Herkese güzellikleriyle unutulmaz bir yıl diliyorum ...
31 Aralık 2009
29 Aralık 2009
EYFEL YIKILMAKTAN NASIL KURTULDU ?
İkinci Dünya Savaşının tüm hızıyla devam ettiği yıllarda,Alman işgalindeki Paris’e sürpriz bir konuk gelir.
Gece yarısı apar topar yatağından kaldırılan Paris belediye başkanı şaşkın bakışlarla karşısında duran Nazi subayına bakmaktadır.
Subay Eyfel’e ait bilgileri içeren bütün dosyaları toparlamasını ve kendisiyle gelmesini söylemektedir.Neler olup bittiğini anlamaya çalışan başkan subayı takip ederek hızlı adımlarla arabaya biner.
Kuleye geldiklerinde belediye başkanının şaşkınlığı bir kat daha artar çünkü Hitler kendisini beklemektedir.
Beraberindeki subaylarla birlikte kuleye çıkan Hitler kısa süren görüşme sonrası grupla birlikte Alman karargahına geçer.
Belediye Başkanının alınmadığı toplantı sabaha karşı başlar.
Sovyet orduları karşısında çok fazla tank,top ve araç kaybeden Almanlar silah için gerekli hammadde yollarının müttefik devletlerce kapatılmasıyla iyice sıkıntıya düşmüştür.İş çözüm üretmeye gelince işgal ettikleri ülkelerden tüm metallerin toplatılması kararına varırlar.
İşte Hitler’in Eyfel’i ziyaretinin asıl sebebi de bu olur.
Kule söktürülüp tank,top ve tüfek yapımında kullanılacaktır.Ancak yapılan toplantı sonrası Eyfel’in sökülmesinin çok uzun süreceği ve elde edilecek çelikten beklenen miktarda silah üretilemiyeceği mühendislik hesaplarıyla ortaya konulunca bu projeden vazgeçilir.
Uykusuz geçen gecenin ardından toplantı salonun kapısı açılır.
Dışarı çıkan Alman general belediye başkanını yanına çağırtır.”Hadi git ! artık rahat uyuyabilirsin Eyfel ucuz kurtuldu” der.
Gece yarısı apar topar yatağından kaldırılan Paris belediye başkanı şaşkın bakışlarla karşısında duran Nazi subayına bakmaktadır.
Subay Eyfel’e ait bilgileri içeren bütün dosyaları toparlamasını ve kendisiyle gelmesini söylemektedir.Neler olup bittiğini anlamaya çalışan başkan subayı takip ederek hızlı adımlarla arabaya biner.
Kuleye geldiklerinde belediye başkanının şaşkınlığı bir kat daha artar çünkü Hitler kendisini beklemektedir.
Beraberindeki subaylarla birlikte kuleye çıkan Hitler kısa süren görüşme sonrası grupla birlikte Alman karargahına geçer.
Belediye Başkanının alınmadığı toplantı sabaha karşı başlar.
Sovyet orduları karşısında çok fazla tank,top ve araç kaybeden Almanlar silah için gerekli hammadde yollarının müttefik devletlerce kapatılmasıyla iyice sıkıntıya düşmüştür.İş çözüm üretmeye gelince işgal ettikleri ülkelerden tüm metallerin toplatılması kararına varırlar.
İşte Hitler’in Eyfel’i ziyaretinin asıl sebebi de bu olur.
Kule söktürülüp tank,top ve tüfek yapımında kullanılacaktır.Ancak yapılan toplantı sonrası Eyfel’in sökülmesinin çok uzun süreceği ve elde edilecek çelikten beklenen miktarda silah üretilemiyeceği mühendislik hesaplarıyla ortaya konulunca bu projeden vazgeçilir.
Uykusuz geçen gecenin ardından toplantı salonun kapısı açılır.
Dışarı çıkan Alman general belediye başkanını yanına çağırtır.”Hadi git ! artık rahat uyuyabilirsin Eyfel ucuz kurtuldu” der.
~~~~
*Okurken ve de kaleme alırken hep şunu düşündüm ya yeterince zaman olsaydı? ya da hesaplar tutsaydı ? Fransa’nın simgesi şu an olurmuydu? :))
kynk.Evrensel Bakış Açısı-Gürbüz Evren
27 Aralık 2009
BEN YİRMİBEŞ YAŞINDA ÖĞRENDİM :)))
Çocukken kardeşimle oynadığımız bir oyuncağımız vardı.Sırt üstü yüzen bebek...Kurup suyun üstüne bıraktığınızda hızlı hızlı kulaç atıp leğende ordan oraya yüzerdi.Bu videoyu izlerken onu anımsadım ama burada durum biraz farklı yüzen oyuncak değil nihayetinde... :-0
Bu hafta izlediğim en ilginç görüntüydü beni hayli şaşırttı.
KAHVE ALTI
Çocukluğumda yazları mutlaka İstanbul’a gider teyzemlerde bir süre kalırdım…Tatilde olmama rağmen çok erken kalktığımı günü dolu dolu yaşadığımı hatırlıyorum.Teyzem ise yoğun çalışma hayatına rağmen hazırladığı kahvaltıya mutlaka çorba ile başlar, mide için bunun yararlı olduğunu söylerdi. Ben ise alışık olmadığım için istemez, ısrarlar karşısında mecburen içmek zorunda kalırdım.:((
Kahvaltıda çorba içmek Osmanlı’dan kalan bir gelenek ancak dedim ya baştan nasıl alışılırsa öyle gidiyor ben bir türlü sevemedim…
Buna karşın yine o zamanlardan kalan bir kültür olan sabah kahvesini severim.Zaten kahvaltıyı “kahvaltı” yapan bu “kahvedir”…
Güne başlar başlamaz hemen herkesin telaffuz ettiği bu kelime, o yıllarda yani Osmanlı’da içilen kahve öncesi mideye zarar vermemek için yenilen hafif yiyeceklere “kahve alti” denilerek ilk şeklini almış.Zaman içinde “e” harfinin düşmesiyle kelime “Kahvaltı”ya dönüşmüş…
Şimdi yorucu geçen bir haftaya ödül olarak güzel bir kahvaltı planlıyorum ve herkesin güzel bir haftasonu geçirmesini diliyorum…
Güne başlar başlamaz hemen herkesin telaffuz ettiği bu kelime, o yıllarda yani Osmanlı’da içilen kahve öncesi mideye zarar vermemek için yenilen hafif yiyeceklere “kahve alti” denilerek ilk şeklini almış.Zaman içinde “e” harfinin düşmesiyle kelime “Kahvaltı”ya dönüşmüş…
Şimdi yorucu geçen bir haftaya ödül olarak güzel bir kahvaltı planlıyorum ve herkesin güzel bir haftasonu geçirmesini diliyorum…
20 Aralık 2009
NİMET ABLA…
Ankara’da “Nimet Abla Piyango Gişesi” yok ama ,elinin onun kadar uğurlu olduğunu düşünen bir piyangocu var… :)) Bugün ondan üç tane bilet aldık üstelik bu sene bir değişiklik yaparak biletleri özellikle cici kızıma çektirdik.Sonuç ne olur bilinmez ama her yeni yılda olduğu gibi amorti bile zor çıkar bize…
Neyse geleyim asıl bahsetmek istediğim mevzuya baklavada Güllüoğlu,kolonyada Eyüp Sabri deriz,hadi onlar ürettikleriyle anılır bu normaldir ama ya milli piyango?? Ne ilginçtir ki piyango denilince ismi her sene mutlaka anılır.Tv yayınları özellikle o gişenin önünden bu konuyu haber yapar…
Küçük bir araştırmayla ulaşılan hikayesi gerçekten enteresan Melek Nimet Özden’in…
Neyse geleyim asıl bahsetmek istediğim mevzuya baklavada Güllüoğlu,kolonyada Eyüp Sabri deriz,hadi onlar ürettikleriyle anılır bu normaldir ama ya milli piyango?? Ne ilginçtir ki piyango denilince ismi her sene mutlaka anılır.Tv yayınları özellikle o gişenin önünden bu konuyu haber yapar…
Küçük bir araştırmayla ulaşılan hikayesi gerçekten enteresan Melek Nimet Özden’in…
II. Abdülhamit döneminde yaşayan İstanbullu bir ailenin kızıdır Nimet Abla.Evlenme çağı geldiğinde Eminönü’nde tütün işiyle uğraşan İsmail Hakkı beyle evlendirilir.Tütün işinin yanı sıra teyyare piyango satışı ile uğraşan İsmail Hakkı bey, satışı teşvik için veresiye piyango biletlerini satıp parasını geri alamayınca büyük zarar eder…
Kocasının bunalıma girdiğini görüp buna dayanamayan Nimet Abla kollarını sıvayıp işin başına geçer…
Önce Diyanet işlerine gidip “piyango haram değildir” fetvasını alıp dükkana asar.Hem de büyük yazılarla…Sonra bilet alanlara promosyon olarak kutu şeker dağıtmaya başlar.Bu arada diğer erkek piyangocular önce onunla alay eder,sonra tepki gösterirler bir bayanın bu işi yapmasına karşı çıkarlar…
Her geçen gün biraz daha fazla bilet satan akıllı kadın rekor satışlarıyla bir numara olur.Bilet sattığı her kişinin adresini almayı unutmaz bir yere not eder,sattığı bilete yüksek ikramiye çıkınca gazetecileri alıp müjdeli haberi bizzat kendisi vermeye gider.Gazetelerde boy boy çıkan haberlerle 1978 yılına kadar ününe ün katmaya devam eder...
kynk.
foto.
kynk.
foto.
18 Aralık 2009
NEİL ARMSTRONG’UN AYAKKABILARI...
Ayakkabının ilginç tarihçesinin de anlatıldığı kitapta yer alan bir bilgidir. Ay’a ilk ayak basan insan Neil Armstrong’un dönüş yolunda dünyaya herhangi bir hastalık taşımama veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesini önleme amacıyla ayakkabılarının uzaya bıraktırıldığı bilgisi…
Bunu okurken hoşuma gitti çünkü "tedbir " kelimesinin hayatımızdaki önemini bir kez daha düşündüm.Oldum olası tedbirli insanları sevdim ve taktir ettim…
Olaylara balıklama atlamamak,ileriye yönelik düşünmek hayattaki başarının anahtarlarından biri bana göre…
Bunu okurken hoşuma gitti çünkü "tedbir " kelimesinin hayatımızdaki önemini bir kez daha düşündüm.Oldum olası tedbirli insanları sevdim ve taktir ettim…
Olaylara balıklama atlamamak,ileriye yönelik düşünmek hayattaki başarının anahtarlarından biri bana göre…

Daha önce uğramayanlar için NASA resmi sitesi…
15 Aralık 2009
MERHABA…
Alışamadım şu internette konuşma diline…
Arkadaşım ileti gönderdi. –SA.
-SA ??
O ne ki? Anlamadım diye cevap verdim.”Selamün Aleyküm” demek istemiş…Anlam olarak tabiî ki değerli ancak alışkanlık işte “merhaba”diye tekrar dönüş yaptım.
Farsça kökenli “benden sana zarar gelmez” anlamıyla merhaba kelimesini kullanmayı tercih ediyorum belki de selamlaşmanın yanı sıra, taşıdığı dostluk mesajı hoşuma gidiyor…
Hatta bu yazışma sırasında konuyla ilgili aklımda gelen bir olayı da daha önce duymayanlar için bu yazıya eklemek isterim…
Atatürk’ün üsteğmenliği döneminde bulunduğu birliğin alay komutanı aniden rahatsızlanır.İçtimaya çıkılarak gereken kontrollerin yapılması görevi,bir çok kıdemli subay olmasına rağmen Atatürk’e verilir.O dönemde komutanlar askerleri ”Selamün Aleyküm” şeklinde selamlamaktadır…
Atının üstünde sabah içtimasına çıkan Mustafa Kemal alayın önüne gelir ve kısa bir bekleyişten sonra “Merhaba Asker” der…
Şaşırıp ne söyleyeceğini bilemeyen askerlere tekrar “Merhaba Asker” deyince,askerler “sağol” diye cevap verir.
Günlük konuşma dilinde ”Selamün Aleyküm”ü kullansa da o günden sonra askerlerini hep “merhaba asker “diyerek selamlamaya devam eder ve bu böyle günümüze kadar gelir…
Arkadaşım ileti gönderdi. –SA.
-SA ??
O ne ki? Anlamadım diye cevap verdim.”Selamün Aleyküm” demek istemiş…Anlam olarak tabiî ki değerli ancak alışkanlık işte “merhaba”diye tekrar dönüş yaptım.
Farsça kökenli “benden sana zarar gelmez” anlamıyla merhaba kelimesini kullanmayı tercih ediyorum belki de selamlaşmanın yanı sıra, taşıdığı dostluk mesajı hoşuma gidiyor…
Hatta bu yazışma sırasında konuyla ilgili aklımda gelen bir olayı da daha önce duymayanlar için bu yazıya eklemek isterim…
Atatürk’ün üsteğmenliği döneminde bulunduğu birliğin alay komutanı aniden rahatsızlanır.İçtimaya çıkılarak gereken kontrollerin yapılması görevi,bir çok kıdemli subay olmasına rağmen Atatürk’e verilir.O dönemde komutanlar askerleri ”Selamün Aleyküm” şeklinde selamlamaktadır…
Atının üstünde sabah içtimasına çıkan Mustafa Kemal alayın önüne gelir ve kısa bir bekleyişten sonra “Merhaba Asker” der…
Şaşırıp ne söyleyeceğini bilemeyen askerlere tekrar “Merhaba Asker” deyince,askerler “sağol” diye cevap verir.
Günlük konuşma dilinde ”Selamün Aleyküm”ü kullansa da o günden sonra askerlerini hep “merhaba asker “diyerek selamlamaya devam eder ve bu böyle günümüze kadar gelir…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


