm hızıyla okumaya devam ediyorum.Ama her şeyi değil tabi sadece ilgimi çekenleri

Sonradan olmuyor bu iş, bazı arkadaşlar başaramadıklarını okurken sıkıldıklarını anlatıyorlar.Olabilir…

Bu arada hafta içi girdiğim sınavın sorularından biriydi, bibliyofil (bibliophile) …
Daha önce kullanmadığım bir kelime,gerçi yazı dili dışında lazım olucak gibi durmuyor.Yunanca biblion(kitap) kelimesinden türemiş.Okuma düşkünü,kitapsever anlamında.
Evet kitapları seviyorum ama bibliyofil tanımlamasına tam anlamıyla uyduğumu sanmıyorum…


~~~~

diğer benzer kelimeler,
Bibliyoman: hastalık derecesinde kitap düşkünü,
Bibliyotek: Kitaplık
Bibliyofobi:Kitap korkusu

GÜNÜN SÖZÜ...

Photobucket

"Gerek yok her sözü laf ile beyana..
Bir bakış bin söz eder bakıştan anlayana..." Mevlâna

foto.

13 Mayıs 2010

İŞYERİNDE YETMEYEN ÇAY SORUNU…

İşyerinde çay işlerine bakan Bülent bey bugünlerde pek bir sıkıntılı…

Çayı bir türlü yetiremiyor.Eğer çay planlanandan erken bittiyse ya “su çektim” ya da “demlenmek üzere” gibi cümlelerle bizi oyalama yoluna gidiyor…

Durum böyle olunca o da kendince teknikler geliştiriyor…

İşte yetmeyen çaya çözüm, triplex çaydanlık !!!
Photobucket

11 Mayıs 2010

GÜLÜMSEYİN ÇEKİYORUM…

Emrivaki yapılarak bir kursa kayıt olunur mu? Oldu işte.Detaylara girmeyeyim gülersiniz sonra…
Diksiyon dersine yazıldık üç arkadaş… :))
Hoca derseniz enteresan bir bayan…
Dersin sonunda güzel konuşma, mimikleri iyi,sözcükleri doğru kullanabilme konusunda öğrenciler kafalarına takılan soruları soruyor o da cevaplıyor…
Sıra bana geldi...
“Yabancıların fotoğraf çekerken kullandıkları “cheese“ kelimesine karşılık bizim neden “gülümseyin ve peynirrrr deyin” dediğimizi, normal şartlarda peynir kelimesinin telaffuzunda ağzımızın aldığı şeklin gülümseme ifadesi olmadığını anlattığımda, “haklısın”dedi ve bunu daha önce hiç düşünmediğini söyledi.
Ama öyle…
Biz eskiden fotoğraf çekerken ne derdik??
Sadece ”Gülümseyinn,çekiyorummm…”

Photobucket

GAMZEDEYİM DEVA BULMAM...

1975/ Baba Bizi Eversene filminden...

Barış Manço ve Kurtalan Ekspres

* şu an ilaç niyetine...:((

kynk.

10 Mayıs 2010

ST.HELENS KAZASI VE MUCİZEVİ YOLCULARI…

Karla Little ve ailesi,California’da yaşayan büyükanne ve büyükbabasının 50. evlenme yıldönümleri için haftalar öncesinden hazırlık yapmaya başlarlar.

Kutlamalar için farklı şehirlerde oturan beş çocuk, onbeş torun ve damatların bir araya geleceği bir parti planlanır…
Karla’nın babası bu yolculuk için,tek motorlu dört kişilik bir uçak kiralar ve eşi Dolly ile Karla’yı almak için önce Seattle kentine doğru yola çıkarlar…

Ne var ki Karla’nın eşi Loren’ın son anda işi çıkar…
Ailece çok sevilen Loren’ın gelemiyecek olmasına üzülseler de, planda bir değişiklik yapmadan devam ederler…

O dönemde tıp eğitimi alan ve geçimlerine katkı sağlamak için gece kulüplerinde trompet çalan Loren ise eşini ve iki ay önce doğan kızını yolcu edip işyerine doğru yola koyulur…

Karla’nın babası Grant Erickson,annesi Dolly Erickson ve bebeği Laurie Little 23 Haziran 1966 günü o küçük uçakla havalanır…
Başlangıçta güzel başlayan yolculuk ilerleyen saatlerde yerini sessizliğe bırakır.Fırtına ve buzlanmanın etkisiyle uçağın motoru aniden durup, irtifa kaybetmeye başlar…

O sırada sessizce ağlayan Karla Little küçük kızına sıkıca sarılır…
İniş için uygun bir yer arayan ve uçağı korumaya çalışan Grant Erickson’ın tüm çabalarına rağmen sonuç kaçınılmaz olur…
Uçak St.Helens dağına düşüp,bir uçurumun kenarına kadar sürüklenir…

Karla kendine geldiğinde kızı Laurie’yi kollarında ağlarken bulur…
Karların arasında aşağıya doğru yan yatmış uçakta bebeğini kontrol eder ve alnındaki morluk dışında herhangi bir yara izi rastlamaz…
Bu arada anne ve babasına da seslenir ancak bir yanıt alamaz…

Vücudundaki acı ve hissizliği o zamana kadar anlamayan Karla kızının ağlamasıyla tekrar kendine gelir,Laurie’nin acıktığını anlar…
Koltuğun hemen arkasında duran kavanozlardaki mamalara ulaşıp kızını zorda olsa doyurur.Battaniyelere sımsıkı sarıp onu uyutur…
Bacaklarını hareket ettirememesine rağmen önde oturan anne ve babasına doğru uzanır fakat yine yanıt alamaz.Baygın olduklarına kendini inandırmaya çalışır…

Uçağın gecikmesi olması ve ardından kayıp haberi çok geçmeden Loren’a ulaşır…
Arazinin geniş olmasına rağmen hesaplamalar yapılır ve ABD ordu helikopteri dahil bir çok ekip arama ve kurtarma çalışmalarına katılır…
Büyük üzüntü ve panik içindeki Loren’sa bir arkadaşına ait uçakla havalanmıştır…

İlk gece Karla ara ara uyuyup Laurie’nin ağlama sesiyle uyanır.Onu doyurur,altını değiştirip tekrar uyutur.Bu arada mamayı da idareli kullanmak için çaba gösterir…
İkinci günün sonunda enkaz bir pilot tarafından fark edilir…

Vücudunda birçok kesiği bulunan,kalça kemiği kırılan,ciğerleri hasar gören ve bacakları soğuktan donan Karla’ya ulaşılır.Bebeği kucağında uyuyordur.O ise Bitkin bir halde gözlerini açıp,gülümser...

Doktorlar anne ve babasının ölümüne neden olan yaraların aynısına sahip olmasına rağmen Karla’nın hayatta kalmasını Laurie’ye bağlar…
Yavrusunu koruma içgüdüsüyle hayatta kalan annenin öyküsü günlerce basın tarafından takip edilir…

Kısmi felç olsa da Karla birkaç yıl sonra tekrar yürümeye başlar.Loren 1969 yılında Tıp Fakültesinden mezun olur, Vietnam savaşından sonra da göz kliniği açar.Bu arada ikinci çocukları Richard Everton Little dünyaya gelir…


 
* Geçen senelerde okuduğum ve çok etkilendiğim bir olaydı.Uzun olduğu içinde derleyip toparlamak pek mümkün olmadı yani anneler gününe yetişmedi…
Gecikmeli de olsa yüreği anne ruhuyla atan herkesin anneler gününü kutluyor, bu öyküyü onlara armağan ediyorum…



kynklar. (1) (2)

05 Mayıs 2010

GALATA KULESİNİ RESMEDERKEN…

"İki parmağının ucunu gözüne koy, Bir şey görebiliyormusun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir..." demiş Mevlana.

Photobucket

İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi İlker Özcivan’ın görüntülediği bir fotoğraf…
Galata Kulesini çekmeyi planlarken “tekrarı mümkün olabilir mi?” denecek bir an yakalamış…


foto.

GÜNLERİN İSİM KAYNAĞI…

Mehmet Ali beyin annesi Azeri kökenliymiş…
”Her günün bir ertesi var.Cuma-Cumartesi , Pazar- Pazartesi,Çarşamba-Perşembe bir tek Salı gününün eşi yok.O yüzden annemler Salı gününe “tek” derlerdi.Mesela günlerden ne diye sorardık ”tek” şeklinde cevap verirdi.” diye anlatıyor bizlere…
Tabi sohbetin konusu Tamer Korugan’ın kitabında anlatılan gün isimlerinin kaynağı...

Bilinenin aksine hiçbiri Türkçe değil.


Photobucket

Yedi günü temsilen kullandığımız “hafta” sözcüğü Farsça’daki yedi sayısından gelmekte ve “heft” ya da “hefte” şeklinde söylenmekteymiş…
Her ne kadar Pazartesi bizim için haftanın ilk günü olarak kabul edilse de,adlandırma yapılırken ilk gün Pazar olarak alınmış…

Pazar, Farsça’daki “yemek yenen yer” anlamında “ba” =yemek, “zar”= yer sözcüklerinden oluşmuş.
Pazartesi, “ba-zar” kelimesine yine Farsça’daki “ertesi” sözcüğünün eklenmesiyle “pazardan sonraki” anlamında kullanılmaya başlamış…
Haftanın üçüncü günü olması nedeniyle İbranice’deki “üçüncü“ kelimesine karşılık gelen Salı sözcüğü…
Farsça’daki dördüncü gün manasına gelen “cehar şenbe” yani Çarşamba,devamında Farsça’daki beşinci gün manasına gelen “penç şenbe” yani Perşembe kullanılmış…
Cuma, Arapça’daki “toplama,toplanma” anlamından yola çıkılarak ve son olarak Cumartesi tıpkı Pazartesi kelimesinde olduğu gibi “ertesi” sözcüğünün eklenmesiyle oluşturulmuş ve bu kullanım dilimize yerleşmiş…
Photobucket

28 Nisan 2010

SEVGİ ÇİÇEĞİ, DÜNYADA YALNIZCA ANKARA’DA…

Kaptan “Dünyada yalnızca Gölbaşı’nda yetişiyormuş” dediğinde bir an şaşırdım...

Bu bölge çiçeğin korunması amacıyla sit alanı ilan edilmiş.Yurtdışından gelen bitki bilimcilerin üzerinde uzun araştırmalar yaptığını anlattı vatandaşlar.Üstelik nesli tarım ilaçları nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalınca Bern Sözleşmesi kapsamında korumaya alınmış…



Papatyagillerden Sevgi çiçeği ve üzerinde ilk çalışmayı 1848 yılında Rus bilim adamı Pierre de Tchihatcheff yapmış…



Photobucket

Çiçeklenme bu hafta yani Nisan’ın son haftası başlıyormuş…
Şayet yolunuz düşerde görmek isterseniz, Gölbaşı - Haymana istikametinde Hacı Hasan Köyü mevkiine ilerlemeniz gerekiyor…


kynk.
kynk.

~~~~~~~~
Ve hariçten o güzel güne ait birkaç görüntü daha...


Photobucket
Photobucket

26 Nisan 2010

KÖPEKBALIĞI KOVUCU MANYETİK HALHAL…

Teknolojik sistemler insanoğlunu her ortamda rahat ettirmek ve güvenli kılmak için üretip gelişmeye devam ediyor…

Özellikle su sporları ile ilgilenenlerin tercih edeceği bu son sistem köpekbalığı kovucunun özelliği yaydığı manyetik dalgalar, kaynaklar içindeki mıknatısların köpekbalığının duyusal yeteneklerine müdahale ederek itici bir etki alanı oluşturduğunu anlatmakta…

Yalnız bu malzemenin her cins köpekbalığına aynı etkiyi göstermiyeceğini savunanlarda var…

Ayak bileğine takılarak kullanılan köpekbalığı kovucusunun bay ve bayan modelleri mevcut, fiyatı ise 18,99 $.

MUTLU SONA AZ KALDI !!!

Güney Kore’de yaşayan 68 yaşındaki Cha Sa-Soon’un en büyük isteği,bir sürücü belgesine sahip olabilmekmiş…

Başlangıçta bu kadar zorlanacağını hesaplamış mı? bilinmez, bu istek zamanla bir hayale dönüşmüş.Çünkü her girdiği sınavdan başarısız olarak çıkmış…

2005 yılında ilk başvurusunu yapan Soon, farkında olmadan bir rekora da imza atmış.Öyle ki 950 kere sınava girmiş…
Son beş yılda ulaşım ve ek masraflar hariç sadece başvuru ücretlerine 4200 $ harcamış…

Nihayet son yazılı sınavda 60 puan alarak,direksiyon sınavına girmeye hak kazanmış…

Photobucket

BBC ile yaptığı röportajda “Güçlü olun ve hayallerinizden vazgeçmeyin…” diyerek birde tavsiyede bulunmuş… :))


bbc röportaj.
kynk.
kynk.


NE DEMİŞ ?

Marilyn Monroe, ruh halini ve içindeki gelgitleri şöyle özetlemiş...

“Beni köpekler ısırmaz,sadece insanlar ısırır…”
Photobucket

23 Nisan 2010

ARADIĞINIZ KİRACIYA ŞU ANDA ULAŞILAMIYOR !!!

O günden bugüne pek bir şey değişmedi aslında…
Sadece kiracıya artık ulaşılamıyor,keza babamda aramaktan vazgeçti.Sıkıldı bunlarla uğraşmaktan ve hukuki işlem başlattı hafta içinde…
Dilekçesini vermek üzere adliye bankosunda numara alırken telefonu çalmış.
“Merhaba,ben …..bankasından arıyorum.Dört sene önce çektiğiniz konut kredisi bitmek üzere.Bu kredi ile ilgili memnuniyetiniz hakkında görüşlerinizi almak istiyoruz.”demiş bir ses.
Babam gülmüş,”valla demiş,öyle bir zamanda aradınız ki,

bende şimdi ..…”
Görevli bayanda gülmüş tabi bu olaya.”tamam,ben daha müsait bir zamanda arayım” diye cevap vermiş. :)))


Photobucket
foto.knuttz

UNUTULMAMIŞ BİR 23 NİSAN ŞİİRİ…

Okul bahçesinde çocukların provalarını izleyen Ali Söylemez heyecanlı…
Birden aklına geldi demek ki,
“Benim 23 Nisan şiirim şöyleydi” dedi.

“Günaydın,gözün aydın,
Sayısız devrim saydın,
Dünyaya bir ün yaydın.
Buldun taze can bugün,
O mutlu Nisan bugün…”

“Kaç yılıydı?” diye sordum.
Sene 1945,ilkokul birinci sınıftaydım hala unutmadım bu şiiri” diye cevap verdi…
Ali Söylemez bugün 73 yaşında…
Çocuk kalbiyle yaşadığı heyecanı ve bu şiiri unutmaması ne kadar hoş…




Mustafa Kemal Atatürk'ün tüm dünya çocuklarına armağanı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hepimize kutlu olsun…

foto.

19 Nisan 2010

LÜTFEN EVİMİ SOYUN.COM ...

İngiltere’de tartışma yaratmış bir site “Please Rob Me”…

Twitter ve Facebook kullanıcılarını kişisel kayıt bilgilerinden ve mesajlarından takip edip, kimin evde olup olmadığını belirleyip, topladığı tüm bilgilerle üstelik kapı numarasına kadar bu sitede yayınlıyormuş…

Site hırsızlığı teşvik ettiği gerekçesiyle birçok *eleştiri almış.Sitenin kurucuları ise aslında iyi bir şey yaptıklarını,hırsızlara yardımdan ziyade insanları internet ortamında paylaştıkları bilgiler konusunda uyarmayı amaçladıklarını belirtiyorlarmış…

~~~~~
*Haberi ilginç kılan “sitenin kendisi mi?” yoksa siteye verilen tepkinin “sadece eleştiri boyutunda kalması mı?” orasına karar veremedim.Hayli düşündürücü…


kynk.

OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE MİRAS BAKIR SAHANLIKLAR…

Geçen sefer vakit boldu ve fotoğraf makinem elimden düşmemişti.Bu gidişim daha kısa süreli oldu o da alışverişle geçti Beypazarı’nda…
Çarşı içinde bakır malzemeler satan birçok dükkan var.Bu bakır yumurta sahanlığında karar kıldık arkadaşlarla, 4’lü, 6’lı ve düz modellerden satın aldık…

Photobucket

Haftasonu kahvaltılarını renklendirmek hem de farklı tatlar yaşayacağımız garantisiyle anlattı bakır ustası.Osmanlı mutfağından günümüze miras…

“Bakır tavada pişen yumurtanın lezzeti ve sunumu farklı olur,yalnız dikkatli kullanıp metalle çizmemek gerekiyor” dedi.Saray mutfağından, padişaha pişen yemeklerden konuştuk bir süre...

Eve geldikten sonra şöyle bir baktım netten.Meğer ne önemliymiş o dönem.Alt tarafı bir yumurta dersiniz…
Hatta öyle bir tarif buldum ki Osmanlı kahvaltısında, bunu padişaha beğendirmek ve övgü almak çok önemliymiş.Soğanlı yumurtayı iyi yapmak “Baş aşçılığa terfi sebebi”, aşçının gurur kaynağı olurmuş.:))

Tarifi yazmıyorum ama bakmak isteyen olursa buraya ekliyorum.
Bilmediğim tadlara karşı önyargılıyımdır.Tarif bana uygun gözükmüyor o nedenle kendi klasik yöntemlerimle pişirmeye devam edeceğim…

15 Nisan 2010

FUTBOL OYNAMAK KESİNLİKLE YASAKLANMIŞTI !! PEKİ NE ZAMAN ?

Photobucket

Ortaçağ İngiltere’sinde arazilerinde genç işçi çalıştıran zengin toprak sahipleri gün geçtikçe işçi bulmakta zorlanmaya başlar.Bir topun peşinde koşarak zamanını harcayan insan sayısındaki artış işleri aksatıp,geliri azaltır…

Zaten halkın bir kesimi de, bu oyunu kolların bacakların kırılıp kavgaların çıktığı,bir işsiz güçsüz uğraşısı olarak görmektedir…

Kral II. Edward’a giden şikayet sayısı günden güne fazlalaşır ve 1314 yılında bir emir çıkartılır…

“Bundan sonra İngiltere sınırları içinde her kim olursa olsun ayakla vurularak oynanan top oyununu oynamaya kalkışırsa şiddetle cezalandırılacaktır.”

Futbolun beşiği olan İngiltere’deki bu yasak tam olarak uygulanmaz ve futbol sevgisi artmaya devam ederek, trilyonların konuşulduğu güncelliğini yitirmeyecek bir sektör haline gelir…

KUZEY ATLANTİK ORTASINDA BİR KASIRGA...

Animasyon teknikleriyle istenilen görüntü yaratılabiliyor ya, izlerken önce bir film sahnesi zannettim.

Gerçek olduğunu görünce resmen ürperdim…

Dalga yüksekliği 15-20 m ölçülmüş…

ÖYLE BİR ŞİİR Kİ …

“Hayat kısadır
Biraz hayal
Biraz aşk
Ve sonra Allahaısmarladık…
Hayat boştur
Biraz kin
Biraz ümit
Ve sonra Allahaısmarladık…” demiş Fransız şair Verlaine, “La Vie “yani Türkçesi “Hayat” olan bu şiiriyle…

Memet Güler - Bizim Ekran köşesinde paylaşmıştı bu şiiri ve ben uzun süredir bu kadar etkilenmemiştim …

Türkçe çevirisini, Sofya’da askeri ataşelik görevini sürdürürken ilk defa Mustafa Kemal Atatürk yapmış.

Askeri ve matematik konularında çeviriler yaptığını biliyordum ama bunu daha önce duymamıştım...

foto.

KULAKLARA KÜPE...

Photobucket

"Elinde çekiç olan kişi herşeyi çivi olarak görür..."


foto.knuttz

12 Nisan 2010

DÜNYANIN EN BÜYÜK LASTİK ÖRDEĞİ…

Florentijn Hofman’ın değişik bir tarzı var...
Çalışmalarını müzede ya da bir sanat galerisinde sergilemeyi düşünmemiş...

Daha çok insana ulaşma isteğiyle halka açık alanları tercih etmiş..
Alan sıkıntısı yaşamadığı için devasa büyüklükteki bu Lastik Ördeği farklı ülkelerde rahatça sergilemiş...
Diğer eserleri arasında en çok bunu sevdim.Kızım doğmazdan kısa bir süre önce boy,boy almıştım.Banyo sırasında onu oyalarken çok işe yaradı. :))
Hofman’ın dediği gibi “Lastik Ördek, her yaşa uygun sevimli ve samimi bir oyuncak”...
Photobucket

Photobucket


Photobucket


TRT ÇOCUK KOROSU İLE GEÇMİŞE YOLCULUK...

Tek kanallı dönemde TRT çocuk korosu her Pazar saat 10.00 gibi başlardı... :)) İlkokulu yeni bitirmiş olmalıyım,bu görüntüleri hatırlıyorum.